Türkiye, Akdeniz’de karasularına mahkûm edilmek isteniyor!

Eklenme Tarihi14.11.2014 - 2:30-Güncellenme Tarihi14.11.2014 - 0:15

Ali Kurumahmut Danıştay Üyesi
01.10.1960 yılında Trabzon, Of’ta doğdu. Deniz Harp Okulu’ndan 1982 yılında, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1988 yılında mezun oldu. Deniz Harp Akademisini 1995 yılında, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Anabilim Dalı’nda ikinci yüksek lisans eğitimini 1998 yılında tamamladı. Deniz Ulaştırması Genel Müdürü olarak görev yapan Ali Kurumahmut, 21.02.2013’te Cumhurbaşkanı         tarafından Danıştay Üyeliği’ne seçildi.

 

Doğu Akdeniz’de komşu ve karşı kıyıdaş devletler arasında deniz yetki alanlarının (kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgenin) sınırlandırılmasına ilişkin uluslararası hukukun öngördüğü şekilde çok taraflı bir andlaşma yapılmamıştır. Anadolu yarımadasının güney kıyıları ve sahip olduğu çok sayıda ada, adacık ve kayalıklar ile bu deniz alanında en uzun kıyı şeridine sahip bir kıta devleti olan Türkiye, Doğu Akdeniz’de kıta sahanlığını araştırma ve işletme hakkından mahrum bırakılmak, ufkun kara tarafına, kara sularına hapsedilmek istenmektedir.
Türkiye tarafından henüz münhasır ekonomik bölge ilan edilmemiş olması nedeniyle, Doğu Akdeniz’de karasularımız dışındaki deniz alanları ekonomik bölge hakları bakımından açık deniz statüsündedir. Bu alanlarda kıyıdaş olsun veya olmasın tüm devletler açık deniz serbestîlerinden ve bu kapsamda balıkçılık ve canlı kaynakların avlanması ile bilimsel araştırma haklarından serbestçe yararlanabilmektedirler. Sınırlarının yüzde 70’inden fazlası denizlerle çevrili bulunan ve var olduğu coğrafyada tartışmasız bir deniz ülkesi olan Türkiye nüfusunun yüzde 50’si denize kıyısı olan şehirlerde yaşamaktadır. Türkiye, Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’in de hakça paylaşımı neticesinde, kara egemenlik alanının yaklaşık yarısı kadar deniz egemenlik alanına, mavi vatana, sahip olabilecektir.

Yunanistan’ın girişimleri
Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin doğal uzantısı üzerinde ve kıyıya yakın bölgelerde çok sayıda ada, adacık ve kayalık bulunmaktadır. Kaş/Antalya bölgesinde ve kıyının hemen karşısında yer alan Karaada, Meis ve Fener Adası bu nitelikte olup müstakil adalar arasında yer almaktadır.
Ege Denizi’nde ve Doğu Akdeniz’de yeni oldubittiler yaratarak, ilgili andlaşmalarla egemenliği kendisine devredilmemiş bazı ıssız ada ve adacıklarda fiilî bir durum oluşturma gayretleri içerisinde olan Yunanistan’ın, Kasım 1995’te iskâna açmayı planladığı 11 ada ve adacıktan Karaada, Fener Adası ve Gavdopula Doğu Akdeniz’de yer almaktadır. Bahse konu uygulama ile Yunanistan; siyasi, ekonomik ve sosyal alanda egemenlik gösterisi niteliğindeki faaliyetlerle fiilî bir durum yaratarak, ada ve adacıkların statülerini kendi lehine değiştirmeyi amaçlamıştır. Yunanistan’ın Kasım 1995’teki iskân uygulamasına Karaada ve Fener Adası’nı dâhil etmesi ve adalarda fiili durum üstünlüğü oluşturma gayretleri, bu iki ada üzerinde de Yunanistan’ın ciddi egemenlik tereddütleri olduğuna ilişkin kanaati kuvvetlendirmektedir.

Lozan ve Paris antlaşması
Menteşe Adaları bölgesinde ismen sayılan 13 ada ve tâbi adacıkları ile Meis Adası’nın egemenliğini İtalya’ya devreden 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması’nın 15’inci maddesinde, Meis Adası’nın tâbi adacıkları egemenlik devri kapsamına alınmamıştır. Meis bölgesini incelediğimizde; Meis Adası’na tâbi bir kısım adacıklar ile tâbi adacık olarak mütalâa edilebilecek çok sayıda kayalığın var olduğunu görürüz. Bu adacık ve kayalıklar Lozan’ın 15’inci maddesiyle İtalya’ya devredilmemiştir. Bölgede bulunan diğer iki müstakil ada olan Karaada ve Fener Adası da Lozan’da egemenlik devrine konu olmamıştır. 4 Ocak 1932 tarihli Türk İtalyan Sözleşmesi ile Karaada ve Fener Adası’nın egemenliği İtalya’ya devredilmiştir. Sözleşmenin 10 Mayıs 1933’te yürürlüğe girmesi ile ülke devrinin esas unsuru olan devir antlaşması tamamlanmıştır. Ancak devralan devlet olan İtalya, devredilen ülke kesimleri olan Karaada ve Fener Adası üzerinde hiçbir zaman fiilen egemenlik tesis etmediğinden, tartışmalı da olsa devir işlemi tam olarak gerçekleşmemiştir.
Paris Barış Antlaşması’nın 14’üncü maddesinin birinci fıkrası ile Meis Adası’na bitişik adacıklar da İtalya tarafından Yunanistan’a devredilmiştir. Burada ilk bakışta, Paris Barış Antlaşması’nın 14’üncü maddesinin, Lozan’ın 15’inci maddesini genişleterek Türkiye aleyhine yükümlülükler yarattığı görülebilir. Böyle bir durumun Türkiye’nin açık rızasıyla olabileceği uluslararası hukukun tartışmasız bir kuralı ve Lozan Barış Andlaşması’nın 16’ncı maddesinin bir gereğidir. Türkiye, Paris Barış Andlaşması’nın akit devletleri arasında olmadığından bu rızanın söz konusu bölgede olamayacağı aşikârdır. Bununla beraber Meis ve bitişik adacıkları Yunanistan’a devredilirken 4 Ocak 1932 tarihli Sözleşmeye herhangi bir atıf yapılmamış, Lozan’ın 16’ncı maddesinin açık hükmü gereğince yapılamamış, diplomatik yoldan veya başka bir kanalla Türkiye’nin konuya ilişkin rızası da alınmamıştır.

Gündeme getirilmeli
Meis Adası gibi müstakil iki ada olan ve hiçbir zaman Yunanistan’ın egemenliğine geçmemiş Karaada ve Fener Adası üzerindeki Türkiye’nin pozisyonu Yunanistan’a göre çok daha güçlüdür. Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de Antalya Körfezi’ne hapsetmek isteyen Yunanistan-Mısır-GKRY girişimi resmiyet kazanır, gelişmeler Türkiye aleyhine bir seyir izler ve yapılacak müzakerelerde Meis’e önem atfedilebilecek bir durum ortaya çıkarsa; Türkiye, Karaada ve Fener Adası üzerindeki haklı egemenlik iddiasını gündeme getirmelidir. Karaada ve Fener Adası’nın Türkiye’nin egemenliğinde kalması durumunda, Doğu Akdeniz’de kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgenin paylaşımında Meis Adası’nın herhangi bir etkisinin olabileceğini söylemenin mantıklı bir hukuki izahı olamayacaktır.