İzmir’i konut ve eğitim yakıyor

2009’da ülke genelinde konut fiyatları yüzde 2.31 arttı, İzmir’de ise bu oran yüzde 19.5’i buldu. Eğitimde de benzer tablo çıktı: Türkiye ortalaması yüzde 5.47, İzmir’de yüzde 9

Türkiye’nin yıllk enflasyonu 2009’da yüzde 6.87 olurken, İzmir rekor kırdı, enflasyon oranı ülke ortalamasının üzerindeki tek kent olarak karşımıza çıktı. 7. 2’lik bir rakam şaşırtıcıydı . Bir kent için ülke ortalamasının bu kadar üzerinde enflasyon rakamı, önemli farka işaret ediyor.
İzmir’de Nisan ayı 2010’daki fiyat artışları da Nisan 2009’a göre yüzde 11.18 olarak hesaplandı. Ülke genelinde bu oran ise yüzde 10.19 olarak gerçekleşmişti. İzmir hızını alamadı, son fark kendini nisan ayında sebze-meyve fiyatlarında gösterdi. Bu kalem, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, mart ayına kıyasla yüzde 0.8 arttı. Aynı verilerin Türkiye ortalaması yüzde 0.6’ydı.
Peki İzmir’i bu kadar pahalı yapan, ülke ortalamasının üzerine çıkaran etken ya da etkenler neler ?
Bu durumu yalnızca sebze ve meyve fiyatlarına bakarak, tarım ürünleriyle açıklamak mümkün mü ? Bu artış oranları mevsimsel dönemlere mi işaret ediyor?
Ülke ortalamasının üzerinde maaş almayan, geliri ortalamanın hiç de üzerinde olmayan İzmirliler neden bu kadar pahalı yaşıyorlar?
* * *
Makro ve yerelde enflasyon artışlarını yakından takip eden İzmir Ekonomi Üniversitesi öğretim üyelerinden Yardımcı Doçent Doktor Alper Duman’la son rakamları önümüze alarak, asıl artışın hangi kalemlerden oluştuğunu bulmaya çalıştık. Tahminlerimizdeki gibi, büyük artış tarım ürünlerinin gıda üzerindeki etkisinden kaynaklanmıyordu. Duman, enflasyon endeksleri hazırlanırken kullanlan ağırlıkların hem çok düşük olduğunu hem de bu geçici artışların tüm Türkiye düzeyinde paralel gözlendiğini fark etti. Yrd. Doç. Duman’la İzmir rakamlarında enterasan bir sonuçla karşılaştık. Tüketim kalemlerinde büyük fark yalnızca iki kalemden doğuyor, diğer kalemler ise Türkiye ile paralel oranlarda seyrediyordu. En büyük fark ‘Konut, Su, Elektrik, Gaz ve Diğer Yakıtlar’ kalemi olarak göze çarptı.
Genç akademisyen bu kalemi kısaca ‘konut’ olarak özetliyor. Yalnızca bu kalemdeki yıl sonu itibariyle bir önceki yılın aynı ayına göre tüketici fiyatları endeksi değişim oranı Türkiye genelinde yüzde 2.31 iken, İzmir için bu oran yüzde 19.5 çıktı. Asıl şaşırtıcı olan şu; İstanbul için aynı rakam eksilerde. Evet İstanbul’da konut kaleminde son bir yıllık değişim yüzde - 2.19.
Konutta 2008-2009 döneminde açılmaya başlayan makas 2010’un ilk çeyreğinde de aynen sürüyor.
İzmir enflasyonunu yüksek çıkartan bir diğer kalem de ‘eğitim’ harcamalar kalemi olarak ortaya çıktı. Türkiye ortalaması yüzde 5.47 olan bu kalemdeki yıllk fiyat artışı da İzmir’de yüzde 9 olarak gerçekleşmiş.
* * *
İzmirliler’in hayatını eğitim ve konut pahalılaştırıyor ki, bu sonucun da kendi içerisinde ayrıca analiz edilmesi gerekiyor. Ekonomist Prof. Hüsnü Erkan’la konuyu kısaca değerlendirdik. Prof. Erkan ilk etapta, konuttaki farkı değerlendirirken dar ve orta gelirli konut talebi azalırken, lüks ve pahalı konut yapımının artmasının etkisi olabileceği üzerinde durdu. Prof. Erkan, ayrıca emekli kenti haline dönüşen İzmir’in aldığı yoğun göçün de bu sonuçlarda etkili olabileceğine dikkat çekti. Eğitimdeki farkı ise yine ilk bakışta, özel okulların, dershanelerin ağırlığının diğer kentlerin üzerine çıktığının işareti olarak algılıyor Hüsnü Hoca.
Ancak sağlıklı gerekçeleri, kapsamlı bir analizle ortaya koymak gerekiyor. Şimdilik kesin olan şu; iki yıldır Türkiye’nin en pahalı kentinde yaşıyoruz ve konut ile eğitim masrafları diğer kentlerin de üzerinde hızla belimizi büküyor.


Kılıçdaroğlu’ndan Alesta Tramola!
Yelkenle seyreden gemilerde dönüşe hazır olunması için tüm ekibe “Alesta Tramola” komutu verilir.
“Haydi dönüşe hazır olun!”
Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlık adaylığıyla, ‘Baykal’la bu rota değişmez’ dediğimiz CHP Yelkenlisi nihayet “iskeleye bağlı, hafif rüzgara razı” halinden kurtulup, açık denizlere yelken açtı, şimdi rüzgar üstüne çıkmayı hedefliyor.
Gelecek ne gösterir bilinmez ama hemen herkesin üzerinde anlaştığı nokta şu; CHP’de böyle bir dönüşümü, yapabilirse ancak Kılıçdaroğlu gerçekleştirebilir.
Kılıçdaroğlu’nun elinde sihirli değnek yok, yalnızca halkın derinliğine inebilen güçlü yönleri var.
Ortaya çıkardığı yolsuzluk dosyalarında sakin ve kendinden emin tavırları, hayatı ciddi ama hoyrat, ben bilirimci olmayan insani bir üslupla ele alışı, İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığı adaylığı sürecindeki mutevazılığı bir siyasetçi için iyi kozlar.
Ekonomist ve maliyeci yönüyle, ekonomi dünyasına da yakın bir isim olması, Hacettepe Üniversitesi’nde uzun yıllar öğretim görevlisi olarak ders vermesi de güven yaratan diğer unsurlardan biri.
Şimdi, Deniz Baykal’ı geri döndürmek isteyenler, komploya prim vermemek için direndiklerini söylüyorlar. O zaman da sormak lazım “Baykal niye istifa etti ?”
Amaç sadece daha güçlü gelmek miydi? CHP’nin derdi, bu tür oyunlarla yol almak üzerine kurulu bir muhalefet stratejisi mi?
İyi bir hatip olmak, muhalefet koltuğuna uslubunla duruşunla yakışmak güzel şeyler. İktidar içinse halkın derinliklerine inen kökler gerekiyor. Halkı tüm katmanlarıyla anladığını, onlardan biri olduğunu anlatan ancak köklerin derinliğidir. Yaşanılan onca ekonomik sıkıntıya, yanlışlıklara rağmen bugün AK Partiyi iktidara tahminlerin üstünde oylarla taşıyan da bu köklerdir.
Ve az kaldı, bakalım yaşanılan olaylarla “kime niyet’ten Kılıçdaroğlu’na nasıl bir kısmet” çıkacak. Bu hafta sonu Kılıçdaroğlu’nu kurultay sınavı bekliyor ve bu sınavın en önemli göstergesini genel başkanlık seçiminin yanı sıra “Parti Meclisi” ve MYK’nın belirlenmesi oluşturuyor.
Kılıçdaroğlu büyük fırtınadan çıkarsa ardından CHP’den kendini dışlanmış hisseden üyelerini, sempatizanlarını geri çağırmalı ve bir büyük kucaklaşmayı yaratabilmeli.
Ancak o zaman CHP genel seçimler yolunda “Tramola” diyebilecek.
Tek adam ve dar grup siyaseti yerine çoğulcu bir kadro ve ekip gücünün oluşturulması kolay bir süreç değil ama CHP yelkenlisi tramola yaparak iktidar denizine de böyle açılabilir.
Umarız kurultay sonrasında Kılıçdaroğlu için “ben senin ‘tramola’ deme ihtimalini sevdim’ duygusuyla yetinmek zorunda kalmayız.