Epilepsi tedavisinde ketojenik diyet

Epilepsi konusunda yeri geldiğinde ilaç tedavisinden bile daha etkili olduğu gösterilen ve farklı şekillerde uygulanan ketojenik diyet yakın doktor takibinde sürdürülmelidir.

Ketojenik diyet beslenmedeki karbonhidrat oranının çok düşük tutulduğu; az protein ve bol yağ oranına sahip bir beslenme şeklidir. Bu bakışa göre Karatay Diyeti’ni ve onun eşiti olan Dukan Diyeti’ni çok andırır. Onlardan göze çarpan farkı yağ oranının yüksek, protein oranının ise daha düşük olmasıdır.

Ketojenik diyette aldığınız kalorinin yüzde 65-70’ini yağlardan, yüzde 5-10’unu karbonhidratlardan, yüzde 25-35’ini de proteinlerden karşılarsınız. Günlük alınan karbonhidrat miktarı 50 gramın altındadır.

Özellikle tedaviye dirençli epilepsi vakalarında tedavi amaçlı kullanılmak üzere ilk kez Mayo Clinic’ten Dr. Russell Wilder tarafından tanımlanan bu diyet 1921 yılında tıp literatürüne girmişti.

Ketozis nedir?

Epilepsi, beyinde anormal elektriksel aktivite nedeniyle tekrarlayan nöbetlerle seyreden bir hastalıktır.

İnsan beyni normalde enerji kaynağı olarak glukozu kullanır. Karbonhidrat tüketiminin azalması sonucu vücut glukozdan karşılayamadığı enerjiyi, yağları yakarak karşılayacaktır. Yağlar yakılırken keton cisimcikleri ortaya çıkar, bu durum vücudun yağ yakma sürecine girdiğini gösterir ve bu sürece “ketozis” denir.

Ketojenik diyet farklı şekillerde uygulanabilir. Klasik olanda bol yağ, çok az karbonhidrat ve minimum protein vardır. Orta Zincir Trigliserid Diyeti ise daha fazla karbonhidrat ve protein içerdiğinden daha fazla çeşit sunar. Doğal olarak besinlerde bulunan yağın yanında, orta zincirli yağ asitleri (MCT) yağı takviyeleri içerir. MCT diğer yağlara göre daha kolay emilerek ketosizi daha kolay oluşturduğu için kullanılmaktadır. Ayrıca Modifiye Atkins Diyeti ve Düşük Glisemik İndeks Diyeti’nin de benzer şekilde sonuçlar verdiğini gösteren çalışmalar mevcuttur.

Ketojenik diyetle beyin bir adaptasyon yaşar ve glukoz yerine keton kullanmaya başlar. Keton kullanımıyla beraber nöronlarda oluşan anormal ve aşırı deşarjları azalır veya yok olur, böylece büyük ölçüde nöbetler kontrol altına alınır.

Son yıllarda, yapılan birçok deneysel ve klinik çalışma sonucunda ketojenik diyetle nöbet kontrolü üzerindeki etkiyi ortaya koyan metabolik yolaklar incelenmiş ve ketonemi ile antikonvülsan etki arasındaki ilişki gösterilmiştir. Bu mekanizmalar nöbetlere karşı beyinde direnç oluşturmaktadır. Sinirlerin disfonksiyonunu (işlev bozukluğu), nöbetleri ve nörodejenerasyonu (harabiyet) önlemektedir.

Dikkat edilmeli

- Ketojenik diyet su ve elektrolit dengesinde bozulmalara sebep olmaktadır. Ketosis ile beraber bulantı ve kusmalar olabilir.

- Kalsiyum atımı hızlanarak kemik yoğunluğu azalıp osteoporoza (kemik erimesi)
neden olabilir.

- Hücre yıkımının artması ve böbreklerden ürik asit atılımının azalması sonucunda hiperürisemi ve guta benzer belirtilerin ortaya çıkmasına neden olabilir.

- İdrar PH’sının azalmasıyla birlikte ürik asit taşlarının oluşmasına sebebiyet verebilir.

- Yüksek yağ içeriği olan ketojenik diyetler doymuş yağ ve kolesterol bakımından kalp ve damar hastalıkları riskini artırır. Tüketilen yağın sağlıklı yağlar olmasına dikkat edilmeli, zeytinyağı ağırlıklı beslenmelidir.

- Düşük karbonhidrat içeriğinden dolayı tiamin, folat, pantotenik asit, kalsiyum, fosfor, demir, D vitamini ile çinko, selenyum gibi bazı mikro besin öğelerinin eksikliği oluşabilir.

- Kabızlık ketojenik diyetlerde çok fazla görülen yan etkilerden biridir. Bunun sebebi diyet posasından fakir olmasıdır.

- Epilepsi konusunda yeri geldiğinde ilaç tedavisinden bile daha etkili olduğu gösterilen bu diyet yakın doktor takibinde, gerekli klinik ve laboratuvar tetkikleri yapılarak sürdürülmelidir.