‘Turkey-hindi’ ismi ne zaman değişecek?

Eklenme Tarihi30.12.2012 - 2:30-Güncellenme Tarihi29.12.2012 - 21:08

Türkiye’nin adının hâlâ ‘Turkey’ yani ‘Hindi’ olarak kalması ve anılması, akılla mantıkla bağdaşıyor mu? Türkiye’yi, tüm Türk ulusunu ilgilendiren kolektif bir vurdumduymazlıkla, Türk devletinin dünyada ‘Turkey’ adını kullanmasıyla, adı ve anlamı tam da üstünde, milletçe ‘Hindi’liği kabullenişin psiko-dinamiklerini tartışmamız gerektiğini düşünüyorum.
‘Republic of Turkey’in Türkçe karşılığı olan ‘Hindi Cumhuriyeti’ adını şimdiye değin değiştirmeyecek kadar benimsemek, onur kırıcı değil mi? Sorun, sadece bir grubu ilgilendiren duygusal, münferit bir rahatsızlık değil, dünyadaki tüm insanların bilinç altında  75 milyon Türk vatandaşını, hindi sözcüğüyle resmetmesi sorunudur. 

Kim hindi olur!
Tam da, bir televizyon dizisinin, tarihi olayları ve şahsiyetleri aşağıladığı gerekçesiyle, bir  milletvekili tarafından, ecdadımızı koruma amacıyla bu gibi filmlerin yasaklanması için kanun teklifi verilirken, ülkemizin adının böyle bir kümes hayvanın adıyla anılmasına ve algılanmasına nasıl tahammül edilmektedir? Esas bu rencide edici isimden kurtulmak için kanun teklifi verilmesinin tam zamanıdır. Tek bir milletvekili bile kendi soyadının hindi olmasını kabul etmeyi düşünmezken, devlete takılan aynı ismi reddetmek doğrultusunda bir girişimde neden bulunulmuyor?

Yabancılar çok cahil
Ülkemizin evrensel adının  ‘Türkiye’ olarak kullanılması akıllıca ve onurlu bir karar olacaktır, belki de bu girişim, bu televizyon filmi krizi vesilesiyle bu hükümete nasip olacaktır. Şu anda milyarlarca insan, Christmas hindisi hazırlarken, en küçük çocuk bile turkey sözcüğünü, bir kümes hayvanın adı olarak öğrenmektedir. Biz de, “Kimse dünyada Türkiye’nin yerini bilmiyor, yabancılar çok cahil” yorumlarıyla kendimizi rahatlatırken, bir türlü kendimizi tanıtamamanın düş kırıklıklarıyla yakınıp dururuz.
Oysa evrensel dünya haritalarında, Türkiye haritasının üzerinde ‘Türkiye’ yerine ‘Hindi’ sözcüğü bulunmaktadır. Türkiye ile her ürünün ve faaliyetin ‘turkey’ ile isimlendirilmesi sanki bir hindi markasının reklamı gibidir.

Neden düzelmiyor?
‘Made in Turkey’ hindide yapılmıştır. Türkiye güzeli yerine ‘Miss Turkey-Bayan hindi’ veya hindi güzeli olarak algılanmaktadır. Amerikan filmlerinde çokça işittiğimiz gibi yabancı argoda, “aptal, salak” anlamında kullanılan turkey sözcüğünü, tıpkı bizim “kaz kafa” aşağılamasının karşılığında olduğu gibi. Dünyada bu abuk isimle anılarak, hakkımızdaki psikolojik bilinçlendirilmeleri kabul etmemiz, eğer acizlik değilse, kendi içimizdeki yıkıcı bir içgüdü olmalı.
Zeki insanları bile sürekli yanıltan toplumsal yapının alışkanlıkları, ne yazık ki bulaşıcı hastalıklar gibi zekâyı tutup, akılcı girişimlerini engelliyor. Mevcut zekâyı işletebilecek sağduyuyu, cesareti kullanamadan aklın üretkenliğine bilinçsizce ket vuruyor.

Başka devlet yok!
Bu küntleştirme mekanizması, sosyal debiliteyi çoğaltıyor. Gelmiş geçmiş yönetimler ve onların dışişleri ve turizm bakanlıkları bu onursuz adı ‘turkey’i, ‘Türkiye’ olarak düzeltme işlemiyle uğraşmamışlardır. Hatta yurtdışı ilişkileri bulunan bazı iş adamları sadece para kazanmanın uyuşturucu etkisi altında; ‘Ne yapalım yani hindiysek, yabancıların dilinde Türkiye karşılığı hindiymiş, yabancıların dilini mi değiştireceğiz?’ demek rahatlığı gösterebilmişlerdir.
Sorunla yüzleşmekten kaçmayı yeğleyen sözde bilgiç aydınlar ise, “Komplekse kapılmayalım, kendimizi hindi kompleksinden kurtaralım” derken bile bu isim çarpıklığını itiraf etmektedirler. Esas kompleks, yetmiş beş milyon insana hindi denilmesine boyun eğmek olmuyor mu? 

Kaçış Mekanizması
“İsim değişince ne olacak yani, kendimiz özümüzde değişmedikten sonra?” diyenlere ayrıca hak veriyorum ama bir millete konan saçma bir ismi bile devlet olarak değiştiremedikten sonra kendimizle ilgili hangi olumsuzluğumuzu değiştirebileceğiz? Psikolojide bu yan çizmelere ‘Kaçış mekanizması’ deniliyor. Eğer bir algı eksikliği veya farkında olmama hali değilse. “Yabancılar bize bu ismi koymuş, artık zor, değiştiremeyiz”...
Acizliği kabul etmeye bakar mısınız? Sovyetler birliğinden ayrılan Türk devletlerinin milletlerarası isimleri Türkçe olarak; Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan iken, bizim gibi ‘kaz, tavuk, koyun’ isimlerinin İngilizcesini taşıyan tek bir devlet yoktur.              

İşte gerçek bir olay   
Amerika’da, görev dönemini bitirmiş olan farklı ülkelerden askeri ataşelerin veda toplantısı yapılıyor. Ayrılmadan önce ülkelerine ait tanıtım kasetleri, devletlerin isimlerinin alfabetik sıralamalarına göre, milli kütüphaneden bir görevli tarafından alınıp getiriliyor. Diğer ataşeler ülkelerinin kendine has özelliklerini, tarihi yapılarını, doğal güzelliklerini, sanatsal ve kültürel gelişimlerini, şehirlerini birbirlerine izlettiriyor.
Keyifli ve güzel saatler geçiriyorlar. Sonunda sıra bize gelince üzerinde ‘Turkey’ yazan bir video kasetinden ise, sadece hindi çiftlikleriyle ilgili belgesel bir film çıkıyor. Önce bir suskunluk oluyor, yine de herkes bizim ülkemizin çekimlerini, Anadolu medeniyetlerinin antik eserlerini izlemek için beklemeyi sürdürüyor. Ne tarihi ören yerlerimiz ne antik tiyatrolarımız, ne cami siluetleriyle görüntülenen İstanbulumuz, ne de güneşli sahillerimiz bu kasette ortaya çıkabiliyor. Ne yazık ki, birbiri ardına gösterilen dünyadaki hindi çiftliklerinin görüntüleri ile Türkiye’nin tanıtımı yapılamıyor. Türk ateşe hayal kırıklığıyla korkunç üzülüyor. Diğer ülkelerin temsilcileri onu teselli ediyorlar ama herkes çok bozuluyor. Türkiye hakkında pek bilgisi olmayanlar da iyice şaşırıyor.

Yer etmiş bir deyiş
Aslında Türkiye adına kargaşa ve olumsuzluk yaratan bu tuhaf olaylar, halk psikolojisinin süzgecinden geçmiş ve yer etmiş bir deyişi akla getiriyor. “Bir sözü kırk defa söylersen, olur.” Kanısı, “Koşullanma ve koşullandırma etkisini meydana getiren yöntemin yarattığı tepkiyi açıklıyor. Buna yüzlerce kez tecrübe edilmiş olayların, toplum içinde yüzlerce yıl yaşanarak ulaşıldığı bir sonuç bulgusu deniyor.
Hindi gibi bir yakıştırmayı kendine veya bir başkasına milyonlarca kez söylersen ne olur? Aynı özellikleri benimseyip, öyle düşünmekten ve tepkisizce söylenmekten başka.

Kolektif zekâmız
Ne yazık ki, hâlâ dünyanın en cahil kalmış ülkelerinden biri durumunda, başından belaların, (terörün, trafiğin, suç örgütlerinin...) hiç eksik olmadığı dertli bir halk olarak bu gerçeğin kanıtıyız. İngilizcesi ‘Turkey’ olan ‘Hindi’likten kurtulmak için, biraz cesaretle ‘Kolektif zekâmızı’  yükseltmek ve ‘kolektif akla’ dönüştürmek çabasına girmekten başka çaremiz kalmadı.   

Nur Yaycıoğlu
1964 TED Ankara Koleji, 1972 İstanbul Üniversitesi psikoloji bölümü mezunu. 20 yıl süreyle devlet hastanelerinde klinik psikolog olarak görev yaptı. Tıp dergilerinde bildirileri, gazetelerde araştırma yazıları çıktı. Şu ana kadar yayımlanmış kitapları şunlardır:
-  Başarı ve çocuklarımız
-  Özgürlüğümü alacağım
-  Kişilik renkleri
-  Arayış tutkusu
-  Bir psikologun itirafları
-  Zaman yolculuğu âşıkları