Obsesif Kompulsif Bozukluk

15 Kasım 2019

OKB, kişinin zihnine bir anda gelen zorlayıcı takıntılı düşünce, imge ve fikirlerin olduğu sonrasında bu sıkıntılı düşünce ve imgeleri yok etmek için ortaya çıkan kompulsiyon adı verilen yineleyici eylem ve düşüncelerden oluşur. Obsesif kompulsif bozukluk nadir bir hastalık sanılmasına rağmen son yıllarda görülme sıklığı giderek artar.

Kaç yaşında başlar?

Obsesif kompulsif bozukluk genellikle çocukluk yıllarında başlamasına rağmen kişinin bunu bir hastalık olduğunu farketmesi 20’li yaşlarda olur. Uzun yıllar yaşamış olduğu takıntılı düşüncülerin bir kişilik özelliği olduğunu düşünüp tedavi olma arayışına girmeyebilir. Ancak takıntılar kişinin hayatını ciddi anlamda etkilemeye başladıktan sonra tedavi için başvurular başlar.

En sık görülen obsesyon ve kompulsiyonlar

Obsesif kompulsif bozukluğun birbirinden farklı birçok çeşitli klinik görünümleri mevcuttur.

Buluşma, Kirlenme Obsesyonu – Temizlik Kompulsiyonları

Kişi vücudunun, ellerinin kirlendiğini, mikrop ya da virüs kapabileceğini ve bu mikrobu başkalarına da bulaştıracağını düşünür bu yüzden sık sık uzun süreli ellerini yıkamaya başlar.

Bazen o kadar sık ellerini yıkamaya başlar ki kişi saatlerini lavaboda geçirir ve elleri tahriş olur. Dışarda giydiği kıyafetleri eve gelir gelmez çıkarma ihtiyacı duyar. Bazen ailenin diğer üyelerinide ellerini yıkaması ve kıyafetlerini değiştirmesi için zorlar.

Yazının devamı...

Kıyaslamaktan Vazgeçmeliyiz

8 Kasım 2019

İnsanın gündelik hayatta yaptığı en büyük hatalardan bir tanesi de kendilerini sık sık başkalarıyla kıyaslamasıdır. Bu davranış birçok kişi de o kadar alışkanlık haline gelmiştir ki kişiler bunu gün içerisinde bunu fark dahi etmeden gerçekleştirir.

Ancak kişilerin kendisini başkaları ile kıyaslaması nadiren motivasyon artışı sağlar. Günümüzde sosyal medya kullanımının artışı ile özel hayatın daha fazla göz önünde bulunması, bu durumun daha fazla yaşanmasına neden olur.

Düşüncenin bunun üzerine oluşması aynı zamanda kişisel verimliliği de sıfıra indirmektedir. Bunun önüne geçmek için kişinin gün içerisindeki farkındalık süresini arttırması gerekir. Çünkü kendini başkaları kıyaslama genellikle düşüncelere dalındığında ve beynin o esnada otomatik pilotta olduğu dönemde ortaya çıkar.

Karşılaştırma Duygusuyla Başa Çıkma

Kendini başkalarıyla karşılaştırmak beraberinde kıskançlık duygusunu da getirir. Bu gibi durumlarda kişinin öz yeterliliğine vurgu yapması gerekir. Ancak bu alışkanlığı yerleştirmek kısa sürede olmaz.

Bu hissi yaratabilmek için önce kişinin herkesin birbirinden farklı ve eşsiz bir yapısı olduğunu kabul etmesi gerekir. Farklı yapı herkesin de kendine özgü güçlü yanları bulunur. Kişinin bu güçlü yanlarına odaklanmayı öğrenmesi sağlanmalı.

Özellikle yaşça küçük çocuklar bu konuda çok doğru bir örnek oluşturur. Çünkü çocuklar kendilerini oldukları gibi kabul eder. Her ne kadar bu kabul edilme bilinçsizlikten kaynaklansa da büyüklere örnek olabilecek bir durumdur.

İlham Almak

Yazının devamı...

Yeme Bozukluğu Hakkında

1 Kasım 2019

Yeme bozuklukları, yeme alışkanlıklarının olumsuz yönde kalıcı bir şekilde değişerek vücut sağlığını, duyguları ve hayatın önemli noktalarında fonksiyon bozuklarına neden olan ciddi bir durum olarak kabul edilir.

Yeme bozuklukları psikoloji alanında en tehlikeli rahatsızlıklardan biri olarak kabul edilmektedir ve ölümcül bir rahatsızlıktır.

En sık karşılaşılan yeme bozuklukları anoreksiya nervoza, bulimiya nervoza ve son yıllarda yeni yeni tanımlanan tıkınırcasına yeme bozukluğudur. Birçok yeme bozukluğu aşırı kilo, vücut şeklini beğenmeme kaynaklı olarak tehlikeli yeme alışkanlıklarıdır.

Yeme bozuklukları kalp, sindirim sistemi, kemik, diş ve ağız sağlığını tehlikeye attığı gibi aynı zamanda diğer rahatsızlıklara da yol açmaktadır. Yeme bozuklukları genellikle ergenlik çağındaki kişilerde görülse de ilerleyen yaşlarda da ortaya çıkabilir.

Yeme Bozukluğu Çeşitleri

Kısaca anoreksiya olarak da bilinen anoreksiya nervoza, anormal derecede düşük vücut ağırlığı, kilo alma korkusu ve vücut şekline çok fazla odaklanmayı içeren ve hayatı tehlikeye atan bir yeme bozukluğudur.

Anoreksiyada kilo alımını sınırlamak ya da kilo kaybetmek için aşırı egzersiz yapmak, müshil kullanmak ya da yemekten sonra kusmak gibi belirtiler ortaya çıkar. Bulimiya olarak bilinen bulimiya nevroza da ise anoreksiyadan farklı olarak aşırı yeme atakları ve ardından gelen kusma istekleridir.

Ancak anoreksiyadan farklı olarak burada hasta hafif kilolu ya da normal beden ağırlığındadır. Tıkınırcasına yeme bozukluğu ise aşırı yeme ve yemek üzerinde kontrol sağlamama durumudur. Bu bozukluğa sahip olan insanlar aç olmasalar bile hızlı ve büyük miktarda yemek yemeyi istemektedir. Yemekten sonra ise suçluluk, tiksinti ve utanç gibi duygular meydana gelir

Yazının devamı...

İlişkileri Bitiren Hatalar

30 Ekim 2019

İlişkiler her ne kadar büyük bir tutku ile başlasa da bir süre sonra çiftler birbirlerinin kusurlarını görmeye başlar. Özellikle iletişim eksikliğinin olduğu durumlarda bu süre çok daha kısa sürer.

Bu iletişimsizlik, kişilerin nasıl iletişime geçmeyi bilmemelerinden dolayı yanlış bir şekilde konuşmaktan ya da iletişime geçmek istememelerinden kaynaklanır. İletişimde yapılan en büyük hatalar, eleştiride bulunmak, savunmaya geçmek, duvar örmek ve karşındakini aşağılamaktır. Çiftlerin bu tutumları birbirlerine yöneltmesi önemli bir problem olduğunu gösterir.

Bu tutumların yer aldığı her ilişki bitmek zorunda değildir. Kişilerin gerekirse kendilerini bilinçlendirmesi gerekirse de profesyonel bir yardım alması ilişkilerin kurtarılmasını sağlar. Ancak bu tutumların kronikleştiği ve kişilerin kendi içlerine kapandıkları durumlarda yardım almaları da daha zor hale gelir.

Yalan Söylemek

İlişkilere zarar veren bir diğer şey de çiftlerin birbirlerine yalan söylemesidir. Yalan ile beraber kişilerin birbirlerine olan güveni de ortadan kalkar. Yalanın anlık bir davranış olarak kabul edilmemesi gerekir. Çünkü bu bilinçaltında yapılan bir davranıştır ve sürekli hale gelmeye yatkındır. Sürekli olarak yalan söylemeyi alışkanlık haline getirmiş olan kişiler oto kontrolünü yitirmiş kişilerdir ancak bunu kabul etmekte zorlanırlar.

Yalan söylemeden kurtulmanın ilk adımı birçok durumda olduğu gibi bunu kabul etmektir. Yalanın ortadan kaldırılmasındaki noktada yalana karşı verilen tepkiden de uzak durulması gerekir. Çünkü yalan söyleme endişe ve korku duygusuyla ortaya çıkar ve bu süreçte yalana verilen tepkinin herhangi bir sebepten sonra tekrarlanması sürecin başarısız olmasına neden olur.

Aldatmak

Aldatma bir ilişkide yapılabilecek en büyük hataların başında gelir. Ayrıca ilişkilerin bitmesine neden olan en büyük nedendir. Aldatma aslında özünde sadece bir davranıştır ancak bu davranışta çiftler arasındaki ilişki yerine sadece altadan kişiye odaklanmak büyük bir yanlıştır.

Yazının devamı...

Transmanyetik Uyarım Tedavisi

25 Ekim 2019

Transmanyetik uyarım tedavisi beyindeki sinir hücrelerini manyetik alanlarla uyaran, invaziv olmayan ve depresyonun semptomlarını iyileştirmeye yarayan bir tedavi prosedürüdür. Bu prosedür genellikle diğer depresyon tedavileri herhangi bir iyileşme sağlamadığında tercih edilir. Transmanyetik uyarım seansında elektromanyetik bir bobin kafatasının üstüne alın bölgesine yakın bir yere yerleştirilir.

Elektromıknatıs acısız bir şekilde manyetik dalgaları ileterek beynin depresyona neden olan ve ruhsal durumunu etkileyen bölgelerindeki sinir hücrelerini uyarır. Bu tedavideki amaç bölgedeki sinir hücrelerini aktif hale getirerek depresyon aktivitesini düşürmektir.

Biyolojik olarak transmanyetik uyarım tedavisinin neden olumlu etkiler yarattığı tam olarak bilinmez ancak uyarım beynin çalışmasını etkileyerek depresyon semptomlarını düşürür ve kişinin ruh halini iyileştirir.

TMU hangi hastalıklar üzerinde etkindir?

Transkraniyal Manyetik Uyarım (TMU) uygulanması yalnızca standart tedavilerle düzelme kaydedilememiş depresyon hastalarında veya elektrokonvülsif tedaviyi düşünebilen fakat bir başka alternatif denemek istenilen hastalarda uygulanır.

Tedaviye dirençli psikiyatrik vakalarda TMU mühim bir seçenek olarak karşımıza çıkar. Standart tedavilerle yeterli düzelme kaydetmeyen hastalara; negatif belirtili şizofreni, hallüsünatuar durumlar, bağımlılık, OKB ve dirençli diğer psikiyatrik bozukluklar için umut ışığıdır.

Uygulama Nasıl Gerçekleştirilir?

Tedavi birden fazla seans ile yapılır. Tedaviye başlamadan önce doktorun beynin hangi bölgesine ve ne kadar manyetik enerji uygulanacağına karar verir. İlk seans yaklaşık olarak 30 dakika sürer. Hasta oturur pozisyonda ve kulaklık takarken bu işlem gerçekleştirilir.

Yazının devamı...

Neden Kaygılanıyoruz?

16 Ekim 2019

Kaygı strese verilen normal bir cevaptır. Ancak sürekli kaygı duymak anksiyete bozukluğu, panik atak ve sosyal anksiyete gibi rahatsızlıkların sonucu olabilir. Kaygı duymanın yaşı, cinsiyeti ya da ırkı bulunmaz.

Bir sınav ya da iş görüşmesi gibi stresli durumlar herkesin biraz kaygılı hissetmesine neden olur. Ancak bazı durumlarda biraz kaygılanmak sağlıklıdır. Çünkü kaygı insanı olacaklara hazırlar. Sağlıklı bir kaygı iş görüşmesinde kişinin daha iyi olmasını ya da sınava daha iyi hazırlanmasını sağlar. Ancak aşırı kaygı, tetikleyecilere ve stres kaynaklarına çabuk ve yoğun bir tepkiye neden olur. Durum üzerine düşünmek bile kronik korkuların ve büyük stresin önünü açar.

Aşırı Kaygı Stres Reaksiyonuna Neden Olur mu?

Stres günlük hayatta deneyimlediğimiz isteklerden ve baskılardan gelir. Alışveriş merkezindeki uzun sıralar, yoğun trafik, telefonun durmadan çalması ya da kronik bir rahatsızlık günlük strese neden olur. Kaygı ve anksiyete aşırı hale geldiğinde stres reaksiyonu ortaya çıkar. Stres reaksiyonunda iki element bulunur. İlki zorluğun algılanmasıdır.

İkincisi ise, “Kaç ya da savaş” olarak da bilinen otomatik psikolojik bir cevaptır. Adrenalin artması ve vücudun alarm vermesi buna sebeptir. Bu tepki atalarımızı vahşi hayvanlardan ve tehlikelerden hayatta kalmayı öğretmiştir.

Günümüzde her ne kadar böylesine bir tehlike meydana gelmese de çok şey isteyen bir çalışma arkadaşı, sevilen biri ile kavga etme ya da daha başka şeyler vücutta benzer şeylerin tetiklenmesine nedendir.

Kaygının Vücuttaki Fiziksel Etkileri

Normal ve sağlıklı bir kaygının aslında vücuda hiçbir zararı bulunmaz. Ancak kronik kaygı ve duygusal stres birçok rahatsızlığa sebebiyet verir. Gün içerisinde aşırı kaygı ya da anksiyete kaynaklı stres reaksiyonu, sempatik sinir sisteminde kortizol gibi stres hormonlarının salgılanmasına neden olur. Bu hormon vücuda yakıt sağlamak için kandaki şeker seviyesinin ve trigliserit seviyesinin artmasını meydana getirir.

Yazının devamı...

Obezite Terapisi Üzerine

16 Ekim 2019

'Şişmanlık' olarak da bilinen obezite durumu besinlerle alınan enerjinin, tüketilen enerji miktarından fazla olması durumunda ortaya çıkar.

Obezite insan yaşam performansını kısıtlayan, çeşitli hastalıklara davetiye çıkaran, yaşam kalitesini bozan ve tedavisi mümkün bir hastalıktır. Obezite terapisi konuşarak düşünce, duygu ve davranışlarımızın değiştirildiği bir terapi türüdür.

Sadece diyet ve egzersiz zayıflamak için yeterli mi?

Obezite çağımızın en önemli sorunu olmaya başlamış ve eğer müdahale etmezsek gelecek yıllarda büyük bir sorun olarak kalmaya devam edecektir.

Birçoğumuz kilo vermek için defalarca uğraşmamıza, kendimize diyete uyum sağlayacağımıza dair defalarca söz veririz. Ancak hemen her defasında büyük bir hayal kırıklığı ile bazen birkaç hafya/ay içinde diyet ve spor vb. davranışları terk ederiz.

Bazen de çok uğraşıp hızlı bir şekilde verdiğimiz kiloları yine aynı hızda alıyor olmak moralimizi iyice bozabilir. Bu durumun artık kısır döngüye döndüğü düşünür bazende zayıflamak adına obezite cerrahisine başvururuz.

Peki sağlıklı kilo vermenin ve verdiğimiz kiloları almamanın başka bir yolu yok mu?

Peki şu ana kadar kilo vermek için sadece davranışlarımızı değiştirmeye çalışmışsak ve yemek yeme, egzersiz gibi kavramlarla ilgili düşünce sistematiğimizi değiştirmeyi hiç düşündünüz mü?

Yazının devamı...

Neden Kaygılanıyoruz?

15 Ekim 2019

Kaygı strese verilen normal bir cevaptır. Ancak sürekli kaygı duymak anksiyete bozukluğu, panik atak ve sosyal anksiyete gibi rahatsızlıkların sonucu olabilir. Kaygı duymanın yaşı, cinsiyeti ya da ırkı bulunmaz.

Bir sınav ya da iş görüşmesi gibi stresli durumlar herkesin biraz kaygılı hissetmesine neden olur. Ancak bazı durumlarda biraz kaygılanmak sağlıklıdır. Çünkü kaygı insanı olacaklara hazırlar. Sağlıklı bir kaygı iş görüşmesinde kişinin daha iyi olmasını ya da sınava daha iyi hazırlanmasını sağlar. Ancak aşırı kaygı, tetikleyecilere ve stres kaynaklarına çabuk ve yoğun bir tepkiye neden olur. Durum üzerine düşünmek bile kronik korkuların ve büyük stresin önünü açar.

Aşırı Kaygı Stres Reaksiyonuna Neden Olur mu?

Stres günlük hayatta deneyimlediğimiz isteklerden ve baskılardan gelir. Alışveriş merkezindeki uzun sıralar, yoğun trafik, telefonun durmadan çalması ya da kronik bir rahatsızlık günlük strese neden olur. Kaygı ve anksiyete aşırı hale geldiğinde stres reaksiyonu ortaya çıkar. Stres reaksiyonunda iki element bulunur. İlki zorluğun algılanmasıdır.

İkincisi ise, “Kaç ya da savaş” olarak da bilinen otomatik psikolojik bir cevaptır. Adrenalin artması ve vücudun alarm vermesi buna sebeptir. Bu tepki atalarımızı vahşi hayvanlardan ve tehlikelerden hayatta kalmayı öğretmiştir.

Günümüzde her ne kadar böylesine bir tehlike meydana gelmese de çok şey isteyen bir çalışma arkadaşı, sevilen biri ile kavga etme ya da daha başka şeyler vücutta benzer şeylerin tetiklenmesine nedendir.

Kaygının Vücuttaki Fiziksel Etkileri

Normal ve sağlıklı bir kaygının aslında vücuda hiçbir zararı bulunmaz. Ancak kronik kaygı ve duygusal stres birçok rahatsızlığa sebebiyet verir. Gün içerisinde aşırı kaygı ya da anksiyete kaynaklı stres reaksiyonu, sempatik sinir sisteminde kortizol gibi stres hormonlarının salgılanmasına neden olur. Bu hormon vücuda yakıt sağlamak için kandaki şeker seviyesinin ve trigliserit seviyesinin artmasını meydana getirir.

Yazının devamı...