CHP’de yeni bir örgütlenme anlayışı neden zorunludur?

Parti-devlet bütünleşmesinin güçlü olduğu bir ortamda sivil toplum alanına dönmek, CHP için etkili bir rekabet yürütebilmenin ön şartı

CHP sivil toplum alanında yer alan aktörlerle iç içe bir siyaset yürütmeli. Her türden sivil toplum kuruluşu CHP’nin ana ortağı olmalı

Bu yazıyı temmuz ayında yapılacak CHP Tüzük Kurultayı’nın hazırlık çalışmalarına katkıda bulunmak amacıyla yazıyoruz. Önerimiz asıl olarak CHP’nin yeniden yapılandırılmasıdır. Ancak yeniden yapılandırma; örgütsel düzenlemelerden, parti programına ve partinin siyaset yapma tarzına kadar geniş bir alanı kapsamakla birlikte, bu yazımızda CHP’nin merkez örgütlenmesine ilişkin eleştiri ve önerilerimizi saklı tutarak yalnızca yerel örgütlenmesi için önerilerde bulunmakla yetiniyoruz.

Köprü işlevi gördüler

19. yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkan kitle partisi modelinin dünyada ve Türkiye’de ömrünü tamamladığı görülüyor. Kitle partileri ortaya çıktıkları dönemde işçi sınıfı/etnik-dini azınlıklar gibi geleneksel olarak sistemin dışında bırakılmış kesimlerin siyasal hareketleri ve örgütlenme biçimleriydi. Önemli ölçüde başarılı da oldular. Siyasal sistemden ve iktidar imkânlarından dışlanan kesimlerin taleplerini merkeze taşıdılar. Siyasetin toplumsal sorunlara ve dışlanan kesimlere daha duyarlı olmasını sağladılar.
Özetle kitle partileri sivil toplumla devlet arasında bir köprü işlevi gördüler ve demokratik dönüşümlerin önünü açtılar. Ancak ilerleyen yüzyıllık süre içinde kitle partileri sivil toplumdan uzaklaştı. Hem diğer partilerle aralarındaki farklar azaldı hem de bu partiler devletle ve resmi devlet söylemiyle bütünleşti. Bugün geleceğin parti modelinin nasıl olacağı bilinmiyor. Ama tekrar demokratik katılımı, siyasal rekabeti ve yurttaşların - insanoğlunun en soylu uğraşı olan - siyasete müdahale imkânlarını genişletecek bir parti modeline ve particilik anlayışına ihtiyacımız var.

21. yüzyılın koşullarına uygun yeni bir parti modeli gerekli. Bizim önerdiğimiz modelde 12 Eylül darbesinin bir dayatması olan devlet gibi örgütlenen parti yerine halkı öne çıkaran ve toplumsal sorunlar etrafında örgütlenen bir parti öngörülüyor. Bu partinin temel özelliklerini tanımlamaya geçmeden önce Türkiye’de parti sistemini ve CHP’nin karşı karşıya olduğu koşulları açıklamak gerekiyor.

Şekil veren etkenler

Birçok demokraside partilerin yapısını, birbirleriyle ve toplumla ilişkilerini yani parti sistemini belirleyen unsurların başında toplumsal bölünmeler (sınıfsal, etnik, dini vb.) yer almaktadır. Ancak ülkemizde parti sisteminin oluşumunda, bu bölünmeler kadar hatta onlardan daha önemli olarak, 12 Eylül döneminin mirası olan kimi düzenlemeler önem taşımaktadır. Türkiye’de siyasete şekil veren üç temel düzenlemeyi bu noktada hatırlatmamız gerekiyor. Bu düzenlemeler 1982 Anayasası ile darbe döneminde kabul edilen Milletvekili Seçim Kanunu ve Siyasi Partiler Kanunu’dur. Bu üç düzenleme siyaset alanını sınırlandıran bir çerçeve işlevi görmektedir.

Bu düzenlemelerin şekil verdiği parti sisteminin iki temel özelliği bulunmaktadır. Bunlardan ilki siyasette sahici bir rekabetin işlemediği oligopolcü bir siyaset alanının kurumsallaşmasıdır. İkinci özellik ise partilerin devlet gibi yani devletin öngördüğü idari ölçeklerde ve dikine hiyerarşik olarak örgütlenme zorunluluğudur. 12 Eylül’ün yarattığı bu yapı nasıl değişir? Bugün siyasal hayatımızı demokratikleştirmek için temel derdimiz budur.

Aktörlerle iç içe

CHP’nin yeni bir örgütlenme anlayışı geliştirmesini gerektiren üç temel belirleyici var. İlk belirleyici devlet aygıtıyla bütünleşen bir partiye karşı mücadele etme zorunluluğu. Yani AKP’nin uzun iktidar süresinin partiyle devlet arasında yarattığı bütünleşme. Bu durum iktidar partisinin siyasal çalışmalarında ve kampanyasında geniş devlet imkânlarını kullanmasını beraberinde getiriyor. AKP-devlet bütünleşmesi CHP’yi sivil toplum alanını hatırlamak ve bu alanda kök salmaya yönelmek zorunda bırakıyor. Doğal olarak AKP-devlet bütünleşmesi olmasa da CHP için sivil toplumla güçlü ilişkiler kurmak bir zorunluluktu. Ancak parti-devlet bütünleşmesinin böylesine güçlü olduğu bir ortamda sivil toplum alanına dönmek CHP için etkili bir rekabet yürütebilmenin ön şartı.

Bu koşullarda CHP sivil toplum alanında yer alan aktörlerle iç içe ve bir arada bir siyaset yürütmeli. Meslek kuruluşları (örneğin tabipler birliği, barolar, mühendis/mimar odaları vb.), sendikalar, siyasal/toplumsal içerikli vakıf ve dernekler ve her türden sivil toplum kuruluşları bu alanda CHP’nin ana ortakları olmalı.

Mücadele zorunluluğu

İkinci belirleyici ise eşitsiz rekabet koşullarında mücadele etme zorunluluğu. AKP ardı ardına girdiği seçimlerin hepsinden birinci parti olarak ayrıldığı için çok yüksek miktarda hazine yardımı alıyor. 2015’te AKP yaklaşık 300 milyon TL hazine yardımı aldı. CHP ise bunun yaklaşık yarısını yani 155 milyon TL’lik bir yardımı alabildi. Bu büyük farkın yanına AKP’nin geniş bir işadamları kesimi tarafından desteklendiğini ve iş dünyasından oldukça yüksek bir yardım aldığını da not edelim. Bu şartlarda siyasi mücadelenin iki eşitsiz güç arasında bir mücadele olarak gerçekleştiği çok açıktır. CHP için temel meselelerin başında partinin gelirlerini artırmak geliyor. Yani üyelerin ve destekçilerin maddi katkılarına dayalı bir siyasi işleyişi hakim kılmak CHP için bir zorunluluk.

Proje ölçeği

Üçüncü belirleyici de siyasi getirinin daha yüksek olabileceği; siyasi mesajların daha kolay verilebileceği ya da daha kolay anlaşılabileceği bir örgütlenme ölçeğine duyulan gereksinmedir. Bu ölçek, proje ölçeğidir. Proje, en basit tanımıyla, değer yaratmak ve yaratılan değeri paylaştırmak eylemidir. Aslında bir yönüyle sosyal demokrasiyi, bu eylemi hakça yapmayı öngören bir ideoloji olarak da tanımlayabiliriz. Sosyal demokrasi üretici ve paylaştırıcı mesajlarını genel olarak değil, proje alanlarında daha kolay ve daha anlaşılır bir biçimde verebilecektir. Yurttaşlar sosyal demokrat bir partiye oy vermenin kendilerine sağlayacağı kazanımları daha kolay bir biçimde değerlendirebileceklerdir.

Devlet-parti bütünleşmesinin dışarıda bıraktığı insanlara ulaşmak ve onların desteğini almak ancak bu yolla mümkündür. Bu durum şu soruları gündemimize taşıyor. Örgütsüz bir toplumdan örgütlü bir topluma geçiş nasıl mümkün olur? Örgütlü çıkarlara dayalı istikrarlı bir siyasal/toplumsal model nasıl inşa edilir? Önerdiğimiz yeni örgütlenme anlayışı işte tam da bu sorulara cevap veriyor. Yeni parti modelini örgütlü çıkarlara dayalı istikrarlı bir siyasal/toplumsal düzen kurmak için inşa ediyoruz.

Murat Karayalçın

Murat Karayalçın, 1943’te Rize Çamlıhemşinli bir ailenin oğlu olarak Samsun’da dünyaya geldi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat-Maliye Bölümünden 1968’te mezun oldu. DPT’de uzman yardımcısı ve uzman olarak çalıştı, İngiltere’de kalkınma ekonomisi üzerine lisans derecesi aldı. 1978-1979 yıllarında Köy İşleri Bakanlığı’nda Müsteşar Yardımcılığı görevini yürüttü.

26 Mart 1989’da yapılan yerel seçimlerinde Sosyaldemokrat Halkçı Parti’den Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Karayalçın, bu görevini Eylül 1993 tarihine kadar sürdürdü. Karayalçın Sosyaldemokrat Halkçı Parti’nin 11 Eylül 1993’te yapılan 4. Olağan Kurultayında Genel Başkan seçildi, T.C. 50. Hükümetinde Başbakan Yardımcısı, Devlet Bakanı ve Dışişleri Bakanı olarak 1994-1995 tarihleri arasında görev yaptı. 1995’te SHP’nin CHP ile birleşmesinden sonra genel başkanlıktan ayrıldı. TBMM’de XX. Dönem Samsun Milletvekili yaptı. 18 Nisan 1999’da yapılan yerel seçimlerde CHP’den Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na adaylığını koydu fakat kazanamadı. 2004 Yerel Seçimleri’nde Sosyaldemokrat Halk Partisi’nden, 2009 Yerel Seçimleri’nde ise Cumhuriyet Halk Partisi’nden Ankara Büyükşehir Belediye başkan adayı oldu; ancak seçimleri kazanamadı.

YARIN: PROJE ODAKLI PARTİ NEDİR?