Hukuku intikam haline getiren ceza: İdam

İdam bugün dünyamızda en çok cinayet işleyenlere veriliyor, yani insan öldürdükleri için bazı insanlar ölüm cezasına çarptırılıyor. Eğer ölüm cezası insanlara insan öldürdükleri için veriliyorsa, acaba birisine ölüm cezası vermek karşı çıktığımız şeyi yapmak olmuyor mu? Hukuk da bir intikam aracı haline gelmiyor mu?

Yirminci yüzyılın belki de en önemli başarısı, insan hakları f i k r i n i ön plana getirmesidir. Ancak insan haklarının korunmasına baktığımızda, birbirine aykırı iki oluşma dikkat çekiyor: Bir yandan insan haklarını koruma çabalarına her gün yeni çabalar ekleniyor, örneğin insan haklarına ilişkin uluslararası belgeler her yıl artıyor, ama diğer yandan bütün dünyada yeni yeni insan hakları ihlalleri biçimleri eskilerine ekleniyor. Terörizm ve yoksulluk bu artışta başrolü oynuyor.
Buna karşılık, yaşama hakkının apaçık bir ihlali olan ölüm cezası konusunda, son yirmi yılda, bazı insanların pazarlıksız çabaları sayesinde, önemli bir değişiklik görüyoruz: 2000 yılında kabul edilen Avrupa Temel Haklar ve Özgürlükler Şartında, daha önceki bazı uluslararası belgelerde örneğin BM Sivil ve Siyasal Haklar Sözleşmesinin 6. maddesinde gördüğümüz pazarlığın bulunmadığını, ölüm cezasının tamamen reddedildiğini görüyoruz.
Bu pazarlıklı 6. madde şöyle başlıyor: “Her insan doğuştan yaşama hakkına sahiptir. Bu hak, hukuk tarafından korunacaktır. Hiç kimse yaşamından keyfi olarak yoksun bırakılmayacaktır.” Ve şöyle devam ediyor: “Ölüm cezasının kaldırılmamış bulunduğu ülkelerde ölüm cezasına mahkzmiyet” ondan sonraki paragraflarda belirtilen şartlarda yerine getirilemez.

BM’deki moratoryum
BM’nin bir önceki Genel Sekreteri Kofi Annan, “Çatışmalar Sonrası Toplumlarda Hukukun Egemenliği ve Uluslararası Adalet” başlıklı raporunda, uluslararası topluluğun koyduğu normatif sınırlamalardan dolayı, BM tarafından desteklenen uluslararası mahkemelerin hiçbir zaman ölüm cezası veremeyeceklerini belirtiyor.
BM son yıllarda, ölüm cezasının önce yerine getirilmemesi sonra da ortadan kaldırılması için çalışmalar yapıyor. İlk olarak 2007 yılında, sonra da 2008 ve 2010 yıllarının aralık ayında, BM ölüm cezalarına moratoryum’u verilmiş ölüm cezalarının askıya alınmasını/yerine getirilmemesini üye devletlerin oyuna sunmuştur. 2010 yılında yapılan oylamada BM’ye üye devletlerin 109’u moratoryum’dan yana, 41 devlet moratoryum’a karşı, 35 devlet de çekimser oy kullanmış, 7 devlet ise oylamaya katılmamıştır.
Bu yıl da 19 Kasım günü New York’ta, BM Üçüncü Komitesi olarak bilinen Toplumsal, İnsancıl ve Kültürel İşler Komitesinde yapılan ön oylamada 110 devlet moratoryum’dan yana, 39 devlet moratoryum’a karşı, 36 devlet de çekimser oy kullanmış, 8 devlet ise oylamaya katılmamıştır. Moratoryum’dan yana oy kullananlar arasında, Türkiye gibi ölüm cezasını hukukundan tamamen kaldırmış ülkeler olduğu gibi, hukukundan henüz kaldırmamış ancak fiilen moratoryum uygulayan devletler de vardır.
Ölüm cezasının devletlerin hukuk sistemlerinden kaldırılmasını, kimileri pragmatik nedenlerle hem de iki türlü pragmatik nedenlerle savunuyor, kimileri de etik nedenler gösteriyor. Pragmatik nedenler arasında empirik saptamalara dayanan gerekçeler görüyoruz örneğin yanılma sonucu ölüm cezasının suçsuz insanlara da verildiğini ve bu cezanın geri dönüşü olmadığını; ölüm cezasının kaldırılmış olduğu ülkelerin suç oranlarında bir artış görülmediğini; ölüm cezasının daha çok toplumların küçük görülen gruplarının mensuplarına verildiği gibi. Başka türden pragmatik nedenler arasında ise, ölüm cezasının çok pahalıya mal olduğu yer almaktadır.

İnsanlık dışı bir ceza
Ölüm cezasına etik nedenlerle karşı çıkanlar, genellikle ölüm cezasının “vahşi”, “insanlık dışı” bir ceza olduğunu söylüyorlar.
Ölüm cezası bugün dünyamızda en çok cinayet işleyenlere veriliyor, yani insan öldürdükleri için bazı insanlar ölüm cezasına çarptırılıyor. Bunu hesaba kattığımızda şu sorular ortaya çıkıyor: Eğer ölüm cezası insanlara insan öldürdükleri için veriliyorsa, acaba birisine ölüm cezası vermek karşı çıktığımız şeyi yapmak olmuyor mu? Hukuk da bir intikam aracı haline gelmiyor mu? Cezanın amacıyla ilgili olarak çeşitli teoriler var, ama hiçbiri hukuku bir intikam aracı olarak görmüyor.
Ancak, benim görebildiğim kadarıyla, en önemli etik sorun, ölüm cezasını verenlerle ilgilidir: Suçlu bir insanı ölüme mahkum edenin, onun ölümünden yana oy kullananın ya da bu ölümü onaylayanın kendi kendisiyle ilişkisinde bir sorundur. Kendini her şeyden önce bir insan olarak gören, insan onurunu taşıdığının farkında olan bir insan, acaba bir başka insanı öldürebilir mi, ya da başka bir insanın ölümüne bile bile neden olmayı kabul edebilir mi?
ABD’de, işledikleri bir cinayetten dolayı ölüm cezasına çarptırılıp infaz edilen bazı insanların aileleri ile bu cinayetlerin kurbanı olan bazı insanların aileleri bir araya gelerek, adı Murder Victims Families for Human Rights (İnsan Hakları için Cinayet Kurbanları Aileleri) olan bir derneği kurmuştur ve başta ABD olmak üzere dünyada ölüm cezasının kaldırılması için çalışmaktadırlar. Birçok insana şaşırtıcı gelen bu bir aradalık, bize insanca bir imkânı öğretiyor. Öldürmeye karşı isek, hukukla insan öldürmeye de bazı durumlarda zorlansak bile karşı olmak zorundayız. Yoksa kan davası sürüp gider.

Hukuku intikam haline getiren ceza: İdam

İoanna Kuçuradi

4 Ekim 1936’da, İstanbul’da dünyaya geldi. 1954’te Zapyon Kız Lisesini, 1959’da İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünü bitirdi. 1965’te doktora derecesini aldı. 1965-1968 arasında Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde görev yaptı. 1969’da Hacettepe Üniversitesi Felsefe bölümünü kurdu ve 2003 yılında emekli oluncaya dek bölümün başkanlığını yaptı. 1997’den beri aynı üniversitenin İnsan Hakları ve Felsefesi Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin müdürü ve bu merkezin bünyesinde kurulan UNESCO kürsüsünün sahibidir. Bu görevde iken, 1970’te Doçent, 1978’de de Profesör oldu. Boston’da yapılan bir toplantı sonucu Dünya Felsefe Federasyonları Başkanlığı’na seçildi. Bu göreve seçilen ilk Türk kadındır. 2001 yılında Dünya Felsefe Kongresi’nin Türkiye’de yapılmasını sağladı. Bilgi Üniversitesi, Maltepe Üniversitesi gibi başka kurumlarda da çalışmıştır. Şu anda hala Maltepe Üniversitesi’nde görev yapmaktadır. Ayrıca Koç Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyesidir. Türkiye Felsefe Kurumu’nun başkanıdır.