DAEŞ kurgusu ve Türkiye

Eklenme Tarihi14.04.2016 - 2:30-Güncellenme Tarihi13.04.2016 - 22:43

* Söyle ateşin söylemeye çekindiğini...
Rene Char

Uzun bir süredir, gerçek olmayan verilerden hareketle DAEŞ üzerinden Türkiye’ye ilişkin değerlendirmeler yapılmaktadır. Küresel istihbarat örgütlerinin etkisiyle hareket eden medya organlarının mesnetsiz haberlerini servis eden yerli muhbirler, gerçekten uzak bir Türkiye fotoğrafı çizmek istiyorlar. DAEŞ’e ilişkin kapsamlı bir analiz yapılmaktan özenle kaçınılıyor.
Soğuk Savaş’tan El Kaide’ye ve DAEŞ’e...
Afganistan işgaliyle başlayan süreç, SSCB’nin yıkılışı, komünizmin tasfiyesi, soğuk savaşın bitişi ile sonlandı. Küresel güçlerce, ortaya çıkan yeni durum için bir çok kriz ve kaos testi yapıldı. Bu süreçte, Müslüman halkların nabzı ‘Afganistan cihadı’ özelinde tutularak, hem dini hassasiyetlere vurgu yapan aktörler üzerinden “İslami terör” kavramı icadı edildi, hem de Müslüman halkları kontrol etmek için psikolojik, siyasi ve ekonomik deneyler uygulandı. Irak işgaliyle birlikte, Şii dinamik de harekete geçirildi.
Afganistan’da 1990’lı yıllarda ortaya çıkan Taliban ve sonrasında organize edilen El Kaide, işte bu sürecin ürünüdür. El Kaide’ye yüklenen anlam ve verilen görev, Batının doğudaki güvenilir müttefiklerinin çıkarları doğrultusunda Afganistan ve Pakistan’ı istikrarsızlaştırmaydı. Şuan; 11 Eylül sonrası Afganistan işgaliyle başlayan deneyin sonuçları, Ortadoğu’ya taşınmış ve yeni koşullarda daha kaotik bir denklemde test edilmektedir. DAEŞ, bu testlerin ve deneylerin kod adıdır! Bu bağlamda; küresel sistem tarafından yürütülen operasyonlarda, mevcut statükoda birbirine düşmanlık tiyatrosu oynayan kimi güçlerin, birden aynı safta ve aynı oyunun piyonlarına dönüşmesi şaşırtıcı değildir! DAEŞ, muamma gibi görünen yapısında ve eylemlerinde bu kodların tümünü barındırmaktadır.
Peki, DAEŞ ne?
DAEŞ; Afganistan işgali ile başlayan Müslüman halkların yaşadığı coğrafyaların maruz kaldığı işgal süreçlerinde, işgalcilerin ortak akıl ve tecrübeyle organize ettikleri asimetrik savaşın son ürünüdür. Gladio koduyla anlamaya çalışırsak DAEŞ; Baas kadroları, Maliki-Esed desteği, bölgedeki kimi ülkelerin lojistiği ve küresel istihbarat örgütlerinin katkılarıyla yapılandırılıp yönetilen bir terör örgütüdür. Bu nedenle; Ebu Garip Cezaevi’ni, cezaevinde yapılanları ve bir gece cezaevinin kapısının açılıp yüzlerce insanın firar etmesine izin veren aklı görmeden DAEŞ’i anlamak zor. PKK terör örgütü için Diyarbakır cezaevi ne ise DAEŞ terör örgütü için de Ebu Garip cezaevi aynıdır! Bu tür terör örgütler, tasarlanmış travmalar üzerinden inşa edilen proje yapılardır! Bu süreçler analiz edildiğinde DAEŞ’in ne tür bir terör örgütü olduğu, nereden beslendiği ve ne ile görevlendirildiği daha net anlaşılır!
DAEŞ’in misyonu...
Bu bağlamda cevaplandırılması gereken temel sorulardan birisi de; DAEŞ’e yüklenen anlamın ve verilen görevin ne olduğudur. Küresel güçler nezdinde, eski düzenin tüm birikimini taşıyan Baas partilerinin, Arap coğrafyasındaki sosyalist örgüt artıklarının ve PKK’nın işlevsizleştiği bir süreçte, bu parti ve örgütlerin işlevlerini güncelleyerek sahiplenen DAEŞ’e iki farklı rol yüklenmiştir. DAEŞ; bir yanıyla bölgede süren halka dayalı doğal değişim süreçlerinden rol çalmakta, öte yandan da bölgede olası kontrol dışı düzen kurulmasının önüne geçmek için mevcut güçler arası tahterevallide, kıvrak saf kaymalarıyla, denge oluşturmaktadır!
DAEŞ’in Suriye’de Esed’e can veren varlığıyla Batı ve İran’a, Irak’ta Şii unsurlara yönelik pozisyonuyla Sünni Arap iradesine alan açan bir işlev görmesi şaşırtıcı değil! Fark edemeyenler olabilir, ama küresel sistem bölgedeki bütün devletleri, halkları ve örgütleri, DAEŞ koduyla yeniden formatlanmaya zorlamaktadır! Herhangi birinin üstün gelmeyeceği veya yenilmeyeceği kaotik bir denklemin devamı için hareketli-asimetrik terörün en organize örneği sunulmaktadır. Bununla birlikte, lüzumu halinde bir manivela yardımıyla harekete geçirilebilecek uyutulmuş çatışma zeminleri de oluşturuluyor. Bu bağlamda DAEŞ’in son hamlelerini; Esed’li kaotik bir Suriye, kaotik bir Irak ve Gazze’ye arada bir saldırıyla ömür uzatan İsrail üçgeninde oluşturduğu etki üzerinden okumakta yarar var!
Bu kirli politikanın özeti; kriz bölgeleri oluşturma, sivil tahribatlarla Moğol usulü dehşet salma, buna tepki olarak ortaya çıkan muhalefeti daha radikaliyle bölüp işgali meşrulaştıracak yeni terör unsurları peydahlama ve ortaya çıkan bu kaos ile süreci zamana yayarak sağlıklı bir düzenin kurulmasını öteleme… İşte, küresel güçlerin DAEŞ üzerinden yürütmek istediği kirli ve kanlı politikanın özeti bu! Şuan için DAEŞ bu misyonu yürütüyor. Ama yarın yüklenen misyon tamamlanınca terör örgütlerinin çöplüğüne atılacağı açık!
DAEŞ, Müslüman coğrafya, Türkiye ve AK Parti...
Küresel siyasal sistem, soğuk savaş sonrası yeni bir aşamaya geçmek yerine, eski dünya yaklaşımıyla var olan hegemonyasını sürdürmeyi ve küresel sistemik değişimler için gerekli testlerin yapıldığı bir zamanı öncelemektedir. Köklü bir değişim yerine, mevcut düzeni sürdürmeye çalışmaktadır. Kontrol dışı hiçbir gelişmeye meydan vermemek amacıyla da, kriz bölgelerinde asimetrik savaş unsurlarıyla, eski sistemin ömrünü uzatmaya çalışmaktadır. Bu süreç içinde İslam coğrafyası, eski düşmana dönük her tür testin/deneyin uygulandığı, yeni silahların yanında, yeni savaş teknikleri ve psikolojik harp usullerinin uygulandığı bir alan olarak değerlendirmektedir.
Türkiye, küresel güçlerin test alanı haline getirilen Müslüman halkların yaşadığı coğrafyanın ve Müslüman halkların yüzünü döndüğü bir ülkedir. Mazlumlara sahip çıkan ve onların sesi olman politik tutumuyla, insanlık vicdanını başarı hikayesi yazmaktadır. Bu nedenle küresel güçlerin hedefindedir. Küresel güçlerin nüfuz ettiği terör örgütlerinin Türkiye’ye ilişkin ortak saldırıların temel nedenini bu tutum oluşturmaktadır.
Küresel istihbarat örgütlerinin kontrolünde olan medya organlarının ürettiği haberleri gönüllü muhbir edasıyla servis edenlerin, kimi ülkelerin ve terör örgütlerinin gönüllü maşası olanların Türkiye’nin pozisyonunu anlamaları zor! Çünkü bunların oluşturmak istediği fotoğrafı bozan ve kurmak istedikleri denklemi boşa çıkaran en temel faktör Türkiye’nin yaklaşımıdır. PKK ve türevi unsurların yürüttüğü kirli kampanyalara rağmen, Ortadoğu’daki tüm halklara sahip çıkan bir Türkiye’nin olduğunu herkes görüyor. PKK ve türevleri bu hamlenin ne kadar değerli olduğunu bildikleri için yalan haber üretmede ve küresel istihbarat örgütlerinin ürettiği haberleri yaymada mahirler!
Terörü ve kaos politikalarını bölgemize ve sınırlarımıza yığanları terbiye edecek tek çıkış, kendi iç çelişkilerinde var olan olumsuzlukları tetiklemektir! Bunu yapmaya sahip olan en önemli merkez ise Türkiye’dir ve dolayısıyla AK Parti iktidarıdır. Çünkü AK Parti hiçbir kirli ve kanlı projenin paydaşı olmamıştır. AK Parti milli, yerli ve özgürlükçü iradenin adıdır. AK Parti; bölgemizdeki sorunların, DAEŞ ve benzeri terör örgütleri üretmek ve desteklemekle değil, halkın doğal değişim taleplerine saygı duymakla çözülebileceğine inanmaktadır. Bu nedenle de Türkiye, halkların doğal değişim talepleri kapsamında sürdürdüğü vicdan ve insani yardım temelli politikayı sürdürmektedir. Dış politika önceliğine, Lord Palmerston’nun umarsız ‘çıkar’ kuralını değil, ahlak ve vicdanı koymaktadır. Asıl olan, küresel güçlere gönüllü muhbirlik yapmak değil, “ateşin söylemeye çekindiğini söylemek”tir! Bu tür siyasi tutumları sürdürmenin ne kadar zor olduğunun da farkındayız!

ADNAN BOYNUKARA

 1964’te Adıyaman’da doğdu. Farklı kamu kurumlarında çalışan Boynukara, 2009 yılından itibaren Adalet Bakanlığı’nda yüksek müşavir olarak çalışmaya başladı. Adalet Bakanlığı’nda çalıştığı dönmede çözüm sürecinde görev alan Boynukara, 7 Şubat 2015 tarihinde milletvekili adaylığı için istifa etti. 25 ve 26 dönemlerde Adıyaman AK Parti Milletvekili olan Boynukara, Adalet Komisyonu üyesidir.