Kalpteki tehlikeli plaklar

Her ne kadar kalp krizinin tedavisi gün geçtikçe daha da ileriye gitse de aslında biliyoruz ki olay krize kadar gitmeden bu riski anlamak ve önlemek mümkün. Bu haftaki yazımda damar tıkanıklığı sürecini tetikleyen plaklardan biraz bahsedeceğim.

Kalp krizi artık korkulu rüya olmaktan çıktı. Tıptaki ilerlemeler, sürekli gelişen tedavi yöntemleri kriz anında bize başarıyla sonuçlanacak müdahalelerde bulunma şansını veriyor. Tıkalı damar nedeniyle oluşan infarktüse uğramış bir kalbi ilaç tedavisiyle, balon anjiyoplastiyle veya koroner by pass ameliyatıyla tedavi etmek mümkün. Eskiden çok daha fazla korkulan ve kötü sonla seyreden kalp krizleri artık tedavi edilebilir ve korkutucu komplikasyonları önlenebilir bir hal aldı. Ancak hâlâ kalp damar hastalıkları en fazla görülen ölüm sebebi. Buradan da şunu anlıyoruz ki daha yapacak çok iş var.

Her ne kadar kalp krizinin tedavisi gün geçtikçe daha da ileriye gitse de aslında biliyoruz ki olay krize kadar gitmeden bu riski anlamak ve önlemek mümkün. Risk faktörlerini belirlemek ve önlem almak başlı başına bir konu. Artık dünyadaki trend hastalıkları oluşmadan önlemek yönünde ilerliyor.

Bu amaçtan yola çıkarak Harvard, Stanford gibi dünyaca tanınmış üniversite hastanelerinde, ileri kardiyoloji merkezlerinde kalp damar hastalıklarını önleme departmanları kuruluyor.

Bu konuda bilimsel çalışmalar, araştırmalar yapılıyor.

Dar damarları tıkayabiliyor

Yüksek kolesterole bağlı olarak damar duvarında biriken yağ plakları zaman içinde bazı iltihabi reaksiyonları tetikleyerek, damar duvarının daralmasına sebep oluyor. Bu süreçten daha önce kronik inflamasyonun kalp damarlarındaki etkisini anlatırken de bahsetmiştim.

Damar duvarındaki plaklar ani kan basıncı değişikliklerine bağlı olarak yapışık oldukları yerden koparak daha uçtaki, daha dar damarları tıkayabiliyorlar. Bunun sonucunda da kalp damarları tıkandığında kalp krizi, beyin damarları tıkandığında ise inme veya felçler ortaya çıkıyor. Bu plakları damarın içinde yüzeye yapışık ve yağ özellikle LDL kolesterol, iltihap hücreleri gibi malzemelerle dolu fibröz bir torbaya benzetebiliriz.

Bu torbanın içinde okside olmuş LDL ve yağ yükü ne kadar fazlaysa yırtılma olasılığı da o kadar fazla oluyor. İşte ne oluyorsa o zaman insanın başına geliyor. Aslında geçişi hiç engellemeden uslu bir şekilde çok az yer kaplayarak duran torba yani plak yırtılıp içindekiler saçılınca orada bir yara var zanneden vücut hemen tamir askerlerini gönderiyor.

Damardaki hasarı durduracağını zanneden trombositler de o bölgede aniden trombus yani pıhtı oluşturarak damarı tıkıyor ve infarktüse sebep oluyor. En çok çekindiğimiz bu durum erken tanıda da bize zorluk çıkarıyor. Çünkü olay çok ani gelişiyor.

Trombositler bölgeye hücum ediyor bu izdihamda olan kalbe oluyor. Böyle bir hastaya koroner anjiyografi yapmış olsak bile müdahaleye gerek duyulmayan plaklar görürdük. Kimse yer işgal etmeyen ve duvara yapışmış küçük torbadan şüphelenmez. Ancak artık bilimsel araştırmalar bize istihbarat konusunda çok önemli ipuçları veriyor.

Bunlardan biri kanda bakılabilen bir enzim testidir. Yani bu halim selim görülen torba aslında ben yırtılacağım diyerek LP- PLA2 adındaki özel bir inflamasyon enziminin salgılanmasına yol açar. Bu bilgi sayesinde kanda bakılan basit bir tetkikle bu riski taşıyıp taşımadığımız anlaşılır.