METİN KÖSE

Radyo ve TV programcısı olan     Metin Köse’nin iki     adet şiir albümü bulunmaktadır. Mesnevi’yi seslendiren Köse’nin madenlerde zorunlu çalışmayı anlatan iki adet de kitabı vardır. Doğan Kitap’tan çıkan kitaplardan ilki ‘Mükellefiyet’ (2010) ikincisi ise ‘Göl     Dağı’ (2012)’dır. Üçlemenin son     kitabı olan ve 1991 madenci yürüyüşünü anlatan ‘Büyük Yürüyüş’ adlı kitap ise kasım ayında çıkıyor. www.metinkose.com.tr


301 madencinin ölümüne neden olan Soma Faciası, bu ülkede evraklara boğulan, burnunun ucunu dahi görmekten çaresiz bürokrasinin ve onu yöneten anlayışın bittiğini açıkça göstermektedir. Çünkü sonuçlar ortadadır. Konuyla ilgili iki Bakan (Enerji ve Çalışma) sorumluluğun kimde olduğunu tartışmakta. Hem de kamuoyu önünde.
Hemen belirtelim; böylesine büyük bir maden faciası ne Cumhuriyet tarihimizde, ne de Osmanlı tarihinde görülmemiştir. Soma Faciası bu haliyle, 1983’te Armutçuk’ta 103, 1992’de Kozlu’da 263 madenciyi yitirdiğimiz faciaları bile geçmiştir. Burada amacım, faciaların büyüklüğünü sayılarla açıklamak değil elbet. İşin acı tarafı, Soma Ocağına daha önce Bakanların övgüleri ve Ocak sahibinin facia öncesi -500 işçiye 20 günlük yaşam odaları kurduk- facia sonrası -kaza 5 ay sonra olsa kimse ölmezdi, yaşam odaları kuracaktık- açıklamasıdır. İşte esas budur yürekleri derinden yakan.

Eski facialar
1992 yılında Zonguldak Kozlu’da 263 madencinin ölümüne neden olan grizu faciasından sonra açılan mahkemeler yıllarca sürdü. Üstelik Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) taşeron değil,Devlet kurumuydu. Bilirkişi raporları istendi. TTK’nın itiraz etmesi sonucu değişen raporlara bu kez de ölenlerin yakınları itiraz ettiler. Yıllarca süren davada hiç kimse ceza almadı. 263 insanın öldüğü faciada sorumlu bulunamadı. Çünkü Bilirkişi Raporları her yenilendiğinde nedense(!) içeriği de değişime uğruyordu.
2010 yılında Karadon Ocağı’nda 30 madencinin yaşamını yitirdiği grizuda ocağı işleten Taşeron Firmaydı. Bilirkişi raporuna göre Taşeron Firma Yüzde 70, TTK yüzde 30 suçluydu. Firmanın yaptığı itirazlarla Bilirkişi Raporu 5 kez yenilendi. Dava halen devam ediyor.  
2009’da Bükköy grizu faciasında 19 işçi yaşamını yitirdi. Açılan davada yine Bilirkişi Raporlarına itirazlar yapıldı. Yine ek raporlar yazıldı. Dava Yargıtay’da.

‘Bilinçli taksirle ölüm’
Bu davaların iki ortak noktası var. Birincisi -bilirkişi-, ikincisi davanın -taksirle ölüm- TCK 85. Madde’den açılması. Bir başka ifadeyle -işverenin daha çok kazanma hırsından ortaya çıkan ölümlerin- trafik kazasıyla aynı görülmesi. Suçlular cezalandırılsa bile alınacak ceza caydırıcı olmayacaktır.  
Soma Kömür işletmesi -her türlü denetimi yaptırdık- diyor. Bu doğrudur, ancak kağıt üstünde doğrudur. Çünkü kömür madenini denetleyen Emniyetçi Mühendis, Üretim Mühendisi, İş Güvenliği Uzmanıdır. Bunların üçü de Soma Kömür İşletmesinin elemanıdır. Bu Adamlar, maaş aldıkları kurumu nasıl denetlesin?
Sürekli AB normlarından söz edilirken, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)’nun İş Güvenliği Yasası’nın imzalanmayışını nasıl açıklamalı!  Konuşulanlara göre, ILO’nun 176. Maddesi imzalarsa maliyetler yükselirmiş. Bunun yerine ocakların girişine “Evvela Emniyet” yazıyorlar! Tıpkı, kaza yapan kamyonlarda “Allah Korusun” yazdığı gibi.

Bilirkişi raporları
Davalarda Bilirkişi Raporlarının değişmesi kuşku yaratıyor. Akla siyasetin ve ahbap-çavuş ilişkilerinin etkisi geliveriyor. Son kazadaki şirket sahibinin İTÜ Maden Fakültesi Akademik Danışma Kurulu’nda bulunması da böyle bir şey. Ayrıca Madenlerin yönetimi kamuya ait olduğundan denetimi de Enerji Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda (her ne kadar Bakan kabul etmese de). İtirazla değişen Bilirkişi Raporları’nda “kaza kaçınılmazdı” anlamındaki ifadelerle hiç kimse ceza almıyor, alsa da caydırıcı olmuyor. O zaman düşünülmesi gereken bağımsız bir Maden Üst Kurulu’dur. Yasa ile belirlenmiş, yönetiminde üniversitelerin, mühendis odalarının, sendikaların bulunduğu bir Maden Üst Kurulu. Ocaklara ruhsat verme ve kapatma yetkisine sahip, içinde siyasi partilerin temsilcisi olmayan teknik bir kurul.

Mükellefiyet yılları gibi
Maden kazaları insana Mükellefiyeti hatırlatıyor. Mükellefiyet denince vergi mükellefini anlarız ya, işin aslı maden mükellefiyeti var tarihimizde. Hem de iki kez.
1867’de başlayıp Dilaver Paşa Nizamnamesiyle Zonguldak’ta tam 21 yıl süren Maden Mükellefiyeti (zorunlu çalışma) ile 1940’ta başlayıp 8 yıl süren İkinci Maden Mükellefiyetini iyi bilir Zonguldak, Soma ve Tavşanlı’da yaşayanlar.
Bugün yaşanan ise -Gönüllü Mükellefiyet- tir. İnsanlar yaşam şartlarından ve kredi kartı borçlarından girerler madene. Mükellefiyet devam etmektedir.