Türk dünyası Manas’ın kalbinde buluştu

Eklenme Tarihi28.04.2019 - 1:30-Güncellenme Tarihi28.04.2019 - 8:18

Hızla ilerleyen teknoloji ve sosyo-ekonomik zorunluluklar insanları, toplumları ve şehirleri göreli bir etkileşim altında tutmaktadır. Artık Doğu ile batı, modernle geleneksel ya da yerel ile evrensel arasında belirli bir denge ve ahenk önem kazanmaktadır. Eğer marka şehirler meydana getirmek istiyorsanız markalaşmış organizasyonlar oluşturmalı ve bunu farklı medeniyet/kültürlerle yoğurmalısınız. Bir başka ifadeyle geleneği korumalı ancak yeniliği bu potada uyumlaştırmalısınız.

Bugün dünyadaki şehirleşmenin ve etkili bir öykü çıkarabilmenin şifresi belki de burada yatmaktadır.

Türk Dünyası da uzun soluklu, kurumsal ve bütünleşik olarak tasarlanması gereken bir öyküye ihtiyaç duymaktadır. Burası bir ayrışma veya kendi içerisinde sıkışan bir birliktelik değil aksine dünya ile daha etkin bir işbirliğinin itici gücü olarak irdelenmelidir. Türk Dünyası neresi derseniz Türkiye’nin de içerisinde yer aldığı 7 Türk Cumhuriyeti ve özerk/muhtar cumhuriyetler sayılabilir... Bu birlikteliğin yegane zemini elbette kültür olacaktır.

Hem tarihsel olarak bir bütünsel kültür hedefine ulaşmak hem de günümüz gerçekliğine öykünerek her bir kültürün kendi mecrasında büyümesi ve gelişmesini sağlamak. Çok açık ki İsmail Gaspıralı’nın yaklaşık 100 yıl önce ortaya koyduğu “dilde fikirde işte birlik” ideali geçerliliğini korumaktadır. Asıl mesele belirli bir zaman diliminde uzak kalmış, dilleri ve sınırları aşınmış, kültürleri kimi farklılıklar taşıyan bu toplulukları buluşturabilecek organizasyon yeteneğini ortaya koyabilmektir.

Şehir markalaşıyor

Türk Dünyasıyla ilişkili kurumlara bakıldığında Türk Konseyi, TÜRKPA, Türk Akademisi, TÜRKSOY gibi kurumlar dikkat çekmektedir. Kültür zemini açısından önde duran TÜRKSOY’dur. Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı...TÜRKSOY 2012 yılında Türk Dünyası Kültür Başkenti adıyla son derece yerinde bir proje başlattı. Bu projeyle o yıl başkent ilan edilen şehir, bulunduğu ülkenin öncülüğünde diğer üye ülkelerin desteğiyle bir dizi etkinlik hayata geçiriyor.

Konserler, sergiler, ortak bilimsel/edebi faaliyetler ve yarışmalarla kültür başkenti kimliği öne çıkarılıyor. Böylelikle şehir hem kendi insanına hem de diğer üye ülkelere bir marka olarak sunuluyor. Hatta tanıtım süreci iyi kullanılırsa Türk Dünyası dışında da markalaşmaya olumlu etkisi oluyor. Daha önce Astana, Eskişehir, Merv, Türkistan, Şeki, Kastamonu şehirleri bu projeyle kültür başkenti olmuştu. Her bir şehir ortalama yüzde 25 turist artışı sağlamıştı. İş dünyasının etkileşimi de dikkate alınmalı.

Oş kenti görülmeli

Bu yıl Kırgızistan’ın Güney’inde bulunan ve ülkenin ikinci en büyük şehri olan Oş, Türk Dünyası Kültür başkenti unvanını aldı. Açılış törenine katılmak üzere biz de oradaydık. Oş Belediye Başkan gerçekten çok iyi iş çıkarmış. Türksoy Genel Sekreteri Düsen Kaseinov ile müthiş bir uyum sergilediler. Cumhurbaşkanı Ceenbekov’un açılış etkinliğinin sonuna kadar kalması verdiği önemi gösteriyordu.   İlk gece “sümölök” adlı yöresel yemeği kazanda karıştırdık.

Yaklaşık 3 bin yıllık bu şehir bir dönem başkentlik yapmış. Hz. Süleyman’ın ziyaret ettiğine inanılan dağ, Süleyman Dağı bu şehirde. Dünya kültür miras listesinde bulunan Süleyman Dağı her yıl pek çok ziyaretçi kazandırıyor. Oş şehri aynı zamanda Kırgızistan’ın Çin, Özbekistan, Tacikistan sınırında yer alıyor. Kırgızların yanı sıra yoğun Özbek nüfusu var.

Bu demografisi sebebiyle zaman zaman etnik gerginliklere sahne oluyor. İşte bu sebeple TÜRKSOY’un organizasyonu üst kimlik anlayışının tesis edilmesi adına çok değerli. Şehirde düzenlenen yürüyüşte insanların bu birlikteliğini bizzat gördük. Bu markalaşmanın gelecekte başka projelerle eklemlenmesi oldukça önemli.