Proje odaklı parti neden gereklidir?

Proje örgütlenmesi, kentlerdeki kentsel dönüşüm projelerinden kırsal kesimdeki HES’lere kadar yaygın bir alanı kapsayacaktır. Ayrıca, Genel Merkez’in de birçok ili kapsayan kimi projeler için doğrudan örgütlenmeye gitmesi olanaklı olabilecektir

Proje odaklı parti, uğruna siyaset yapılan yurttaşların ihtiyaç ve taleplerini siyasetin gündemine taşıyacak bir parti modelidir. Bu model üç sütun üzerinde yükselecek ve bu üç sütun ilçe ve il düzeyinde partinin kongre bileşenlerini oluşturacaktır.
Birinci sütunda sade yurttaşlar yer alacaktır. Partiye resmi üyelik kaydının zorunlu olmadığı bu katılım düzeyinde partiyi desteklediğini beyan eden her yurttaş her düzeydeki parti içi çalışmalara katılabilecektir. Tek kriter son bir yıl içinde partiye en az 50TL düzeyinde bir maddi katkı yapmış olmaktır. Kuşkusuz parti içi seçimlere katılabilmek yalnızca üyelikle olanaklıdır.
Anlamını kaybediyor
Günümüzde siyasal hayatta eski toplumsal bölünme hatları anlamını ve önemini kaybediyor. Toplum hemen her gün yeni tartışma konuları etrafında farklı gruplara ayrılıyor. Bu sütunda gerçekleşecek örgütlenme konu/sorun/toplumsal kesim bakımından gruplara ayrılacaktır. Bu yolla toplumsal sorun etrafında örgütlenme mümkün olacak. Proje örgütlenmesi, kentlerde örneğin kentsel dönüşüm gibi projeleri; kırsal kesimde örneğin HES’ler gibi sorun odaklarına dayalı ya da geniş toplumsal tabanlı üretime dayalı projelere kadar yaygın bir alanı kapsayacaktır. Ayrıca, Genel Merkez’in de birçok ili kapsayan kimi projeler için doğrudan örgütlenmeye gitmesi olanaklı olabilecektir.
Katsayı belirlenecek
Örneğin GAP illerinde bir milyon hektarı aşan bir alana su bekleyen üreticilerin örgütlenmesi gibi ya da Zonguldak ve çevre illerinde Filyos Vadisi Projesi kapsamına giren toplum kesimlerinin örgütlenmesi gibi. Bilgi ve iletişim politikası gereği bu katılım temelde elektronik yolla gerçekleştirilecek.
İkinci sütunda sivil toplumun partinin siyasi duruşu ile uyumlu olan bütün aktörleri yer alacaktır. Sendikalar, meslek kuruluşları, dernekler ve sivil toplumun bütün bileşenleri parti kongresinin ilçe ve il düzeyinde ikinci sütununu oluşturacaktır. Her kuruluş için üye sayısına, maddi imkânlarına, kuruluşun amaçlarına göre bir katsayı belirlenecektir. Bu katsayı çerçevesinde parti kongresine katılım ve katkı vermeleri mümkün olacaktır. Amaç üye yapısının zenginleştirilmesi, temsili hale getirilmesi ve niteliğinin yükseltilmesidir. Siyasal partilere kurumsal üyeliğin engellendiği ülkemizde bu değişim devrim niteliğinde sonuçlar verecektir. Parti yönetimlerinin belirlenmesinde sivil toplum etkili olabileceği için parti-sivil toplum bütünleşmesi de mümkün olacaktır.
‘Etkileşime açığız’
Bunun yanında sivil toplum alanında yer alan aktörlerle iç içe ve bir arada yürütülecek bir siyaset anlayışını doğru tanımlamak gerekiyor. Böyle bir siyaset anlayışı, “belli platformlarda bir araya geldik, parti yöneticilerimiz ilgili kimselerle yemekte buluştu, iletişim ve etkileşime açığız” gibi ifadelerle açıklanandan daha fazlasına işaret ediyor. Sivil toplum alanında yer alan aktörlerin partinin politikalarının oluşumuna ve adaylarının tespitine yerel ve ulusal düzeyde doğrudan katılabilmesi önerdiğimiz modelle mümkün olabilecektir. Üyelik yine zorunlu olmayacak yine bilgi ve iletişim politikası gereği bu alandaki çalışmalar ve birliktelikler elektronik yolla yürütülecektir.
Bütünleşme platformu
Son sütunda ise partinin kendisi var. Partiye maddi destek olma yine bir kriter olarak korunacaktır. CHP’nin örgütlenmesinin iyileştirilmesi konusunda CHP İstanbul İl Yönetim Kurulu’nun geçen yıl düzenlediği ve bizim de katıldığımız bir Çalıştay’ın önerileri, 2015’teki 35. Olağan İl Kongresinde oy birliği ile karara bağlanmıştır. Aralarında üyelik, önseçim, siyasetin finansmanı, parti hakemliği gibi önerilerin de olduğu o paketi burada tekrar etmeyeceğiz. Ancak onlar arasında yer alan ‘başarım ölçümlenmesi’ önerisine dikkat çekmekle yetineceğiz. Öneride, parti içindeki seçim ve önseçimlere aday ya da seçmen olarak katılabilmek için dört konuda- eğitim, parti etkinliklerine katılım, aidat, kıdem-partililerin Kurultayca saptanacak belli puanlara sahip olmaları öngörülmektedir. Bu üç yolla Partinin kongreler süreci farklı kesimlerden yurttaşların seferber edildiği bütünleşme platformu haline gelecektir.
Tüzüğe aykırı değil
Toplumsal sorunlar etrafında örgütlenmede temel örgütlenme birimi Meclisler olacaktır. Meclis tipi örgütlenme farklı toplumsal grupları temsilen (Kadın Meclisi, Emekli Meclisi, İşçi Meclisi, Tarım Meclisi, Spor Meclisi, Gençlik Meclisi vb.) kurulabileceği gibi, mekânsal temsile dayalı olarak da kurulabilecektir. Meclisler yalnızca görüş açıklama yerleri olmayacak, Parti, Meclislere buralarda alınacak kararları kongrelere sunma güvencesini verecektir.
Yukarıda özetle açıklamaya çalıştığımız önerilerin hemen hemen hiç birisi Partinin Tüzüğüne aykırı değildir. Ancak yine de bu önerilerin uygulamada bütünlük ve birliktelik sağlanması için bir Tüzük Kurultayında değerlendirilmesi uygun olacaktır.

SONUÇ...

‘Yeter’ demenin vakti gelmedi mi?

Yazıyı bitirirken ünlü romancımız Kemal Tahir’in ‘Bozkırdaki Çekirdek’ romanından kısa bir alıntı yapacağız: “Kırk yıl bir kazanda kaynasa yağı birbirine karışmaz adamı biz neden toplayıp biriktirmişiz partimize? Osmanlı’da töredir, sıkışınca, yapan da bizden olacak, yıkan da... Yalnız yapan bir şey yapmakta olduğunu bilmeyecek, yıkan da bir şey yıkmakta olduğunu... Bir dolaptır dönecek, suyun nerden gelip nereye gittiğini çekenler değil, onları dolaba koşanlar bilecek!” Bu satırlar aslında günümüzde partilerimizin durumunu ve üye-parti ilişkilerinin halini özetliyor.
Dolaba koşanların kim olduğunu sorduğunuzu duyar gibiyiz. Bunu açıklamak için biraz geriye gidelim. 1983 yılına. 1983’te ardı ardına kabul edilen üç kanunu hatırlatırsak dolaba koşanlar da açıklığa kavuşur. Bu kanunlardan ilki günümüz parti düzenini yaratan 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’dur. Bir sonraki kanun ise 2821 sayılı Sendikalar Kanunu’dur. Üçüncüsü de 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu.
Bu kanunlar neden arka arkaya çıkarılmıştır? Cevabı basit. Darbeyi yapan akıl ya da daha açık söyleyelim ‘beygirleri dolaba koşanlar’ öngördükleri çalışma yaşamının ve toplumsal düzenin ancak böyle bir parti sistemiyle sürdürebileceğini düşünmüştür. Bu öyle bir tasarımdır ki hep ‘beygirleri dolaba koşanlar’ kazanır ve ‘suyun nerden gelip nereye gittiğini’ ancak onlar bilir. Dolapta dönenler de başlarına gelenden habersiz döner durur. Ne dersiniz, gayri yeter demenin vakti gelmedi mi?

-BİTTİ-

Murat Karayalçın

Murat Karayalçın, 1943’te Rize Çamlıhemşinli bir ailenin oğlu olarak Samsun’da dünyaya geldi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat-Maliye Bölümünden 1968’te mezun oldu. DPT’de uzman yardımcısı ve uzman olarak çalıştı, İngiltere’de kalkınma ekonomisi üzerine lisans derecesi aldı. 1978-1979 yıllarında Köy İşleri Bakanlığı’nda Müsteşar Yardımcılığı görevini yürüttü. 18 Nisan 1999’da yapılan yerel seçimlerde CHP’den Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na adaylığını koydu fakat kazanamadı. 2004 Yerel Seçimleri’nde Sosyaldemokrat Halk Partisi’nden, 2009 Yerel Seçimleri’nde ise Cumhuriyet Halk Partisi’nden Ankara Büyükşehir Belediye başkan adayı oldu ancak seçimleri kazanamadı.

Doç. Dr. Yunus Emre

Doç. Dr. Yunus Emre İstanbul Kültür Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Ayrıca Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV) Üyesi ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Gençlik Kolları Eski Genel Başkanı. Doktorasını Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü’nde tamamladı. Türkiye’de siyasal hayat ve kurumlar, tarih yazımı ve karşılaştırmalı siyaset alanlarında çalışmalarını yoğunlaştırıyor. Siyasal partiler, CHP tarihi ve sosyal demokrasi üzerine makaleleri yayımlandı. Doç. Dr. Emre’nin ‘CHP, Sosyal Demokrasi ve Sol’ (İletişim Yayınları, 2013) isimli kitabı, 2014 yılında ‘The Emergence of Social Democracy in Turkey’ başlığıyla IB Tauris tarafından İngilizce basıldı.