“Yarış” hem var, hem yok

Dananın kuyruğu pazar günü kopuyor. Seçime artık saatler kaldı.
Ama bu geçtiğimiz günlerde yapılan ve söylenen bazı şeyler unutulmayacak ve geleceğe damgasını vuracak.
Mesela Başbakan’ın bazı sözlerini hatırlayın.
Tayyip Erdoğan, bir generale ayağa kalkmadı diye fırça atıyor.
İşadamı İnan Kıraç için söylemedik söz bırakmıyor, adeta tehdit ediyor.
Abbas Güçlü gibi efendiliğini ve tarafsızlığını yıllar içinde ıspatlamış bir gazeteci arkadaşımızı hedef alıyor.
Başbakan, Nuray Mert’in ne namertliğini bırakıyor ne cümlelerinin maksatlı olduğunu...
Bunlar yetmiyor, onun “fırçası”ndan yurtdışındakiler bile nasibini alıyor, Başbakan Ekonomist’e düşmanlığını dile getiriyor.
Bunlar bir Başbakan’a yakışır mı?
O, yapılanların, yazılanların doğru olmadığını iddia ediyorsa bunu ifade tarzı, şekli herhalde bu değildir.
Bir Başbakan’a bu ağız yakışmaz.
Hele bu Başbakan seçimi kazanacağı hesap edilen bir partinin başkanı ise.
Bu başkan, İzmir’de yaptığı mitinge bile katılanların, önceden hesaplanamayacak kadar çok olduğunu, söylüyorsa.
* * *
Sonra Başbakan’ın, CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun her dakika eleştirdiği “yanar döner olma” durumuna bir bakıma düşmesi de nasıl karşılanır?
“AKP 367 milletvekili de çıkarsa, biz uzlaşma ile yaptığımız anayasayı referanduma götüreceğiz.” Benim aklımda bu konu böyle kaldı, Erdoğan halka saygısı gereği bunu demek istiyordu, hatırladığım bu.
Ama Başbakan şimdi “referanduma ne lüzum var” diyor.
* * *
Muhalefet de bu seçim arifesinde eskiye nazaran çok hareketliydi.
Ama bu hareket bazen hakaret anlamına gelir gibi oldu.
Yani bazı konuşmalar çığırından çıktı.
* * *
Bu seçimlerde daha öncekilerde olmadık kadar vaatlerde de bulunuldu.
Artık bu vaatlerin hepsinin akıllarda kalması mümkün değil.
Bu vaatlerin çoğunu CHP lideri Kılıçdaroğlu yaptı. Ve bunların yerine getirileceği yolunda teminat da verdi.
Bir gece TV’de Kılıçdaroğlu gazetecilerin sorularını cevaplıyordu.
Bu arada imam hatip liseleri gündeme geldi. Ve Kılıçdaroğlu “bu liselerin sayısının sınırlanamayacağı” gibi bir şey de söyledi.
Gazetecilerden biri bu ifade üzerine CHP belgelerinden bir cümle okudu. Burada “yurdun ihtiyacı kadar imam hatip yetiştirileceği” yazılıydı.
* * *
Özetle, bu seçimde partilerin birbirleriyle yarışı yok, yarış partilerin içinde yani kendi kendileriyle...

OBJEKTİFLİK
Seçim propagandası nedeniyle 74 milyonun çoğunun kafası şişti.
Hep aynı şeyler söylendi.
Çoğu, liderlerin kavgası küfürü... Bir de vaat yarışı, ister inan ister inanma. Seviye düştü. Neyse ki az kaldı. Pazar akşamı halkın kime inandığını anlayacağız.
Bize yani gazetecilere de objektiflik, tarafsızlık düşer.
Zaten bir kaidemiz var “haberlerde yorum yapılmaz, yorumlar köşe yazılarına saklanır.”
Oysa bugünlerde bu kaide de altüst oldu. Haberlere bu gözle baktınızsa gördünüz.
Yani seçim havası siyasiler gibi haberleri de bozdu. Ama başta dediğimiz gibi az kaldı. İnşallah bu pazardan sonra taşlar yerine oturur, yani kurallar geçer akçe olur.

ELİNİZE SAĞLIK
Şimdi siyasi olaylardan başımızı kaldırıp etrafımızı göremiyoruz.
Oysa yakınlarımızda iyi şeyler de oluyor.
Nasıl eleştirilecek konuları eleştiriyorsak, iyi şeylerden de söz etmek doğruluk gereğidir.
Bravo diyorum.
Neye ve niye?
Boş neresi varsa orası ağaçlandırıldığı için.
Ben her gün Levent-Güneşli arasında gidip geliyorum.
Ve bu ağaçlandırma seferberliğini görüyorum. Bu yüzden de yapanlara “elinize sağlık” diyorum.

TÜRKİYE
1. sorun ne?

Türkiye’nin 1. sorunu ne?
Veya Türkiye’nin sorunlarının başında ne geliyor? Soruyu nasıl sorarsanız sorun cevap “işsizlik”te toplanıyor. Gençlerin % 22’si işsiz. Böyle gider mi? Gitmez.
Ama buna çare bulanabilir, yani yeni iş olanakları yaratılabilir.
Geç de olsa, zamanla da sonuç alınsa bu mümkün. Onun için, bana sorarsanız, Türkiye’nin 1. sorunu “bölünme”dir. Çünkü bölünmeden sonra, artık ne yapılırsa yapılsın, yeniden bölünme için çare yoktur.
“Bölünme” deyince Güneydoğu’nun Türkiye’den ayrılmasını anlıyorum. Yıllarca da bu böyle anlaşılıyor. “Kürdistan” deniyor. Ama şimdi başka bir söylem çıktı, o da Türkiye’yi 25 bölgeye ayırmak. Yani yeni bir Yugoslavya yaratmak. Yani Osmanlı İmparatorluğu gibi Anadolu’yu da parçalamak.
Bunu da daha çok BDP gündeme getiriyor. Yani müttefik arıyor. Ama Türkiye içinde bulamıyor.
BDP ki, isteklerinin karşılanması dil kurslarından başladı, 24 saat yayın yapan TRT ŞEŞ’le devam etti ve yarın yeni istekler ne olur bilinmez!.. Yani bu istekler nereye kadar gider?
Güneydoğu’daki bir bölümün beklentileri konusunda Diyarbakır Baro Başkanı Emin Aktar’ın Neşe Düzel’e söyledikleri ilginç değil mi?
“Bizi anlamak için ne hissettiğimize bakın. Kürtler kendilerini yurttaş görmüyor. Bu ülkeye, aidiyet duygusuyla kendilerini bağlı hissetmiyor. Bu yüzden de, önce, kendilerini ait hissedecekleri bir yapı istiyor. Kürtler, demokratik özerklik derken, klasik olmayan türde bir federatif yapıyı kastediyorlar.
Kolluk gücünün de yerel otoriteye bağlı olduğu güçlendirilmiş bir yerel özerklik talep ediyorlar.”
Bunun sonu ne?
Ayrı bir devlet olabilir mi?

BÖLÜNDÜK
Ne derseniz deyin

Diyarbakır’a gitmek ve orada miting yapmak marifet sayılıyorsa artık iş bitmiştir. Siyasiler, Sivas’tan Doğu’ya geçemezsiniz, diyorsa artık iş bitmiştir. Güneydoğu’ya giden parti başkanlarını binlerce polis koruyor, keskin nişancılar görev alıyorsa, artık iş bitmiştir.
Ne derseniz deyin, iş bitmiştir.
Vah Türkiyem vah.
Partiler uyuyor. Sonuçtan onlar mesul değilse kim?

OTOBÜSTE
On yolcu öldürüldü

Şoförlerin çoğu hem otomobil kullanıyor, hem cep telefonu kulakta, akıl telefondaki seste. Ama karışan, ceza kesen yok. Olsa adam konuşmaz. Kamyonlar ikide bir kaza yapıyor, bahane hazır, fren boşaldı. Otobüslerin kazalarında ölenler savaşta hayatını kaybedenlerden fazla, çoğu kez sebep şoförlerin uykusuzluğu. İşte son olarak Giresun’da ölenler de şoförün uykusuzluğuna kurban gitti.
Kaldırımlar otopark gibi. Yayalar yolda bu yüzden kazaya uğrayabiliyor. Trafiğin en kalabalık anında çoğu yerde trafik memuru yok. Üstelik önüne gelene şoför ehliyeti veriliyor. Kamyon-otobüs yani ağır vasıta ehliyeti için hala lise diploması aranmıyor. Oysa tahsil muhakeme kabiliyeti verir.
Geçen gün bir kadın şoför fren yerine gaza basınca 11 yaya hastanelik oldu. Peki ehliyet alacaklar doktor muayenesinden geçmiyor mu? Onlara sinir yapıları, heyecanlanma durumları hakkında da not verilmiyor mu?