Aromatik güçler

18 Ağustos 2019

Mutfağınıza sağlıklı bir dokunuş katmaya ne dersiniz? Nane, sumak, kekik… Birbirinden şifalı bileşenlerle dolu bu bitkiler yaz lezzetlerine çok yakışır

Baharat kullanarak yemeklerinizin, salatalarınızın antioksidan gücünü artırabilir, bağışıklık sisteminizi destekleyebilirsiniz. Bugün yaz mutfağına çok yakışan üç bitkisel gücün sağlık karnelerini inceleyeceğiz ve şifalı olan türlerin hangileri olduğunu öğreneceğiz. 

MİS KOKULU KEKİK

Ete harika bir lezzet veren kekik, mutfak kültürümüzün baş tacı olan baharatlardan biridir. Bu aromatik bitki aslında bir baharattan ziyade doğal bir ilaçtır. Kekik, çağlar boyunca yaraların mikrop kapmasını önlemek için ve solunum yolu enfeksiyonlarının tedavisinde kullanıldı.
Kekiğin 300’den fazla türü yetişiyor. Ama en makbul olanı Thymus vulgaris denen kekik türüdür. Paketlerde baharat olarak satılan kekiklerin bu şifalı tür olmadığını belirtmekte fayda var.

Peki, doğru kekiği nasıl bulacaksınız? Akdeniz kekiği diye bilinen kekik Thymus vulgaris’tir. Farklı yörelerde beyaz kekik, girit kekiği, zahter otu, sivri kekik ve güvey otu olarak da bilinen bu türü tercih edin.

Anti-kanser etki: Kekik sadece kanseri önlemede değil kanser tedavisinde de etkili maddeler içerir. Bu şifalı bitkiye özgü karvakrol adlı bileşenin kanserli tümörlerin gelişimini yavaşlattığı, kanser hücrelerini intihara sürüklediği yolunda bilimsel bulgular var (1). Güzel bir haber: Türkiye’de yetişen kekik türleri, yüksek miktarda karvakrol içeriyor. Sindirimi destekler: Kekik hazımsızlık, sindirim problemi yaşayanlar için harika bir bitkidir.

Yazının devamı...

Tatil önerileri

11 Ağustos 2019

 Beslenmenizde ve yaşam tarzınızda yapacağınız değişikliklerle bayram tatilini bir sağlık reformuna dönüştürmeye ne dersiniz?

Bayram tatili, hayatınıza uzaktan bakmak ve sağlığınızı olumsuz etkileyen, enerjinizi çalan seçimleri gözden geçirmek için bir vesile olabilir. İş, güç derken devamlı bir koşturmaca içinde geçen günlerde yaptığınız yanlışları düzeltmek, büyük resme bakmak için harika bir fırsat! Hepinize güzelliklerle, mutluluk ve şifayla dolu bir bayram diliyorum.

SİSTEMİ SIFIRLAYIN

İlk ve en önemli adım bayram ikramlarını geri çevirmek! Tatil boyunca şekerden, tatlıdan, börekten, çörekten uzak durarak sistemi sıfırlayın. Sistemi sıfırlamak derken ne kast ediyoruz önce ona bir bakalım.

Vücudun kullanabileceği iki enerji kaynağı vardır: Şeker ve yağ. Şekerden alınan enerjinin gelip geçiciliği ve sistemi nasıl olumsuz etkilediğini artık biliyorsunuz. Maalesef kötü beslenme modelimiz yüzünden vücudumuz bir adaptasyon geliştirdi: Enerji için kolaya, yani kan şekerini anında yükselten yiyeceklere yöneliyor. Fazla kiloları olan birini düşünün, mantıken açlığa daha dayanıklı olması gerekmez mi? Çünkü yakacak daha fazla yağ deposu vardır. Ama kan şekerini bir anda yükseltecek ekmek, börek, tatlı gibi kaynaklar varken vücut neden yağ yakmakla uğraşsın, enerjisini yağdan alsın? Bu adaptasyonu kırmak öyle zor değil. Kötü karbonhidratlar gidecek, yerine sağlıklı karbonhidratlar, protein ve sağlıklı yağlar gelecek. Yani ekmek yerine sebze yiyecek, zeytinyağı ve kaliteli protein kaynaklarından aldığınız hayvansal yağları artıracaksınız.

Vücut, kısa sürede mesajı alacak ve kan şekerini hemen yükselten bir yiyeceğin gelmeyeceğini anlayarak ikinci seçeneğe yani yağa yönelecektir. Beslenme modelinizdeki bu şifalı adımı atmak için doğru gün bugün!

STRES NOTUNUZU DÜŞÜRÜN

Yazının devamı...

Sağlıklı alternatifler

28 Temmuz 2019

Geçen hafta da altını çizdiğimiz gibi bu kadar çok buğday, dolayısıyla da gluten yiyerek sağlıklı olmak mümkün değil. Peki, buğdayın yerine koyabileceğimiz sağlıklı seçenekler var mı?

İnternete girdiğinizde glutensiz, buğday unu kullanılmadan hazırlanmış ekmek, bazlama, kraker tarifleri bulabiliyorsunuz. Artık böyle tariflerin yer aldığı pek çok yemek kitabı var. Ben de son kitabım “Mutluluk Kürleri 2”de ekmeğe alternatif olabilecek tariflere yer verdim. Herkes buğday ürünlerinden, glutenden uzak durmanın en zor kısmının ekmekten vazgeçmek olduğu konusunda hemfikir.  Tereyağını neyin üstüne süreceksiniz? Yumurtanın sarısına ne batıracak, çorbanızın yanına ne katık edeceksiniz? Yaşam boyu uygulanabilecek bir beslenme modelinin sırrı yediklerinizden keyif de almaktır. Ama biraz yaratıcılıkla, biraz da araştırarak damak tadınızdan ödün vermeden de sağlıklı beslenmek mümkün.

Sözün özü; karabuğday unu, keten tohumu ya da mısır unu (tabii GDO’lu değil yerli tohum mısır olmalı) kullanarak sağlıklı ekmekler hazırlayabilirsiniz. Bu hafta buğday ununa alternatif olarak kullanabileceğiniz bitkileri keşfedeceğiz. Bunu yaparken de “Buğdayı yaşamınızdan çıkardığınızda temel bir besin maddesinden mahrum kalırsınız” tezini çürüteceğiz. Buğday, bir temel besin maddesi değildir ve yokluğu insan sağlığı açısından bir eksiklik yaratmaz.

Omega-3 zengini keten tohumu

Glutensiz beslenme modelini benimsemiş olanların favorilerinden biri de keten tohumudur. Keten tohumu unu ile bazlamalar, aromatik baharatlarla çeşnilendirilmiş krakerler hazırlayabilirsiniz.  Bu yağlı tohumun içindeki bileşenlerden optimum fayda sağlamak için öğütülmüş olarak satın almayın, tohumları kahve değirmeninde çekip taze olarak hazırlayın.

Kanserden koruyucu: Bitkisel östrojenler açısından zengin bir kaynak olan keten tohumunun, vücuttaki östrojen hormonunun etkisini azaltarak meme(1), yumurtalık ve rahim kanserine yakalanma riskini azalttığı yolunda bulgular var. (Aynı bileşenler menopoz semptomlarını hafifletmekte de etkilidir) 

Kilo kontrolüne yardımcı

Yazının devamı...

Ekmek tartışmaları

21 Temmuz 2019

Sağlıklı bir yaşam sürmek istiyorsanız ekmekten ve tüm buğday ürünlerinden uzak durmalısınız. Çünkü…

Kitaplarımda, katıldığım televizyon programlarında ekmeğin ve tüm buğday ürünlerinin sağlığınıza nasıl zarar verdiğini anlatıyorum. “Eğer kronik hastalıklardan korunmak istiyorsanız ekmeği kesin, böreği, çöreği hayatınızdan çıkarın” diyorum. Geçen gün bir okuyucumdan aldığım bir e-posta sonrasında bu konuyu köşemizde detaylı bir şekilde anlatma gereği duydum. Çünkü sağlıklı beslenmeye özen gösteren, yediği sebzeyi, yumurtayı dikkatle seçenlerde bile ekmek konusunda hâlâ bir kafa karışıklığı, ekmeği kesmek konusunda bir direnç olduğunu gözlemliyorum.

Okuyucumdan gelen e-postaya geri dönelim: “Eskiden yumurtanın zararlı olduğu söyleniyordu. Bugün ise yumurtanın zararlı olmadığı, hatta herkesin bu değerli besinden faydalanması gerektiği söyleniyor. Şimdi de ekmek zararlıdır deniyor. Dün zararlı olan bugün faydalıysa, kime, neye, nasıl inanacağız?”

Yerinde bir soru. Ve detaylı bir cevabı hak ediyor.

Dersimiz gluten

Binlerce yıldır buğday yediğimiz halde, buğdayın içindeki gluten molekülünü sindirmek üzere tasarlanmadık. Vücudumuzda bu molekülü tam olarak sindirmemizi sağlayacak enzimler yok. Buğdaya yapılan genetik müdahale ile sorun daha da büyüdü. Bugün yediğimiz modern buğday, dedelerimizin yediği Siyez, Kavılca gibi ilkel buğday türlerine kıyasla çok çok daha zararlı bir gluten içeriyor. Üstelik insanlık tarihi boyunca yemediğimiz kadar çok buğday ürünü tüketiyoruz.

Ne kadar çok pizza, ekmek, makarna, bulgur yediğinizi bir düşünün! Bu sindirilemeyen molekülü ve vücutta yarattığı etkiyi basit bir şekilde anlatmak istiyorum.

Yazının devamı...

Açık oturum

14 Temmuz 2019

İşlenmiş yiyeceklerden uzak durun dediğimde, bazen tepkiler aldığım oluyor. Halkı korkutuyormuşum! Birileri para kazanmak uğruna halkı hasta eden yiyecekler satarken sorun yok, ama biz işin doğrusunu anlatınca korku saçıyoruz öyle mi?Ne zamandan beri doğruları söylemek korkutucu oldu acaba?

İşte size gıda diye yutturulan bu yiyeceklerin içindeki zehirlerden birkaçı… Karar sizin:

Geçtiğimiz yıl, mısır şurubundan elde edilen nişasta bazlı şeker (NBŞ) ve zararları üzerine çok yazıldı, çok konuşuldu. Ucuz olduğu, yiyeceklerin raf ömrünü uzattığı ve çok tatlı olduğu için gıda endüstrisinin pek sevdiği bu şekerin, şekerin en tehlikeli hâli olduğunu o zaman da dile getirmiştim. Dönem dönem gündeme oturan ve bir süre sonra güncelliğini kaybeden bu tür haberler faydalı ama; şöyle yanlış bir algı yarattıkları da bir gerçek: “İçinde nişasta bazlı şeker değil meyve şekeri kullanılmış, o zaman zararlı değildir.”
Bu yazımızla hem bu yanlış algıyı yıkacağız hem de laboratuvarlarda yaratılan işlenmiş yiyeceklerin içindeki kimyasallara biraz daha yakından bakacağız. (Bu kimyasalların bazılarının bir de kodları var. Etiketlerde ismiyle değil koduyla karşınıza çıkma ihtimaline karşı onları da not düşüyorum.)

Monosodyum Glutamat (MSG)- E621

Çin tuzu olarak da bilinen bu katkı maddesinin hâlâ sadece Çin lokantalarında kullanıldığını düşünenler var. Halbuki karşınızdaki gıda endüstrisinin en favori kimyasallarından biri. Hazır çorbaların, salata soslarının, yemeklere attığımız bulyonların, cipslerin, hatta gofretlerin içinde bulunan bu lezzet artırıcı, bazı restoranlarda da kullanılıyor.

Yazının devamı...

Sıcak dalgası

7 Temmuz 2019

Yaz aylarının en kavurucu günleri başlarken sıcakların sağlık üzerindeki etkilerine karşı tetikte olmakta fayda var

Aşırı sıcaklarla birlikte güneş çarpması tehlikesine dikkat çekmenin tam zamanı… Güneş çarpması mağduru olmanız için plajda, havuz başında saatlerce güneşlenmeniz falan gerekmiyor. Çok sıcak, nem oranı yüksek bir günde sokakta dolaşırken bile tehlike sinyalleri çalabilir. Tabii bir de sıcak çarpması denen bir durum var. Yani kendinizi hastanede bulmanız için güneş de gerekmiyor. Her iki durumda da sorun sıcağa ya da güneşe maruz kalan vücudun aşırı ısınmasından kaynaklanır. Sorunu hafife almayın! 2013 yılında yayımlanan bir çalışmaya göre, Amerika’da 1999-2009 yılları arasında tam 7233 kişi sıcakla ilişkili nedenler yüzünden hayatını kaybederken, yaklaşık 200 bin kişi de hastanelik olmuş.(1)

Soğutucu sistemler

Çevresel koşullar ne olursa olsun vücut, normalde 36.5-37 arasında seyreden ısısını korumak zorundadır. Bu yüzden de sistemde pek çok ısı düzenleyici mekanizma bulunur. Mesela cildinizde ısı düzenleyici reseptörler olduğunu biliyor muydunuz?

Dışarıdaki sıcaklık çok yükseldiğinde bu reseptörler beyne tehlike sinyali gönderir. Sistem de vücut ısısını düzenlemek, aşırı yükselmesini önlemek için belli mekanizmaları devreye sokar.

Sistem terleme yoluyla soğutma işlemine başlar. Diğer yandan damarlar genişler ve kanın cilt yüzeyine doğru akışı artar. Sistem kanı cilt yüzeyine gönderir ki, kan ısısını vücut dışına ileterek soğusun. Aşırı sıcakta yüzünüzün kıpkırmızı olduğunu fark etmişsinizdir. Sıcak ve nemli havalarda kalp krizi riskinin vakalarının artmasının nedenlerinden biri de budur. Kan dolaşımındaki, damarlardaki bu değişim kalp üstüne yük bindirir.

Yazının devamı...

Sinekleri mi öldürüyorsunuz, kendinizi mi?

30 Haziran 2019

Böcek ısırmasın, sivrisinek sokmasın diye vücudunuza sürdüğünüz spreyler, soluduğunuz havayı kirleten sinek ilaçları… Bu zehirli savunma hattı sadece sizi değil, dünyayı da zehirliyor

Sinekleri, böcekleri uzak tutan spreylerin çoğunda DEET (N,N-Diethyl-meta-toluamide) denen toksik bir kimyasal kullanılır. 1946 yılında Amerikan ordusu için geliştirilen DEET 1957 senesi itibarıyla sivil halkın kullanımı için onay aldı. Sinek kovucu spreylerin hemen hepsinin aktif maddesi DEET’dir.

Bir nevi tarım ilacı olan bu kimyasalla ilişkilendirilen bir sendrom bile var: Literatüre gizemli bir hastalık olarak giren “Körfez Savaşı Sendromu”… Bölgedeki haşerattan, sivrisineklerden korunmaları amacıyla askerlere böcek kovucu spreyler verilmişti. Askerler savaştan geri döndüklerinde bazı sağlık sorunları yaşamaya başladılar. Kronik baş ağrıları, hâlsizlik, unutkanlık, solunum ve cilt sorunlarıyla kendini gösteren ve binlerce askeri etkileyen bu sendromun nedeni ilk başlarda anlaşılamadı. Ancak zaman içinde yapılan bilimsel araştırmalar sendromun DEET ile ilişkili olduğunu işaret ediyordu.(1)

Annelerin küçücük çocuklarına bile sıkmaktan imtina etmedikleri bu spreylerin tehlikelerine, sağlığınıza neler yapabileceğine bir bakalım mı?

Alerjik reaksiyonlar: Kızarıklık ve döküntülerle kendini gösteren alerjik reaksiyonlar yüzünden hastanelik olanlar var. Hatta bunlardan ikisi ölümle sonuçlanmış.(2)

Nöbetler: Bir çalışma için dört yıllık bir zaman dilimi içinde rapor edilen 21 bin DEET vakası incelenmiş. Bunların yüzde 73’ünün bu kimyasal yüzünden nöbet geçirdiği görülmüş.(3)

Beyin hasarı: Aynı çalışmaya göre DEET’nin küçük çocuklarda kalıcı beyin hasarına yol açma riski var. Bu spreyleri ne kadar sık kullanırsanız risk de o kadar artıyor.

Kanser riski:

Yazının devamı...