Yangın sadece Denizli’de mi?

ÇOK hoş sohbet, neşeli, içtenlikli biriydi geçen günlerde intihar eden Denizlili işadamı Osman Nuri Sözkesen. Arada bir İzmir’e yolu düştüğünde arar, biraz Denizli’den bolca UFO’lardan, uzaydan konuşurduk. Sanırım kimle sohbet etse konu dönüp dolaşmadan, doğrudan UFO’lara gelirdi muhakkak. Sözkesen, yıllar önce okuduğu Nostradamus’un kehanetlerini anlatan bir kitap sayesinde tanıştığı UFO’lara yürekten inanırdı. Denizli’de kendisinden ismiyle değil, “Bizim UFO” diye söz ederlerdi.
UFO’larla sık sık görüştüğünü anlatır, hararetli savunurdu anlattıklarını. “Uzaydakilerden değil, yanlış kararlar veren siyasetçilerden korkun” derdi, gülümseyerek.
Sohbetin ötesine yaşamına da taşıdı UFO ilgisini Sözkesen. UFO Müzesi’ni açtı, Sirius UFO markalarından Lya ve Enki’yi ortaya çıkardı. Bu markaları da satış beklentisinden öte, insanlar uzayı sevsin, uzay karakterlerine şimdiden alışsın diye yaptığını anlatırdı sık sık.
Kime sorarsanız sorun, yaklaşımı şöyle olur ve Denizli bunu konuşuyor zaten: “En son intihar edecek adamdı rahmetli.”
Bugün pazar ve doğru olan sizi de, kendimi üzmeden yazabilmek.
Ancak önce kapılarını kapatan tekstil devi DEBA’nın kurucusu Esat Sivri’yle röportaj, ardından Sözkesen’in kaybı, son olarak da üst üste kapılarını kapatan sanayi devlerine göz gezdirince, pazar günü de olsa şöyle bir durmakta yarar var gibi geldi.
Çünkü asıl soru şu;
Anadolu sermayesine, Türkiye’nin yerli kaynaklara dayalı üretim yapan köklü şirketlerine neler oluyor? Yeterince görüyor muyuz, Ege de dahil Anadolu sermayesi göz göre göre eriyor.
* * *
Denizli tekstil sektörünün dinamosu olduğu için fitilin ateşlendiği yer oldu. Oysa tekstilin yanı sıra diğer sektörler de Denizli’de hayli zorlanıyor. Birkaç büyük firmanın da her an kapılarını kapatacağı öne sürülüyor.
Ya da soruyu şöyle soralım;
Eğer global krizin en sert yaşandığı dönemlerde yapılan ÖTV indirimi mobilya sektörünü kapsamasaydı Kayseri’nin durumu farklı mı olurdu?
Diğer bir sanayi dinamosu kent Gaziantep’deki firmaların yaşam mücadelesi verdiklerini daha ne kadar gözden kaçıracağız. Özellikle kapılarını halen kapatmamış firmaların büyük çoğunluğunun da vergi borcu altında ezildiğini biliyorsak.
Esat Sivri, sorularıma karşılık, “Çok canımız yandı ama inanın şimdi diğer büyük firmaları düşünüyorum. Onlar da kapanmasın. DEBA’nın kapanması işaret fişeğidir” diyordu. Bir hafta sonra Sözkesen haberi geldi.
Ege’de birçok firma benzer sorunu yaşıyor. Bu firmaları şimdi bankalarla, vergi memurlarıyla tam anlamıyla boğuştukları için deşifre etmenin yararı yok.
* * *
Evet belki de bugün, detaylarıyla görmek istemediğimiz gerçekleri peşinden sürükleyen bir pazar günü...
Türkiye’nin öz sermaye ile büyümeye alışkın köklü firmaları 2000 ve 2001 krizinde aldıkları yarayı atlatamadılar. Ardından Türkiye’nin sıcak para ile büyüme dönemlerinde düşük kur politikası güdülünce, firmalar kendilerini sağlama alacak birikim oluşturamadılar, yüksek faiz döneminde borçlanarak büyüme yolunu seçmekten başka şansları kalmadı.
2004’te çıkan teşvik yasası da, sanayinin dinamo illerini vurdu. Diğer illerle bu iller arasında haksız rekabet ortamı yarattı. Büyük şirketlerdeki köklü firmalar yaklaşık yüzde 20’lerdeki maliyet farklarıyla kendi ülkelerindeki rakiplerle de boğuşamaya başladılar.
Bu arada firmalar içeride artan enerji maliyetleri, omuzlarındaki işveren yükü iç pazarda azalan hatta duran satışlarla karşı karşıya kaldılar.
Üstüne global kriz düşük kur politikasını derinleştirince, ihracat pazarları yüzde 30 daralmaya başlayan firmalar çift yönlü kıskaç altında kaldılar. İç pazarda artan maliyetlere karşın ihracatçılar, kâr’ları minimize etmeye başlarken, bir süre sonra yurtdışı alıcılarını kaybetmemek için zararına fiyatlar verdiler.
Çok önemli bir konu daha var. Sıkıntıda olan firmalar 2009’un Şubat ayından itibaren açıklanan kriz desteklerinden medet umdular. Özellikle sermayesinin 1 milyar TL’ye ulaştırılacağı belirtilen Kredi Garanti Fonu’ndan yararlanabileceklerini düşündüler. Bu fon sayesinde ipotek riski olmadan yeni kredilere kavuşabilecekleri umudu doğmuştu. Öyle olmadı. Kriz desteklerinin çoğu ambalajlı paketlerinde kaldı.
Krizin sertleştiği dönemlerde alınan ve etkili olan “Kısa Çalışma Kolaylığı”, “ÖTV indirimleri” uygulaması da bitti. İş dünyasının köklü şirketleri şimdi bu gerçeklerle yüzyüze. Kısacası umut azaldı. Bilançolarda borçlar çoğaldı.
Umudu kalmayan işadamları,umutsuzluğun acı sularına yelken açmaya başladı.
Oysa hep şuna inanırım.
Bugünleri rahat yaşayabiliyorsak, iyi pazar günleri geçirebiliyorsak; işini seven, işinin hakkını veren işçiler ile işini seven, işçisinin hakkını veren işverenlerin de payı büyük.
Aksi halde bu tür acı kayıpların yanı sıra, aileleriyle birlikte yüzbinlerce kişinin “iyi pazar günleri” geçirme ihtimali azalıyor...

Yangın sadece Denizli’de miİzmir için elele!
SON zamanlarda İzmir’in logo ve slogan sorunu artıyor sanki. Oysa bu kentin, yaratıcı birçok reklam ajansı, birçok tasarımcısı mevut.
Bakıyorum, kentin büyük kuruluşlarından biri yeni bir logoyu İstanbul’da yaptırarak milyonlar harcıyor. Kimi kurumlar akılda kalmayan kent logoları oluşturuyor.
İzmir Ticaret Odası, kent için ayrı logolar oluşturdu, Büyükşehir ayrı logo kullanıyor. Şimdi İzmir Kalkınma Ajansı’nın tanıtım ihalesi kapsamında yeni logolar oluşturulacak.
Büyükşehir Belediyesi, “İzmir için Elele” sloganıyla yeni bir logoya imza attı. Logoda İzmir’in yazılışı sempatik diye düşünülse de “İzmir için elele” sloganına bayıldım! Fazla yaratıcı... “İzmir için elele” buradan da haydi okula der gibi...
Bu kentin yaratıcı reklamcıları ile ilgili kurumları artık bir araya gelse iyi olacak sanki...