Adı 4/C içi 4/B olsun

4/C diyorlarsa 4/C olsun adı. Ama içi düzenlensin 4/B gibi olsunÇünkü, toplu sözleşme hakkı ve 12 ay çalışma garantisinden vazgeçemeyiz. Ben bunlarla yetinebilirim

TEKEL işçisi Uludoğan:
4/C diyorlarsa 4/C olsun adı. Ama içi düzenlensin 4/B gibi olsun
Çünkü, toplu sözleşme hakkı ve 12 ay çalışma garantisinden vazgeçemeyiz. Ben bunlarla yetinebilirim
Bu haliyle 4/C’ye geçersek sözleşmemiz her yıl yenilenecek. Bu bizi korkutuyor. Çalışma güvencesi istiyoruz 11 ay maaş ödeyecekler. 40-45 yaşına gelmiş ustalara lağım temizletmek haksızlık olur

Eylemin sekizinci günü TEKEL işçileriyle tam sayfa bir söyleşi yapmıştık. O zaman gördüğümüz Adı 4/C içi 4/B olsunTEKEL’ciler TÜRK-İŞ’in önünde kendilerine ancak çay içecek kadar bir yer açmış, birbirleriyle daha yeni yeni tanışıyorlardı. Bu hafta uğradığımızda ise karşılaştığımız manzaranın özeti aynen şöyle:
Tokat çadırı nerede?
“İlk sağa dön, düz git, ileride bir daha sor.”
Çaydanlıklı, battaniye istifli, is kokulu “eylemkondu”ların arasında kalabalığa çarpa çarpa yürümeye başladık. Yürüdükçe kulağımızda Başbakan’ın “Ay sonunda müdahale edilecek” açıklaması çınladı. Abdi İpekçi’deki gibi bir dayak faslının, orta yerinde soba kurulu bu naylon çadırlarda nasıl bir faciaya dönüşebileceğini düşünmek korkunç...
“Yok” dedik içimizden; “Mümkün değil, öyle bir şeyin yaşanmasına kimse izin vermez.”
Hem belli mi olur; belki de TEKEL’ciler şubat sonuna kadar kendi rızalarıyla ayrılırlar bu çadırlardan... Ezilmeden, ezmeden... Herkesin ikna olacağı mutlu bir sonla...
Gerçi, “Mesele TEKEL’cilerin ikna olması meselesi değil kardeş” diyenler de çıkacaktır, ama aslına bakarsanız mesele tam olarak o. Mesele, 4/C’li oldu-olacaklarla toplam 70 bin çalışanın ve onların ailelerinin rızası meselesi. Hatta bir adım daha ileri gidersek; bu bir “rıza lokması.”
İşte söyleşimizin dünkü bölümünde iki 4/C’linin kendisine verdiği farklı akılları dinleyen TEKEL işçisi Şinasi Uludoğan’ın “razı geldiği formül”, hükümet dahil belki de herkesin o lokmayı yiyebilmesine bir vesile olur:
Halihazırda 4/C’de çalışan ve size “Sakın eylemi bırakmayın” diyen Figen Ekinci’yle, 4/C’yi beğenmeyen, ama size de “İşsiz kalmaktansa, razı olun” önerisinde bulunan İdris Emirzeoğlu’nun tartışmasını birlikte izledik. Ne düşünüyorsunuz?
Valla onları dinlerken benim aklıma Zile’deki orta son yıllarım geldi. Babam hasta yatıyor, ağabeyim askerde, annemle ablam ırgatlık yapıyordu. O yıl sınıfta kalınca ben de tüpçüde çalışmaya başladım. Aylığım o zamanın parasıyla 5 bin lira. Duyuyorum, sağda solda diyorlar ki “5 bin liraya da çalışılır mı?”
Oysa çok iyi biliyorum ki işten bir çıkacak olsam yine aynı kişiler benim için “Ağzı kokuyor açlıktan, kendi geziyor” diyecekler. Bizim toplumun yapısında bu var. Dışarıdan bakanlar ikisini de söylerler.
Peki, siz şimdi ne söylüyorsunuz?
Şimdi ben şunu düşünüyorum: İdris Bey’in dediği gibi evet işsiz kalmak bir ölüm. Ama, Figen Hanım’ın “Ölünüz dirinizden daha pahalı” dediği de doğru. Acaba her gün ölmektense bir gün ölmek daha mı iyidir? İdris arkadaşımın dediklerini hakikaten anlıyorum.
Fakat bugün AKP hükümeti, -Ak Parti demeye de kızıyorlar, dememeye de kızıyorlar- neyse yani, madem kendine “adalet ve kalkınma” diyor, o zaman sen kimi kalkındırıyorsun? Bu işçileri sen memur yapabiliyor musun, yapamıyorsun. Biz de bu ülkenin evlatları olarak artı yeni bir şey talep etmiyoruz ki...
Mesela en başta neyi talep ediyorsunuz?
Eğer biz bu haliyle 4/C’ye geçersek sözleşmemiz her yıl Bakanlar Kurulu tarafından bir daha yenilenecek. Bu bizi korkutuyor. Bizimle aynı yerde çalışanların nasıl çalışma güvencesi varsa, eskiden nasıl bizim de var idiyse, biz de şimdi aynısını istiyoruz.
Düşünün, bir dahaki yıl seçim var. Diyelim ki hükümet değişti. Ya o zaman sözleşmemiz bir daha yapılmazsa? Biz yine işsiz kalmış olmayacak mıyız?
Gerçi İdris Bey bugüne kadar kimsenin 4/C akdinin feshedilmediğini söyledi, ama Figen Hanım da “Bir üniversiteli paspas dahi yapmaya razı olduğu için edilmiyor” dedi.
Bizim en büyük ikinci endişemiz de bu zaten. Onurumuzun zedelenmesi. Ben bir 4/C’linin nasıl muamele gördüğünü anlatayım size: Bir bölge yatılı okulunda lağım tıkanıyor. Oranın müstahdemleri “bizim işimiz değil” diyorlar. Müdür onu çağırıyor, bunu çağırıyor kimseye yaptıramıyor.
İş kaymakama intikal ediyor. Kaymakam da yaptıramıyor. Sonunda, “Çağırın şuradan iki tane 4C’liyi” diyor, yaptırıyor. Yani şimdi bunları temizleyen insanları tenzih ederim, herkesin mesleği ayrı, ama 40-45 yaşına gelmiş makine ustalarına, üretim ustalarına bu zor olur ve hakikaten haksızlık olur.
Bizim çoğumuz için parasal mesele dahi ikinci planda. Ben 45 yaşıma geleceğim, bana 20 yaşında bir amir icabında onurumu zedeleyecek; bu olmaz.
Siz 31 Ocak’ta işsiz kalana kadar TEKEL’den ne kadar alıyordunuz; 4/C’ye geçerseniz ne kadar alacaksınız?
Benim cebime giren 1600 lira civarındaydı. 4/C’ye geçersem 856 lira alacağım. 4/C’liye “Sen en fazla 11 ay çalışabilirsin” dedikleri için ben o kazandığımı 11’le çarpıp, 12’ye böleceğim. Dolayısıyla 780 falan ediyor herhalde.
Yani, maaşımdan yarısından fazlası gidiyor. Zaten çam sakızı çoban armağanı gibi karnımı zorla doyurduğum benim bu maaşımı niye benden alıyorsun, bu Allah’tan reva mıdır?
Onun üstü size kömür, makarna olarak geri dönse, bir nebze olsun açık kapanmaz mı?
Bunlar gülünç şeyler... Yok, yani... Biz yeşil kart sahibi insanlar mıyız? Biz 94 krizinde ekstra mesai yapıp devletin bütçesine bizzat katkı sağlayan, emeğiyle, alın teriyle çalışmış işçileriz. Her zaman da yaparız.
Taşın altına elimizi sokmak gerekiyorsa, biz bugün de sokarız. Sokuyoruz zaten 4/C’yle... Ama sadaka istemiyoruz. Zaten onun için de haftalardır burada onurlu bir mücadele veriyoruz.
Biraz geç kalmadınız mı? Dün, Figen hanıma sorduk: “Siz 4/C mücadelesi verirken TEKEL işçileri size destek oldu mu?” diye, “Yarın sizin de başınıza gelecek dediğimiz halde hiçbiri destek olmadı” dedi. Niye sıra size gelene kadar hiç tepki göstermediniz?
Bunun tek sorumlusu Türk-İş’tir. Örgütlemeyi onun yapması gerekiyordu. Bizler bugünkü gibi bilinçli değildik. Ateş düştüğü yeri yakar, damdan düşen yanıma gelsin hesabı, biz neyin ne olduğunu kendi fabrikalarımız özelleştirilmeye başlayınca anladık. Kaldı ki bence artık ne birbirimizi ne de sendikayı suçlama zamanı; son 15 güne girdik.
Ne yapmayı düşünüyorsunuz bu son 15 günde, neye karar verdiniz?
Sonuna kadar direnmeye devam edeceğim. Kararım bu.
Sonuna kadar, ama ne diyerek; en son geldiğiniz nokta ne?
Ben artık kadromun ne olacağının adında değilim. Statümün işçi kalmasından vazgeçebilirim. İşimden yana bir tiksintimiz yok bizim. 4/C diyorlarsa tamam adı 4/C olsun adı. Ama içi düzenlensin, 4/B gibi olsun. Çünkü, bizim asla vazgeçmeyeceğimiz iki hakkımız var: Toplu sözleşme hakkı ve 12 ay çalışma garantisi. Bunları almakla ben şahsen yetinebilirim.
Mesela size “Tamam seni istediğin şekilde kadroya alacağım, ama Tokat’ta değil, Mersin’e göndereceğim” deseler razı mısınız?
Benim itibarımı, özlük haklarımı versinler, razıyım.
Yalnız İdris Bey, bir şeyler istemek için önce Başbakan’dan özür dilemeniz gerektiğini söyledi?
Dünya görüşüm itibariyle el etek öpmek benim defterimde yazmaz. Ben Allah’a sığınırım, ama Başbakan da olsa kimsenin önünde eğilmek istemem. Kaldı ki bir yanlış da yapmadım.
Hakaret etmedim. Sadece sosyal devlet gereği başlangıçta bana verilmiş hakkımı geri istedim, o kadar.
İslamî duyarlılıkları olduğu için söylüyorum; bunu Ali Bulaç da yazdı. İslam hukukunda başlangıçta nasıl bir anlaşma yapıldıysa o şekilde devam eder, dedi.
Figen Hanım’ın da önerisi sendikayı bir kenara koyup, Başbakan’la direkt işçinin irtibat kurması yönünde; bunu düşünür müsünüz?
Sendikayı dışarıda bırakmayı doğru bulmam. Yanlışları olmakla birlikte sonuçta kurumsal olarak onun da bir kimliği, bir haysiyeti var. Zaten benim bundan sonraki beklentim sendikadan ziyade sivil toplumdan. İçersine hangileri giriyorsa, kendilerinden insanca gelip, TEKEL işçisine destek vermelerini istiyoruz.
Bu iş oturmakla olmuyor. Artık grup grup, her gün sonuna kadar bir mücadele sergilemek durumundayız, çünkü süre daralıyor. Ama bir şartımız var; bize pankartlarıyla, bayraklarıyla, kendi sloganlarıyla gelmesinler, sadece insan kimlikleriyle gelsinler. Bizim şu anda ihtiyacımız olan tek şey insanlık.

Adı 4/C içi 4/B olsun

4/C geçici, 4/B sözleşmeli
4/B ve 4/C statüleri, ismini 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4. maddesinden alıyor. Maddenin C fıkrasında “geçici personel”, “Bir yıldan az süreli veya mevsimlik hizmet ve işçi sayılmayan kimseler olduğu” belirtiliyor.
B fıkrasında ise “sözleşmeli personel” olduğu belirtiliyor ve şöyle tanımlanıyor: “Önemli projelerin hazırlanması, gerçekleştirilmesi, özel bir meslek bilgisine ve ihtisasına ihtiyaç gösteren geçici işlerde sözleşme ile çalıştırılmasına karar verilen kamu hizmeti görevlileridir.”

Asıl psikolojisi bozulan benim
Siz Ak Parti’ye karşı mı eylem yapıyorsunuz?
Allah şahittir, bizim “AKP’ye kızgınız” ya da “Bu partinin görüşündeyiz, o yüzden AKP’ye karşı eylem yapıyoruz” diye bir durumumuz yok. Biz haksızlığa uğradığımıza kanaat getirdiğimiz için Ankara’dayız. Biz AKP’ye değil, hükümetin bu icraatına karşıyız.
Sigara fabrikasını ben özelleştir demedim ki. Alın bunları 4/C’li yapın diye de ben demedim.
Eğer birileri çıkıp belden aşağı AKP’yi vuruyorsa, hiç kusura bakmasın onun müsebbibi de kendileri. Biz hepimiz kulaklarımızla duyduk. 5 Aralık’ta canlı yayında Başbakan’a “Tekel işçisi sizden müjde bekliyor” dediler, Başbakan dönüp “Yatarak para kazanma devri geçti. Devletin malı deniz yemeyen domuz” dedi. Hepimizi ilk kıran laf o oldu.
Ama İdris Bey “Başbakan’ın da psikolojisini düşünün, onu hesaba katmazsanız sonuç alamazsınız” diyor.
İyi de asıl benim psikolojim bozuldu.

Adı 4/C içi 4/B olsun

Bizimle empati yapın!
Şinasi Uludoğan 1968, Tokat doğumlu. Endüstri meslek lisesi mezunu. İki çocuk babası. 18.5 yıl TEKEL sigara fabrikasında üretim ustası olarak çalıştı. Fabrika özelleştirilince iki yıl önce yaprak tütün işletmesine kaydırıldı. 31 Ocak’ta o işletme de kapatıldı ve aynı tarih itibarıyla iş akdi feshedilen 8250 TEKEL’ci gibi işsiz kaldı. 15 Aralık’tan beri TEKEL eylemine destek veriyor. Abdi İpekçi’de gaz ve tazyikli suya maruz kalanlardan. Cumhurbaşkanı’ndan Özelleştirme İdaresi’ne kadar Ankara’daki tüm yetkililere hemen her gün “Lütfen bizimle empati yapın” diyen e-mailler gönderiyor. Siyasi eğilimini, “Ne sağda ne solda, tam insan merkezinde duran birisiyim” diye ifade eden Uludoğan, “Dolayısıyla şu anda peşinden gittiğim hiçbir parti yok” diyor.
Fotoğraflar: MUSTAFA İSTEMİ

‘4/C’li yapmaz diye AKP’ye oy verdiler’
Bugün yaşadığınız sıkıntının bütün sorumlusu olarak sadece Ak Parti hükümetini mi görüyorsunuz?
Aslında, bugün AKP yerine başka hükümetler de gelse değişen bir şey olmaz; sistem bozuk. Yalnız şu var: AKP hükümetine insanlar bunun için oy vermişti. Pek çok arkadaşımız, “SHP-DYP gibi bir koalisyon hükümeti olsa bizi daha kötü bir duruma sokar, ama bu AKP bizi asla 4C’ye göndermez” demişti. Şimdi hayal kırıklığının sebebi bu.
Çalıştığınız fabrikalara gereksiz yere insan yığıldığını, bunu yapanın da geçmiş hükümetler olduğunu kabul ediyor musunuz?
Elbette ediyoruz. Bir tane anahtarı tutmasını bile bilmeyen insanlar emekli oldu gitti bu fabrikalardan. Ama bu bizim suçumuz değil ki... Kaldı ki bu hükümet de 218 bin kişiyi işçi statüsünde kadrolaştırdı. Peki, o 218 bine yeni kadro açarken 8 bin kadrolu işçiyi geçici işçi yapmak ne kadar adil?
Ama Başbakan da “Ben son iki yıldır iyi niyet gösterdim, yatanlara dahi ücretlerini ödedim” diyor?
İyi de benim işverenim sensin. Beni o pozisyona sokan sensin. Bizi yaprak tütünlere geçirdiğinizde buralarda bize göre bir iş olmadığını herkes biliyordu. Sigara fabrikasının özelleşeceğini sen biliyordun. Bunun alt yapısını hakkımı hukukumu gözeterek yapmak senin işindi.
Niye yapmadınız da iki sene sonra “Biz sendikayla 4/C’de anlaşmıştık” diyorsunuz. Velev ki anlaşmış olun, bu sizin yaptığınız yanlışı haklı çıkartmaz ki. Yani insanın gerçekten sorası geliyor, “Siz hiç mi yanlış yapmazsınız Sayın Başbakan?” diye. Lütfen bunu kabul edin ve şimdi gerçek bir çözüm bulun bize.

- BİTTİ -

DİĞER YENİ YAZILAR