Muhtıra

Muhtıra

Doğan HEPER

TÜRKİYE'de "muhtıra" geleneği var.
Genelde "muhtıra" deyince askerin sivile sunduğu bir istekler belgesi akla geliyor.
Ama askerin askere sunduğu bildirilere de rastlandığı oldu.
Geçen hafta ise bir siyasi partinin, DYP'nin, askeri de muhatap alan muhtırasıyla karşılaştık.
* * *
28 Aralık 1970'te toplanan Milli Güvenlik Kurulu o güne kadarki toplantıların en uzununu yaptı. Toplantıda ülkenin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik karışıklıklar için alınacak önlemler enine boyuna tartışıldı.
Gündemin en önemli konusu ise Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur'un Cumhurbaşkanı Sunay'a verdiği muhtıra idi.
Batur'un muhtırasının metni açıklanmadı ama, "Atatürkçü bir kurucu meclis" istediği sonradan belli oldu.
Batur, muhtırasıyla Milli Güvenlik Kurulu'nda her rütbenin temsilini de talep etti.
Bu önemli ve uzun toplantıdan çıkarken gazetecilerin meraklı sorularına Başbakan Demirel'in verdiği soğukkanlı cevap bir cümlelikti:
"Günler kısaldığı için toplantı size uzun geldi."
* * *
BU muhtıra kazasız atlatılmıştı ama arkasından gelen 12 Mart muhtırası Türkiye'nin gidişini değiştirdi.
Bu kez ordunun muhtırasının muhatabı sivil siyasal güçlerin tümüydü.
Türk Silahlı Kuvvetleri imzalı muhtıra; Cumhurbaşkanı, Senato ve Meclis başkanlarına yollanıyordu.
Bu muhtırayla; "parlamento ve hükümet, Türkiye'nin geleceğini ağır bir tehlike içine sokmakla" suçlanıyor ve özetle şöyle deniyordu:
"Parlamento ve hükümet süregelen tutum, görüş ve icraatıyla yurdumuzu, anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, Atatürk'ün bize hedef verdiği uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve Anayasa'nın öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği, ağır bir tehlike içine düşürülmüştür."
Muhtıra üzerine Başbakan Demirel istifa ediyordu.
Demirel Cumhurbaşkanı Sunay'a verdiği istifa mektubunda "Muhtırayla Anayasa ve hukuk devleti anlayışını bağdaştırmak mümkün değildir" diyordu.
* * *
MUHTIRALARIN Türkiye'nin işine pek de yaramadığı hep görüldü.
Normal demokratik düzenin dışına çıkmalar, Türkiye'nin yoluna konulan takozlar oldu. Muhtıralar normal işleyen düzenlerin araçları değilken ve muhtıra dönemi geçti derken Türkiye 26 Aralık 1997 günü DYP'nin muhtırasına tanık oldu.
Bu muhtıranın özelliği bir siyasi parti tarafından verilmiş olmasındaydı.
Çözüm yerinin Meclis olduğu bir demokraside sorunları muhtıralara dökmenin bir siyasi partiye ne derece yakıştığının takdirini herhalde vatandaşlara bırakmak yerinde olur.
Türkiye'nin uzlaşmaya, sulh ve sükuna, istikrara ihtiyacı varken bunu bombalamak istercesine verilen muhtarılardan olumlu sonuç beklemek mümkün mü?
Mümkün olmadığı hemen görüldü.
Demirel, "DYP'nin muhtırası bana ulaşmadı..." diyerek reddetti.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden, muhtırayı; "haddini bilmezlik" olarak vasıflandırdı.
Silahlı Kuvvetler'in tepkisi ise; "Bu çizmeyi aşmaktır" yorumuyla geldi.
* * *
DYP ve onun lideri Tansu Çiller'in Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı ve Anayasa Mahkemesi'ni suçlayan muhtırası bir yarar sağlayamazdı ve sağlayamadı. Aksine ortamı daha da gerdi.
Çiller'in yersiz ve gereksiz çıkışlarla prestij arayışına girmesi her şeyden önce Türkiye'nin istikrar umudunu bombalamaktan başka bir anlama gelmiyor.
Modası geçmiş, yararı görülmemiş ve üstelik bir siyasi partiye hiç yakışmayan muhtıralar, kavgalar, yerlerini Meclis'teki düzeyli tartışmalara bırakmadıkça Türkiye'ye istikrar gelebilir mi?

Yazara EmailD.Heper@milliyet.com.tr