Türkiye Musul ve Kerkük’te ilgili taraflardan biridir

Eklenme Tarihi19.09.2014 - 2:30-Güncellenme Tarihi18.09.2014 - 22:22

ALİ KURUMAHMUT Danıştay Üyesi

01.10.1960’da Trabzon, Of ‘ta doğdu. Deniz Harp Okulu’ndan 1982 yılında, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1988 yılında mezun oldu. Deniz Harp Akademisini 1995 yılında, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Anabilim Dalında ikinci yüksek lisans eğitimini 1998 yılında tamamladı. Deniz Ulaştırması Genel Müdürü olarak görev yapan Ali Kurumahmut, 21.02.2013’te Cumhurbaşkanı tarafından Danıştay Üyeliğine seçildi.


Türkiye’nin Kıbrıs sorunundan haberdar olmadığı, diğer bir ifade ile Türkiye’nin Kıbrıs diye bir sorununun olmadığı 1950’li yıllarda, İngiltere, Lozan’ın 16’ncı maddesine dayanarak Türkiye’yi Kıbrıs meselesinin içine çekti. Lozan Barış Antlaşması’nın belirleyici aktörlerinden olan ve Kıbrıs’ta zor şartlarla karşı karşıya kalan İngiltere, Kıbrıs’ın geleceği konusunda, ilgili taraf kimliğini ve Lozan’ın hukuki zeminini Türkiye’ye hatırlattı. Diğer bir deyişle o dönemde Kıbrıs’ta yaşanan gelişmeler İngiltere’yi, Lozan’ın 16’ncı maddesini lafzı ve ruhuyla uyumlu olacak şekilde, olması gerektiği şekliyle Türkiye lehine kullanmaya zorladı. Aynı hukuki zemin bugün Musul, Kerkük ve Irak’ın kuzeyi için de mevcuttur. Tabii ki iyi kullanılabildiği ve değerlendirebildiği takdirde...
Türkiye-Irak sınırının nasıl belirleneceği Lozan Barış Andlaşması’nın 3’üncü maddesiyle düzenlenmiştir. Bu madde hükmünün gereği olarak yapılan ve Lozan’ın tamamlayıcısı niteliğinde bir belge olan 5 Haziran 1926 tarihli Türkiye ile İngiltere ve Irak Arasında İyi Komşuluk Andlaşması ile Irak’ın ülkesel statüsü tespit edilmiştir. Türkiye bu andlaşma ile belirlenen sınırın dışında kalan topraklar üzerindeki veya bu topraklara ilişkin olarak her türlü haklarından ve sıfatlarından, Lozan’ın 16’ncı maddesi ile Irak Devleti lehine feragat etmiştir. Ancak aynı madde hükmü ile Kıbrıs örneğinde olduğu gibi bu topraklar üzerinde ilhak, istiklal veya herhangi bir idare şekli hakkında esas kabul edilen veya edilecek olan bütün kararlar konusunda, Türkiye’nin söz hakkına sahip olacağı saklı tutulmuştur.    

Kıbrıs’ın geleceği
4 Haziran 1878 tarihli Türk-İngiliz Savunma Andlaşması ile egemenlik hakkı Osmanlı Devleti’ne ait olmak üzere Kıbrıs’ın yönetimi İngiltere’ye devredildi. İngiltere, Osmalı’nın Birinci Dünya Savaşı’na katılmasını bahane ederek, 5 Kasım 1914’te adayı ilhak etti. Ancak Kıbrıs’ta 350 yıl süren Türk egemenliğinin sona ermesi, Lozan Barış Antlaşması’nın yürürlüğe girmesi ile hukukileşti. Antlaşmanın 20’nci maddesi hükmü ile Türkiye, İngiliz Hükûmeti’nce 5 Kasım 1914 tarihinde ilan edilen, Kıbrıs’ın İngiltere’ye iltihakını tanımaktadır. Ölü doğmuş bir antlaşma olan Sevr’e göre de (madde 132) Osmanlı, Britanya Hükûmeti’nce 5 Kasım 1914’te açıklanan ilhakı tanıyor, Kıbrıs üzerindeki veya Kıbrıs’a müteallik bütün hukuk ve tasarruflarından feragat ediyordu. Lozan’da, Sevr’de olduğu gibi İngiltere’nin Kıbrıs’ı ilhakı tanınmakla birlikte, Türkiye’nin birinci öncelikli ilgili devlet olarak Kıbrıs’ın geleceği konusunda söz hakkına sahip olacağı 16’ncı madde ile saklı tutuldu.
Lozan’ın 16’ncı maddesinin karmaşık bir üslupla kaleme alınmasında aktif rol oynayan ve maddenin lafzı ve ruhuyla ne anlama geldiğini iyi bilen İngiltere, Ada’daki şartları ve aleyhinde gelişen olayları değerlendirerek, Lozan’ın 16’ncı maddesinden yararlanma yoluna gitmiş ve haklı olarak Türkiye’yi Kıbrıs sorununun içine çekmişti. Lozan Barış Andlaşması yürürlükte olduğu sürece; Türkiye, Antlaşmanın 16’ncı maddesi hükmüne dayanarak, Kıbrıs uyuşmazlığının taraflarından biri kimliğiyle bu uyuşmazlığın çözüm mekanizmaları içerisinde geçmişte olduğu gibi yer almalıdır. Andlaşmalar hukuku temelindeki bu bakış açısı ile Türkiye’nin Musul, Kerkük ve Irak’ın kuzeyine ilişkin uyuşmazlıkların da çözüm mekanizmaları içerisinde yer alması gerekmektedir.

16’ncı madde ne diyor?
Lozan Barış Antlaşması’nın 16’ncı maddesi egemenlik devrine konu olan Kıbrıs, Musul, Kerkük ve Ege Adaları gibi diğer bütün ülke kesimleri ile ilgili genel nitelikli ortak bir düzenleme getirmektedir. Bu madde;
 “Türkiye, işbu Andlaşmada belirtilen sınırlar dışında bulunan topraklar üzerindeki ya da bu topraklara ilişkin olarak, her türlü haklarıyla sıfatlarından ve egemenliği işbu Andlaşmada tanınmış adalardan başka bütün öteki adalar üzerindeki her türlü haklarından ve sıfatlarından vazgeçmiş olduğunu bildirir; bu toprakların ve adaların geleceği (kaderi), ilgililerce düzenlenmiştir ya da düzenlenecektir. ...”
hükmünü düzenlemektedir.
Bu madde hükmünde iki nokta önem arz etmektedir. Birincisi; Türkiye’nin egemenliğini devrettiği ülke kesimleri üzerindeki her türlü haklarından ve sıfatlarından vaz geçtiğini kabul etmesidir. İkincisi ise; egemenliğini devrettiği ülke kesimlerinin geleceğinin ilgililerce düzenlenmiş veya düzenlenecek olmasıdır.
Birinci nokta esas alınarak, Türkiye’nin, Lozan’dan sonra, egemenlik devrine konu olan ülke kesimleri üzerinde hiç bir hak iddia edemeyeceği ileri sürülebilir. 16’ncı maddenin sadece lafzına bakıldığı zaman böyle bir iddianın haklılık payı yüksek görülmektedir. Unutulmamalıdır ki Türkiye, Lozan’a Sevr Andlaşması’nı reddederek gelmiştir. Genel nitelikte bir toptan feragat hükmü Sevr’in 132’nci maddesinde vardı. Lozan’ın 16’ncı maddesi, Sevr’in 132’nci maddesinin muadili olarak hazırlanmıştı. Türkiye’nin itirazları sonucu değiştirilen ve Lozan Barış Andlaşması’nın 16’ncı maddesine karşılık gelen ilk taslağında da Sevr benzeri bir feragat hükmü vardı.
16’ncı maddenin taslağında; “Türkiye, ... egemenliklerini devrettiği ülke kesimleri üzerinde ilhak, istiklal veya herhengi bir idare şekli hakkında esas kabul edilen veya edilecek olan bütün kararları kabul ve tasdik eder.” şeklinde bugünkü Türkçe ile ifade edilebilecek hüküm mevcuttu. Buna göre egemenlik devrine konu olan ülke kesimlerine, bu bağlamda Kıbrıs, Musul, Kerkük ve Irak’ın kuzeyine ilişkin ileride alınacak kararları Türkiye’nin peşinen tanımış olması isteniyordu. Bu durumda Türkiye bu ülke kesimleriyle ilgili olarak hiçbir söz hakkına sahip olamayacaktı.
Bu nedenledir ki Türkiye, 16’ncı maddenin ilk şekline itiraz etmiştir. Bu düzenleme değiştirilip 16’ncı madde nihai şeklini alıncaya kadar Lozan Barış Konferansı’nda çetin tartışmalara yol açmış ve hatta görüşmelerin kesilmesine neden olmuştur.
Böylece Türkiye’nin Kıbrıs ve Ege Adaları’nda olduğu gibi Musul ve Kerkük’ün geleceğine ilişkin haklarını gasp eden hükmün tasarıdan çıkarılması sağlanmış ve 16’ncı madde bugünkü halini almıştı. Türkiye Lozan Barış Antlaşması’nın yürürlüğe girmesinden sonra, 16’ncı maddede sözü edilen ilgililerden biri, daha doğru bir ifade ile birinci öncelikli ilgili devlet olarak, egemenliğini devrettiği ülke kesimlerinin geleceği konusunda söz hakkına sahip olacağını saklı tutmuştur.
Sonuç olarak, Lozan Barış Antlaşması’na göre Türkiye’nin rızası olmadan Musul ve Kerkük’ün statüsü değiştirilemez, Irak’ın kuzeyinde ve bu bağlamda Suriye’de yeni ülkesel statüler ortaya çıkamaz.