Bir Lipödem Hastasının Öyküsü

15 Eylül 2017

Bugün köşemi, kendisinden 3 Kasım 2016 tarihinde “Lenf Koruyucu VASER Liposuction” ile 10 litre yağ alınan Sayın Aliye Ağaçayaklar’ın etkileyici öyküsüne ayırmak istiyorum:

“Yener Hocam merhabalar,

Ben Konya'dan hastanız Aliye Ağaçayaklar. Kısaca hastalık hikayemden bahsedeceğim. Hastalığım bundan 6 sene önce başladı. Bilmiyorum belki de daha önce, son 6 sene çok kötüydü. Konya'da gitmediğim doktor kalmamıştı. Bacaklarım da ayakta çok kaldığımda, yolculuk yaptığım zaman ağrılar ve şişlikler oluyordu. İlk zamanlar bu şişlikler iniyordu, daha sonraları şişlikler kalıcı olmaya başladı. Bu arada hep kilo almaya başladım. 30 yaşıma kadar 52-57 kiloyken, aslında şaşırtıcı olan vücudumun üst kısmı değil belden aşağısı bacaklarım basenlerim irileşiyordu. Bu sefer diyetisyene başladım, yine de kilo veremiyordum. Yemiyordum, hep kendimi kısıtladığım halde kilo alıyordum. Yanlış verilen detox diyetinden hastanelik oldum, hatta ölümden döndüm. Alerjiden dil kesemde şişme oluşmuş. Söylemek istediğim hastalığıma teşhis konulamadığından heryere başvuruyordum.

Daha sonra Ankara'da bütün bölümlere gittim. Romatolojide Fibramiyalji (yumuşak doku) romatizması teşhisi konulduğunda bile ben lipödem hastasıymışım. Defalarca damar hastalığından şüphelendiği için doktorlar dobler çekilmesi isteniyordu. Defalarca çekildi. Birşey çıkmıyordu fakat ben yine moralim bozuk bir halde eve dönüyordum. Hastalığım neydi? Bu hastalığın fazla bilinememesi yanlış teşhis konulmasına, yanlış ilaçlar kullanmama sebep oldu. Ve ben hala hastaydım, ağrılarım çok şiddetliydi. Geceleri uyuyamıyordum. Daha sonraları ise yürürken, arabaya binerken, inerken zorluk çekmeye başladım. Evim merdivenli olduğu için uyanıp aşağıya iniyordum, fakat tekrar yatarken çıkıyordum. Gün içerisinde çıkmaya zorlanıyordum. 46 yaşındaydım ama kendimi yaşlanmış gibi hissediyordum. Yaşam kalitem düşmeye başlamıştı. Çok halsizdim. Hayata karşı çok isteksizdim. Kiloya karşıydım, hiç veremediğim gibi hep alıyordum. Tekrar Ankara'ya gittim. Ankara'daki Hematoloji doktorum lenfödem olabilirsin dediğinde bile hastalığımın ciddi bir hastalık olduğunu bilmiyordum. Tesadüfen Yener Hocamı öğrendim. Yener Hocamla görüştüm, lipödem teşhisi konuldu ve ameliyat oldum. Şu anda 9.5 ay oldu, ben 35.5 kilo verdim. Ağrılarım yok oldu. Geceleri uyuyorum. Aynaya korkmadan bakabiliyorum. Arkadaşlarımla görüşüyorum. Hastayken evden çıkmak istemezdim, kıyafet alışverişi bile yapmıyordum. İyi ki de Yener Hocamla tanışmışım. İyi ki de ameliyat olmuşum. Kendimi çok iyi hissediyorum, çok mutluyum. Eşim çocuklarım çok mutlu. Kendimi yeni doğmuş gibi hissediyorum. YENER hocama bütün kalbimle teşekkür ediyorum. Benim yeniden hayata bağlanmama, sağlığıma kavuşmama sebep olduğu için.”

Sayın Aliye Ağaçayaklar’ın vücut analizleri şöyle:

3 Kasım 2016 (Ameliyat Öncesi)

Vücut Ağırlığı: 102.0 kg

Vücut Yağ Ağırlığı: 43.8 kg

Yazının devamı...

Lipödemin Temel 11 Bulgusu ve Görülme Sıklıkları

16 Mart 2016

Lipödemin 11 temel bulgusu ve bu bulguların lipödemli kadınlarda görülme sıklıklarına bir bakalım:

1. Alt kısımda orantısız yağlanma (% 100): Vücudun alt tarafı, üst kısma göre orantısız bir şekilde daha kalındır. Bu kalınlık önce kalça, basen ve uyluktan dizlere kadar başlar, ilerleyen evrelerde dizaltı bölgesi de etkilenebilir. Vücudun alt kısmına kilo almak çok kolayken, bu bölgelerden kilo vermek neredeyse imkansızdır. Bu bölgelerde biriken yağlar sıkı bir diyet ve düzenli egzersize dahi dirençlidir.

2. Kalıtsal olma (% 95): Ailevi, genetik ve ilerleyici bir durumdur: Etkilenen ailenin bir veya daha fazla kadınında (anne veya baba tarafındaki kadınlarda) az veya çok benzer şikayetler vardır. Gerekli önlemler alınmazsa daima ilerler.

3. Asimetriler (% 95): Lipödemli hastaların hemen hepsinde iki taraf arasında bir asimetri söz konusudur. Birçok hastada çapraz bir asimetriye rastlanmaktadır. Örneğin sol kalçası ve baseni sağa göre daha geniş olan bir hastanın genellikle sağ bacağı sol bacağına göre daha kalındır.

4. Kolay morarma (% 95): Etkilenen bölgeler çok kolay morarır, ve bu morlukların iyileşmesi daha uzun sürer.

5. Kadınlık hormonuyla ilişkisi (% 90): Genellikle şikayetler ergenlikte başlar, gebelik ve menapoz gibi hormonal dengelerin değiştiği dönemlerde ise alevlenir.

6. Hassasiyet (% 85): Etkilenen bölgeler, yani yağ biriken yerler dokunmaya karşı hassastır. Bu hassasiyet bazı hastaları yerinden zıplatacak kadar ciddi olabilir.

7. Ayaklarda üşüme (% 75): Yaz kış demeden hastaların ayakları üşür, ısıtamazlar.

Yazının devamı...

Lipödem ve Varisler

3 Şubat 2016

Lipödem hastalarının en çok sordukları diğer bir konu da varisler. Varisler "Lenf Koruyucu SAVER Liposuction" ameliyatına engel mi? Varisler bu ameliyattan sonra geçer mi? Doppler'de varis çıktı, varis ameliyatı olmalı mıyım? İşte cevapları:

Lipödem hastalarının en büyük probleminin lipödem tanısına ulaşmak olduğunu biliyoruz. Bu arayış esnasında hemen her lipödem hastasının yolu, bir kalp ve damar cerrahisi uzmanına mutlaka düşer ve ilk yapılan tetkik bacaklardaki toplardamarların Doppler ile incelenmesidir. Doppler'i temiz çıkan hastalar bazen yanlışlıkla lenfödem tanısı alırlar. Doppler'inde derin varisleri olan veya gözle görülür yüzeyel varisleri olan hastalarda ise kalp damar cerrahı bu konuya odaklanıp şikayetlerin varislerden kaynaklandığını düşünerek hastaya varis tedavisi önerebilir.

Toplardamarların duvarlarının kalınlaşarak genişlemesi sonucu ortaya çıkan yapılara varis denir. Vücudun her tarafında oluşabilmekle birlikte yerçekimi sebebiyle en sık rastlandığı bölge bacaklardır. Bacaklarda derin ve yüzeyel olmak üzere iki temel toplardamar sistemi vardır. Yüzeyel toplardamarlar hemen derinin altındadır. Bu damarlarda oluşan varisler gözle görülebildikleri için hastalarda bir tedirginlik yaratırlar, ancak yüzeyel varisler hemen her zaman masum oluşumlardır ve sadece estetik bir problem olarak kabul edilirler. Bacaklarda şişlik, ağrı ve ülserlere yol açabilen ve "venöz yetmezlik", yani toplardamarların yetersiz çalışması durumu, derin toplardamarlarla ilgilidir ve varis tedavisi gerektirir. Derin toplardamarlar gözle görülemezler, ancak Doppler adı verilen bir ultrason türü ile incelenirler. Lipödem konusunda deneyimli bir hekim, lipödemi venöz yetmezlikten çok kolay ayırt edebilir ve genellikle Doppler'e ihtiyaç duymaz. Aslında bana başvuran lipödemli hastaların hemen hepsi daha önce Doppler çektirmiş olarak gelmekte. Bu hastaların bazılarında hafif derecede venöz yetmezlik de tespit edilmiş oluyor, hatta bazıları varis ameliyatı geçirmiş olarak geliyor. Hafif venöz yetmezlik normal insanların yaklaşık % 10'unda zaten mevcuttur ve cerrahi tedavi gerektirmez. Evresi ve dolayısıyla kilosu ilerlemiş lipödem hastalarında bu oran daha da artıyor. Benim tecrübeme göre, varis ameliyatı geçiren lipödem hastalarının çok azı bu ameliyattan fayda görüyor, çünkü şikayetlerinin asıl sebebi lipödem.

Sonuç olarak, ileri derecede venöz yetmezlik bulguları olan lipödemli hastalar, elbette varis ameliyatı için adaydır ve ameliyat kararı lipödem konusunda tecrübeli bir kalp damar cerrahı ile birlikte verilmelidir. Doppler tetkikinde hafif ve orta dereceli venöz yetmezlik olan, fakat şikayetlerinin asıl kaynağı lipödem hastalığı olan kadınlar, varis ameliyatından önce mutlaka lipödem konusunda deneyimli bir plastik cerrah tarafından değerlendirilmelidirler. Çünkü bu hastaların çoğunun şikayetleri, lipödem ameliyatından sonra geriler ve varis ameliyatına ihtiyaçları yoktur. Yüzeyel varisler ise, derin varisler için yapılan ameliyattan fayda görmezler. Yüzeyel varislerde, görüntüyü iyileştirmek için lazer veya radyofrekans yöntemleri kullanılabilir. Ancak "Lenf Koruyucu SAVER Liposuction" yaptıran lipödem hastalarının genellikle böyle bir uygulamaya ihtiyacı kalmaz, çünkü bu ameliyatla yüzeyel varislerin çoğu kendiliğinden kaybolacaktır.

Yazının devamı...

Lipödem ve Gebelik

3 Şubat 2016

Annelik heyecanını yaşamak isteyen lipödem hastalarının en çok sorduğu sorular ve cevapları:

Gebelik lipödemi kötüleştirir mi?

Gebelik lipödemi tetikleyebilir veya belirginleştirebilir. Lipödem kalçaların, uyluğun veya bacakların şişmesine neden olan bir durumdur ve şişliğe ek olarak, doku hassasiyeti ve kolay morarma sıkça görülür. Lipödem ergenlik, gebelik ve menapoz gibi hormonal değişim evrelerinde ortaya çıkar veya ciddileşir. Gebelikten sonra vücudun alt yarısından kilo vermek zor olur. Yapılan diyetler yüz boyun ve gövdeden kilo kaybı oluştururken basen ve bacaklardan kilo kaybı olmaz. Ciddi bir egzersiz ve sağlıklı beslenme ile hastalığın ilerlemesi engellenebilir ancak gerilemesi sağlanamaz. Lipödemli bir kadının gebelikte ve doğumdan sonraki emzirme sürecinde yaşayacağı en büyük problem, bebeğinin beslenmesine öncelik vererek, haklı olarak, kendi hastalığını geri plana itmesi sonucu lipödemin ilerlemesidir.

"Lenf Koruyucu SAVER Liposuction" ile Lipödem Tedavisini Gebelikten Önce mi Sonra mı Yaptırmalıyım?

Lipödemi olmayan kadınlar, normal bir gebelik sürecinde kiloları tüm vücutlarına orantılı bir şekilde alırlar ve doğumdan sonra da uygun bir egzersiz programıyla yine orantılı bir şekilde verebilirler. Ancak lipödemli kadınlarda bu durum geçerli değildir. Lipödemli kadınlar, gebelikte kiloların çoğunu lipödemli bölgelerine, yani evrelerine ve lipödemin tipine göre kalça, basen, uyluk ve bacaklarına alırlar. Doğumdan sonra ise, yine lipödemin doğası gereği, bu bölgelerden yeterince kilo veremezler. Dolayısıyla, lipödem hastalığının gebelikte evresinin yükselmesi, yani hastalığın ilerlemesi beklenmelidir. Bu durumu engellemek çok zordur. Gebeliğin, lipödem konusunda deneyimli bir diyetisyen denetiminde geçirilmesi belki faydalı olabilir. Anneliğe hazırlanan lipödemli bir hasta "Lymph SAVER Lipo", yani "Lenf Koruyucu SAVER Liposuction" ile tedaviyi düşünüyorsa, bu tedavinin gebelikten önce planlanması en doğru olanıdır. "Lymph SAVER Lipo" ile lipödemli bölgedeki yağların çoğunu almak mümkündür. Kalan yağları ise, ameliyattan sonraki 9-12 aylık süreçte uygulanacak bir diyet ve egzersiz programı ile hasta kendisi verebilmektedir. Bu süreç tamamlandıktan, yani ameliyattan 9-12 ay sonra, hasta gönül rahatlığıyla gebe kalabilir. Çünkü artık o da, normal kadınlar gibi gebelik esnasında kiloları tüm vücuduna orantılı bir şekilde alacak ve doğumdan sonra da uygun bir egzersiz programıyla yine orantılı bir şekilde verebilecektir.

Yazının devamı...

Lipödem ve Obesite Birlikte Görülebilir mi?

2 Şubat 2016

Lipödem, yani vücudun alt yarısının üst kısımlara göre orantısız bir şekilde geniş ve yağlı olması durumu, kadınlar arasında oldukça yaygın bir hastalıktır. Lipödem, birçok hekim tarafından yanlış bir şekilde "armut tipi obesite" olarak adlandırılmaktadır. Lipödem obesite değildir. Obesitede tüm vücut, hem alt hem de üst bölgeler orantılı bir şekilde kiloludur.

Lipödem hastalığıyla ilgili deneyimi olan bir hekim için lipödem ve obesite ayrımını yapmak zor değildir. Aslında kendi durumuyla ilgili hekimlerden aradığı cevapları bulamayan birçok hasta, internetten yaptığı araştırmalarla lipödem tanısını kendi kendilerine kolayca koyabilmektedirler. Ancak ne yazık ki lipödem, hekimlerin büyük çoğunluğunun ilgi alanlarına giremediği için lipödem-obesite ayrımında hekimler tarafından sıkça hata yapılmaktadır. Lipödem hastalarına "obes" tanısı konarak tedavileri buna göre planlanmaktadır. Fakat obesite tedavisinde etkili olan diyet ve egzersiz programları lipödem hastalarında işe yaramadığından bir süre sonra bu hastalar diyet ve egzersizlerini terketmektedirler. Bu durum hem lipödemlerinin ilerlemesine, hem de beraberinde obesite gelişmesine yol açmaktadır. Ayrıca lipödem ve obesite, farklı hastalıklar olmalarına rağmen bir kadında ikisi birarada bulunabilir. Bu durumda, her iki hastalığın ayrı ayrı değerlendirilmesi ve ayrı tedavi edilmesi gerekir. Bu hastalarda lipödem genellikle birincil hastalık olup, obesite daha sonra gelişmektedir.

Lipödem ve obesitenin birlikte bulunduğu kadınlarda yaşanan en büyük sorunlardan biri de tüp mide ameliyatından sonra ortaya çıkmaktadır. Bu hastalar, başarılı bir tüp mide ameliyatından sonra bile, obesiteye bağlı oluşan vücutlarının üst tarafındaki kiloları kolayca verirlerken alt taraftaki kilolardan kurtulamamaktadırlar. Tüp mide ameliyatı öncesi bu konuda bilgi verilmeyen hastalar, bu durumla karşılaştıklarında hayal kırıklığı yaşamakta ve neden bedenlerinin alt kısmından kilo veremediklerini anlamamaktadırlar. Lipödemli obes hastalar, tüp mide gibi kilo verdirici ameliyatlardan önce bu konu hakkında mutlaka bilgilendirilmeli ve bu ameliyattan sonra alt kısımlardan beklediklerinden daha az kilo vereceklerini anlamaları sağlanmalıdır. Tabi bunun için lipödem ve obesiteyi tanıyabilmek gerekir.

Peki lipödem ve obesiteye birlikte sahip olan hastalarda doğru tedavi planı nasıl olmalıdır?

Morbid obes olmayan, yani obesitesi çok ileri evre olmayan lipödemli hastalarda, lipödem tedavisi için uygulanacak "Lymph SAVER Lipo", yani "Lenf Koruyucu SAVER Liposuction" ameliyatı tek başına yeterli olabilir. Çünkü bu ameliyattan sonra uygulayacakları diyet ve egzersiz programıyla hastalar tüm vücutlarından kilo verebilmektedirler. Obesitesi ileri evrede olan hastalarda ise önce obesite tedavisi uygulanmalı, lipödem tedavisi daha sonraya ertelenmelidir.

Yazının devamı...

Vücudunuzun Alt Kısmındaki Yağları Ne Yapsanız da Veremiyor musunuz?

31 Ocak 2016

Diyet yapıyorsunuz, spor yapıyorsunuz, yine de vücudunuzun alt yarısındaki yağlardan kurtulamıyor musunuz? Yalnız değilsiniz. Bu çok yaygın bir durum ve bu durum sandığınız gibi sizin hatanız değil. Siz obes değilsiniz, büyük ihtimalle lipödem hastasısınız. Evet bu bir hastalık ve tedavisi mümkün.

Armut tipi yağlanma olarak tarif edilen, "Ağrılı Yağlanma Sendromu" olarak da adlandırılan lipödem özellikle ülkemizin de içinde bulunduğu coğrafyada çok yaygın bir hastalık; kadınların yaklaşık % 15’inde görüldüğünü tahmin ediyoruz. Bunların çoğu hafif formlarda lipödem olduğu için kadınlar önemsemiyor. Birçok kadında da orta yaşlarda ortaya çıktığında “doğum sonrası fazla kiloların verilememesi gibi” olağan bir durummuş algısıyla boşlanıyor. Oysa obesiteyi lipödemden ayırmak çok kolay: Obesite tüm vücudu aynı oranda etkiler, lipödemde ise en çok etkilenen bölgeler sırasıyla uyluk, basen, kalça ve bacak bölgeleridir. Diyet ve egzersizle desteklenen kilo verme girişimlerinde obes hastalar tüm vücutlarından eşit oranda kilo verebilirken lipödem hastaları etkilenen bölgerde çok az (genellikle % 10’dan az) yağdan kurtulabilirler.

Şu anda en büyük sorunumuz lipödemle ilgili hekimler arasındaki farkındalığı artırarak lipödemli kadınlarımızın doğru tanıyı almalarını sağlamak. Çünkü ne yazık ki bana gelen lipödem hastalarının hemen hepsi kendi kendilerine tanı koyarak geliyorlar.

Unutmayın! Lipödem obesite değildir, lipödem bir hastalıktır ve tedavisi mümkündür!

Yazının devamı...

Lipödem Tedavisi Hakkında Sık Sorulan Sorular ve Cevapları

27 Ocak 2016

Lipödem tedavisi olmak isteyen kadınların en sık sorduğu sorular ve cevapları:

Ameliyat öncesi süreç nasıl işliyor?

Hastayı değerlendirip tedavi seçeneklerini tartıştıktan sonra ameliyata karar verdiğimizde, önce liposuction uygulayacağımız bölgelerin detaylı ölçüsünü alıyoruz. Hangi bölgeyi kaç cm inceltebileceğimizi hesaplayarak, hastanın ameliyat sonrası sahip olacağı tahmini ölçüleri elde ediyoruz. Bu ölçüleri kullanarak ameliyat sonrası kullanacağımız korseyi seçiyoruz. Erken evre lipödem hastaları için, elimizde hazır bulunan korseler genellikle yeterli oluyor. Eğer hastanın ameliyat sonrası ölçüleri elimizdeki hazır korselere uymuyorsa yurtdışından kişiye özel korse sipariş ediyoruz ki bu korsenin elimize ulaşması 10-12 gün kadar sürüyor. Korsenin ameliyat esnasında hazır olması gerekiyor, çünkü ameliyat sonunda hasta uyanmadan korsesini giydiriyoruz.

Ameliyat genel anestezi ile mi yapılıyor, kaç saat sürüyor, hastanede ne kadar kalıyoruz?

"Lenf Koruyucu VASER Liposuction" genel anestezi ile uygulanan bir işlem. Ameliyat sabahı hastanede anestezi öncesi tetkikler yapıldıktan sonra işleme başlıyoruz. Hasta uyuduktan sonra, önce işlem yapilacak bölgelerdeki yağ dokusu içine lokal anestetik içeren bir sıvı veriyoruz. Bu sıvı hem işlem esnasında kanamayı azaltıyor, hem de ameliyat sonrasında hastanın duyacağı ağrıyı. Sıvı verdikten sonra VASER uygulamasına geçiyoruz. VASER cihazı, deri altındaki yağ dokusunu seçici olarak parçalıyor, işlem esnasında lenf kanalları, kılcal kan damarları ve sinir liflerine zarar verilmesini önlüyor. Daha sonra, klasik liposuctionda kullanılan kanüllerden daha hassas özel kanüllerle liposuction yapıyoruz. Klasik liposuction işleminde kullanılan kanüller, yağ dokusunu mekanik olarak parçalayıp eşzamanlı olarak vakumla çektiği için lenf kanallarının ve kılcal kan damarlarının hasar görme riski VASER lipoya göre daha fazla. Sıvı verme, VASER ve liposuction işlemlerinin hepsi aynı kesilerden (yaklaşık 1 cmlik) yapılıyor. Ameliyat, uygulanacak bölge sayısına göre 2-5 saat kadar sürüyor. İşlem genel anestezi altında yapıldığı için hasta bir gece hastanede kalıyor. Ertesi sabah hastamızı ayağa kaldırıp yürütüyoruz ve kendini iyi hissettiğinde taburcu ediyoruz. Ameliyat sırasında verdiğimiz lokal anestetik içeren sıvı sebebiyle hastalar ameliyat sonrası ciddi bir ağrıdan şikayetçi olmuyorlar. Elbette bu durum hastanın ağrı eşiği ile de ilgili.

Ameliyat sonrasında pansuman gerekiyor mu, kaç gün sonra günlük yaşantımıza dönebiliriz, korseyi ne kadar kullanmamız gerekiyor?

Külotlu çorap şeklindeki korseyi ameliyatın sonunda, hasta uyanmadan giydiriyoruz. Alt bacak, yani baldır bölgesine işlem uygulanmamışsa korse dizaltında bitiyor. Ameliyattan sonra pansuman ihtiyacı yok. Hasta işlemden sonra korseyi ilk beş gün çıkarmıyor. Beşinci gün korseyi çıkarıyor, banyosunu yapıyor, kullandığı korse yıkanırken yedek korsesini giyiyor. Korse ilk ay gece-gündüz, daha sonra da birkaç ay sadece gündüzleri kullanılıyor ve en önemli işlevi, ameliyat sonrası derinizin sarkmasını engellemek. Korse sıkı bir tayt gibi, aşırı bir rahatsızlık vermiyor. Birçok hasta, korsenin içinde kendini daha fit, daha sıkı hissettigi için daha uzun süre kullanmak istiyor. Eğer karın germe, kol germe gibi ek işlemler uygulanmamışsa birkaç gün içinde günlük hayatınıza dönebilirsiniz. Bu tür ek işlemler süreci birkaç gün daha uzatabilir.

Yazının devamı...

Mikrocerrahide Son Nokta: SÜPERMİKROCERRAHİ

26 Ocak 2016

Nedir Süpermikrocerrahi?

Özel büyütmeli gözlükler veya mikroskop yardımıyla yapılan ameliyatlar mikrocerrahi olarak adlandırılmakta. Plastik cerrahi için mikrocerrahi, 1 mm’ye kadar incelikteki damarların birbirine dikilmesi anlamına gelmekte. Son yıllarda, 40 kata kadar büyütmeyi sağlayan mikroskoplar, neredeyse çıplak gözle görülemeyen mikrocerrahi dikiş ipleri, çok daha küçük ve hassas mikrocerrahi aletlerin geliştirilmesiyle mikrocerrahide yeni bir dönem başladı. Artık 0,3 mm inceliğindeki damarları bile onarabiliyoruz. Yeniden onarım mikrocerrahisi (rekonstrüktif mikrocerrahi) için çok önemli bir yenilik olan bu yeni ve ileri tekniği klasik mikrocerrahiden ayırabilmek için yeni bir tanımlamaya ihtiyaç duyduk. 2010 yılının 4-5 Mart tarihlerinde, İspanya’nın Barselona kentinde bu konu üzerine yapılan bir sempozyumda tekniği kullanan uluslararası plastik cerrahlar olarak konuyu tartıştık. Ultramikrocerrahi, supramikrocerrahi, ileri mikrocerrahi gibi terimler düşünüldü. Ancak yeni teknik için en uygun ismin süpermikrocerrahi olduğuna karar verdik. Bu toplantıda alınan kararlar, “Barselona Süpermikrocerrahi Konsensusu” (Barcelona Consensus on Supermicrosurgery) adıyla, 8 ülkeden 11 plastik cerrahın imzasıyla 2014 yılında “Journal of Reconstructive Microsurgery” dergisinde yayınlandı.

Süpermikrocerrahiyi Bu Kadar Önemli Yapan Nedir?

Genç plastik cerrahları heyecanlandırıp yeniden mikrocerrahiye yönelmelerini sağlamasının dışında özellikle bazı hastalık ve travmaların tedavisinde çığır açması. 0,3-0,5 mm’lik lenf damarlarının onarımına imkan tanımasıyla lenfödemin tedavisi, her bir sinir lifinin tek tek dikilebildiği hassas sinir onarımları, estetik kaygıların ön planda olduğu yüz bölgesindeki küçük doku kayıplarının daha etkili kapatılması, parmak ucundan kopan çok küçük parçaların bile artık tekrar yerine dikilebilmesi gibi örnekler var, daha da çoğaltılabilir. Özellikle hastanın kendi dokusunun naklinde verici bölge seçeneklerini çok artırdı süpermikrocerrahi.

Lenfödem Tedavisindeki Yerini Biraz Daha Açabilir miyiz?

Lenfödem, vücudu saran kılcal bir damar yapısı olan lenfatik sistemde meydana gelen bir hasar veya bozukluk sonucu ortaya çıkan bir durum. Maalesef son yıllara kadar modern tıp tarafından da çok ihmal edilmiş bir hastalık. Bunun en büyük sebebi de lenfatik sistemin bir mikro sistem olması. Yani lenfatik damarlar çok ince, en kalınları 0,3-0,9 mm aralığında, bu kalınlıktaki lenf damarlarının sayısı da oldukça az. Bu kadar ince bir damar sisteminin anatomik ve fizyolojik çalışmalarını yapmak yakın zamana kadar pek mümkün olamıyordu. Yeni cerrahi mikroskoplar ve yeni mikrocerrahi aletlerle lenf damarlarını hemen yanlarındaki toplardamarlara, yani kan damarlara dikiyoruz ve lenf sıvısının tıkanıklığı by-pass ederek direk kana karışmasını sağlıyoruz. Bu fizyolojik bir ameliyat, çünkü vücuttaki bütün lenf sıvısı boyundaki bir ana lenf damarında toplandıktan sonra kana karışıyor zaten. Biz sadece bu karışma işlemini lenfödemli kol veya bacaktaki sorunlu bölgenin uzağından yaparak daha erkene almış oluyoruz. Yine lenfödem tedavisinde kullanılan damarlı lenf nodu nakli yöntemi var, özellikle meme kanseri tedavisi sonrası kolunda lenfödem gelişen hastalarda çok etkili bir yöntem. Bu hasta grubunda lenfödemin ortaya çıkmasının nedeni, kanser tedavisi sırasında koltukaltındaki lenf nodlarının da alınması ve bu bölgeye ışın tedavisi uygulanması. Damarlı lenf nodu naklinde hastanın bir başka bölgesinden sağlıklı lenf nodları besleyici damarlarıyla birlikte alınarak koltukaltına naklediliyor. Burada yine mikrocerrahi tekniklerle yeni alıcı damarlara dikilerek dokunun yeni yerinde yaşaması ve burada iyileşerek yeniden işlevini yerine getirmesi sağlanıyor. Memesi alınmış hastalar için bir diğer avantaj ise bu tekniğin karın dokusundan memenin yeniden yapıldığı yöntemle çok kolay ve etkili bir şekilde kombine edilebilmesi.

Yazının devamı...