KAYAK VE BOARD SAKATLIKLARI

10 Ocak 2013

Kış sporları ülkemizde ve dünyada her geçen gün popülerlik kazanıyor. Özellikle kayak ve board sporları yurttaşlarımızın ilgisini çekiyor. Kış sezonunun da başlaması nedeniyle kayak, board ve diğer kış sporlarındaki sakatlıklara değineceğim

Dünya çapında 200 milyon kişi kayak sporuyla uğraşırken, 70 milyon kişi de snowboard yapıyor. Sadece 2010-2011 sezonunda ABD’de 60 milyon kişi kayak merkezlerini ziyaret etmiş. Son 15 yılda kayak sporuna eklenen yeni sporlar da (snowblade, telemark ski) bu ilgiyi artırıyor.

Teknolojinin yardımıyla...
Telemark tipi kayma, ayak bileği arka kısmının serbest olması nedeniyle dönüş kolaylığı sağlar. Snowblade’deyse, normal kayak takımlarından daha kısa takımlar bulunur ve kişi, kayak yapmak yerine buz üzerinde kayar gibi (buz pateni) hareket eder. 1990’larda carving tipi kayakların kullanılmaya başlamasıyla Alp kayağı evrim geçirmiştir. Mekatronik ve elektronik sistemlerin kayak takımlarına eklenmesiyle kayak sporunun hem keyfi artmış hem de sakatlıklar azalmıştır. Kayak sporundaki sakatlık riski binde 5 düzeyindedir.

Ölümler, yok denecek kadar az
Sakatlık oranlarına daha detaylı baktığımızda iki terim ön plana çıkar: Bin kayak günündeki sakatlık oranı ve de sakatlıklar arasındaki ortalama günler. Bin kayak günündeki sakatlık oranı, kabaca kayak sakatlıklarının bin rakamıyla çarpılması sonucunda elde edilir. Örneğin Alp kayağında bu risk 2/1000’dir. Yani kayak yapan her bin kişiden 2’si tıbbi bakım gerektiren bir sakatlık geçirir. Snowboard’daysa oran, 3-5/1000’le biraz daha yüksektir.

Yazının devamı...

HER BOYUN AĞRISI BOYUN FITIĞI DEĞiLDiR

3 Ocak 2013

Boynu ağrıyan hastaların, “Boyun fıtığı oldum” diye kederlenmelerine gerek yok. Örneğin ABD’de boyun ağrısı şikayetiyle doktora giden hastaların yüzde 21’inde boyun fıtığı tespit edilirken, nedense Türkiye’de bu oran yüzde 86’ya çıkıyor

Tomografi ve MR’ın sağlık alanına girmesiyle bu oranlarda epeyce yükselme oldu. Kim bilir ne kadar boyun fıtığı olup da farkına varmadan, şikayetleri olmadığı için aramızda dolaşan insan var. ABD’de bel fıtığıyla ilgili bir çalışma yapılmış; belinde hiç sorunu olmayan 2 bin kişinin MR’ını çekmişler. Yüzde 37.8’inde bel fıtığı tespit edilmiş. Şikayetleri olup hekime başvuran hastaları da hesaba katarsak, o da yüzde 20. Dolayısıyla yüzde 50’nin üzerine çıkıyoruz. Böylece de bel fıtığı iktidarını ilan etmiş oluruz.
Boyun fıtıkları içinde yaklaşık aynı oranların geçerli olduğunu düşünüyorum. Yalnız boyun fıtıkları, bel fıtıklarından daha az görülüyor. Ayrıca bel-boyun fıtıkları birdenbire oluşmuyor veya siz hissetmiyorsunuz. Boyundaki omurlar arasındaki disklerde zaman içinde bozulma oluşuyor. Sonunda bardağı taşıran damla geliyor. Bu da ters bir hareketle, arabada giderken ani frenlerde ve çarpmalarda oluşan ‘kamçı manevrası’yla, başı uzun süreli sabit tutmayla, ağır kaldırma ve stresle kendini gösterebiliyor. Şikayetler bazen yavaş yavaş başlar, bazen de aniden gelişir. Başlangıçta boyunda ağrı hissedilir. Bazen de omuza, kola ve parmaklara vurabilir. Ağrı şiddetli de olabilir, hafif de veya hiç olmayabilir. Hasta başını yastıkta koyacağı yer bulmakta zorlanır. Onun için ben hastalarıma nasıl rahat edebiliyorlarsa o pozisyonda yatmalarını ve rahat edebilecekleri yastığı tercih etmelerini öneririm.

Diş ağrısı gibi kol ağrısı!
Boyun fıtığındaki ağrıyı anlatan hastaların durumunu iyi değerlendirmek gerekir. Ben bu ağrıyı şöyle tarif ederim; diş ağrısının kolda olan şekli. Çünkü bu iki ağrı da sinirlerle ilgili sorunlardan kaynaklanıyor. Hasta, ağrıyı kızgın bir bıçağın kol boyunca saplanması gibi tarif eder. Hasta kolunun ve elinin bazı yerlerini hissedemediğini söyler.

Yazının devamı...

BOKS SAKATLIKLARI-1

13 Aralık 2012

Boks, karşı tarafa darbe sonucu puan kazanılan ve galip gelinen bir spor dalı olarak her türlü sakatlığa açık. Özellikle ünlü boksör Muhammed Ali’nin kafasına aldığı darbeler sonrası parkinson’a yakalanması bu konudaki çalışmaları artırdı

Bazı araştırmaların sonucu o kadar radikal ki, boks ve kick-boks gibi sporlara karşı gençlerin bilgilendirilmesi, bu sporlara yönelmelerinin önlenmesi tavsiye bile edildi. Boksta kafa, önemli hedeflerden biri. Nakavt denilen rakibin darbe sonrası yere düşüp 10 saniye boyunca kalkamaması boksta kesin zaferi simgelerken kafaya olan darbeleri artırır. Eldivenlerin yapısı her ne kadar aktarılan kuvvetleri azaltsa da darbeler, beyin zarı altı damarlarını yırtabilir.
Bu damarlar, beyni saran toplardamarlar olup kanamaları sonucunda erken dönemde bulgu vermez. Ancak geç dönemde kafa içi basıncı artırıp tespit edilemedikleri durumlarda ölümcül olabilirler. Kısa süreli düşmeler, duruş reflekslerin bozulmasına, denge fonksiyonlarında azalmaya bağlı olurken, beyin sarsıntısı sonucunda çok çeşitli tablolar ortaya çıkabilir. Bu durum, her zaman bilinç kaybıyla sonuçlanmaz.

Sara krizlerine neden olabilir
Kafatasına ve beyin hücrelerine zararlar incelendiğinde kafayla yüz kemiklerinde kırıklar, beyin içi ve çevresinde kanamalar, nöronlarda mekanik hasarlanma ya da hipoksik iskemik yaralanma izlenir. Beynin kafatası içerisinde hızlanma ve yavaşlama kuvvetlerine maruz kalması, aylar sonra ortaya çıkacak sara krizlerine bile neden olabilir. Bu tür kafa travmaları ‘kronik ensefalopati’ diyebileceğimiz yıllar sonra ortaya çıkabilen tablolara yol açabilir.

Yazının devamı...

HER ÖLÜM AYRI BiR ACI AYRI BiR DERT AYRI BiR DERS

6 Aralık 2012

Prof. Dr. Ahmet Öncel’i kaybettik. Sonbahardan kışa girdiğimiz bu ilk günlerde, gerçek bir İstanbul beyefendisini, bir bilimadamını toprağa verdik

Ahmet Öncel’i 1977’lerde tanıdım. İstanbul Tıp Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Kliniği Ana Bilim Dalı’nda bizim baş asistanımızdı, ağabeyimizdi. Öyle bir ağabeylik ki, hem bilimsel hem de yaşam dersinde...
Sessiz ve sakin haliyle bölümün koridorlarında dolaşırken ve hastalarını ziyaret ederken yüzünde hep o tebessüm, içinde bilge bir insanın sessizliği vardı. Hiçbir gün sinirlenmedi. Her şeyi içine attı. Onun ağzından sert bir ifadeyi hiç kimse duymadı. İnsanlara insan gibi davrandı. Nişantaşı’nda doğup büyümesine rağmen şimdiki dizilerde gösterilen o Nişantaşılılar gibi olmadı. Kendi kişiliğinden ve kimliğinden ayrıca beyefendiliğinden hiçbir şey kaybetmedi.
Ben bazen takılırdım kendisine, “İhtiyar!” derdim. Halbuki 1942 doğumluydu. Bütün hocalar bu lakabı ezberlemişti. Rahmetli Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fuat Diniz hocamız bile Ahmet Abi’ye “İhtiyar” derdi, gülerdik. “İhtiyar” dedik, genç yaşta aramızdan ayrıldı. Hiç kimseye muhtaç olmadan bu dünyaya veda etmeyi düşünürdü. Yaradan bu isteğini kabul etti. Ve kimseye muhtaç olmadan aramızdan ayrılıp gitti.
Senin tavrın, tarzın, hekimliğin, bilgeliğin gelecek kuşaklara ve doktorlara ders olarak anlatılacak. O sakin kişiliğinle hayatının en büyük dersini verdin, bu son dersindi. Ölümünde bile hiç kimseyi üzmemek, zora sokmamak için gerekeni yaptın. Sessizce öldün... Allah rahmet eylesin. Mekanın cennet olsun... Geride hep güzel şeyler bıraktın. Seni seven tüm dostların adına bu yazıyı sana ithaf ediyorum.

Yazının devamı...

ATLA TERAPi -2

22 Kasım 2012

Devam eden ve tamamlanmış birçok çalışmanın sonunda atla terapinin çeşitli rahatsızlıklarda kullanılabileceği kanıtlandı

Amerikan Hippoterapi Derneği’nin verilerine göre, atla terapi dünya çapında 1970’lerden beri uygulanıyor. Günümüzde 24 ülkede lisanslı hippoterapistler var. Üç günlük hızlandırılmış kurslara fizyoterapistler, iş-uğraşı terapistleri, konuşma terapistleri katılabiliyor. Bu kurslara katılan ve başarı gösteren özel at eğitmeni, fizyoterapist, konuşma terapisti, iş-uğraşı terapisti, özel eğitim uzmanı ve gönüllülerden oluşan özel bir ekip atla terapi tedavisi uygulayabiliyor.
Terapide kullanılacak atın kabul eden, uysal, güvenilir, öğrenmeye açık, dikkatli, ileri giden, atletik, dengeli olması ve beklenmedik davranışlarda bulunmaması gerekiyor. Bireysel olarak veya grup halinde uygulanabiliyor. Teknikler sırasında kişinin psikolojik, duyusal, sosyal tutumları ve özel ihtiyaçları göz önünde bulunduruluyor. Atın hareketleri binicinin vücudu üzerinde dinamik etkilere sahip. Atın sırt hareketlerine müdahale edilmiyor, kişinin bu hareketlere uyum sağlamasına çalışılıyor. Terapi amaçlı at binme seansları genellikle beş aşamada uygulanıyor: Atla tanışma, ısınma, çalışma, gevşeme ve vedalaşma.

Dört temel bölümden oluşuyor
Terapi kısmı, at aktiviteleriyle hastalıkların etkilerinin azaltılmaya çalışılması. Rekreasyonal aktivite eğlendirmek ve keyif vermek amaçlı yapılan biniş aktivitesi. Spor kısmında özel müsabakalara hazırlık ve profesyonel eğitim var. Eğitim kısmındaysa çeşitli yönlerden kişilerin at binmeyle geliştirilmesi amaçlanıyor.
Çeşitli çalışmalarda hippoterapinin etkinliği kanıtlandı. 2007’de Silkwood Sherer ve Warmbier’in araştırma sonuçlarına göre, atla terapi MS’li hastalarda denge ve koordinasyon üzerinde olumlu etkilere yol açtı. Bunun nedenleri arasında atla terapinin pelvis ve bel bölgesi hareketliliğini artırması, eklem hareketliliğini iyileştirmesi, kas kuvvetini geliştirmesi, doğru yürüyüş şeklini açığa çıkarması, denge reflekslerini uyararak gövdeyi düzeltmesi geliyor.

Yazının devamı...

ATLA TERAPİ (1)

15 Kasım 2012

Hippoterapi, yıllardır denge, güç, koordinasyon, eklem hareket açıklığı, postür ve yürüme sorunlarının tedavisinde kullanılıyor. Gelin, bu terapi şekline yakından bakalım

Tedavi amacıyla atların kullanılabileceğini M.Ö. 400’lü yıllarda Hipokrat, ‘Doğal Egzersizler’ başlığı altındaki yazısında öne sürdü. Fransız Tissot’ysa 1780’de yazdığı ‘Medikal ve Cerrahi Jimnastik’ adlı eserinde at binmenin en faydalı yürüyüş şekli olduğunu yazdı.
İngiltere, bu yüzyılın başlarında atların faydalarını keşfetti, engellilerde ve II. Dünya Savaşı’nda yaralanan askerlerde atla terapi yöntemini uyguladı. 1952’deyse Helsinki Olimpiyatları’nda Liz Hartel, atlı sporlarda gümüş madalya kazandı. Çocuk felci geçiren bu sporcu, at binmenin hastalığa faydalarını kanıtladı.
1960’lı yıllardan itibaren ABD, Kanada ve pek çok Avrupa ülkesinde atla rekreasyonel terapilerin uygulanacağı merkezler açıldı, bu alanda federasyonlar kuruldu ve kongreler düzenlenip bilimsel yayınlar yapıldı. Rekreasyon terapisi; psikolojik, fiziksel, sosyal engellilerin ve hastalıkların tedavilerini çeşitli aktivitelerle desteklemek olarak tanımlanır. Mevcut durumdan iyiye doğru gitme ve bu amaç için çeşitli aktivitelere bunu desteklemeyi benimser. Bu alanda at yardımıyla yapılan tedavi uygulamalarına yani hippoterapiye başlandı.

Tedavi edici hareketler
Hippos, Yunanca at kelimesinden gelir. Hippoterapi, lisanslı bir sağlık personeli tarafından (fizyoterapist, iş-uğraşı terapisti, konuşma patologları, ergoterapistler) yürütülmeli ve denetlenmeli. Terapist, atın hareketlerini tedavi edici bir girişim olarak kullanır. Hippoterapide fonksiyonel kısıtlılıklar, katılım sorunları değerlendirilir ve kasların fonksiyonları iyileştirilerek yürüme kapasitesinde, postür, denge ve mobilite gibi kaba motor fonksiyon parametrelerinde düzelme hedeflenir.
Murphy ve arkadaşları, nöromotor (sinir ve kaslarla ilgili) iyileşmeleri denge, güç, koordinasyon, eklem hareket açıklığı, postür ve yürüme parametrelerinde düzelme, spastisitede azalma olarak tanımladı. Psikomotor (hareket ve becerilerle ilgili) etkileriyse özgüven, özsaygı, motivasyon, dikkat süresi, uzaysal algı, konsantrasyon, öğrenme yeteneği ve de konuşma yeteneğindeki iyileşmeler olarak tespit etti.

Yazının devamı...