Göbeklitepe AB’nin merkezinde

Geçtiğimiz hafta tüm Brüksel, Göbeklitepe’yi konuştu. “Tarihin sıfır noktası” olarak adlandırılan Göbeklitepe, AB Parlamentosu’ndaki sunumla anlatıldı, sunulan menüyle insanlık tarihinin en eski yemeklerine gönderme yapıldı.

Göbeklitepe AB’nin merkezinde

Göbeklitepe… Keşfiyle tarihin başlangıç noktasını değiştirdi. O güne kadar tüm bilinenleri bir anda alt üst etti. Ve tüm dünyanın gözü bir anda Şanlıurfa’ya çevrildi. Artık mağaraların korumasına ihtiyaç duymayarak doğaya yayılan avcı toplayıcılar, ortak kimliklerini oluşturan tapınma biçimleri etrafında örgütlenip, sosyalleşmiş. Ve dünya üzerindeki ilk tapınağı inşa etmişler. Yerleşik düzene geçişle birlikte tarım ihtiyacının doğması, bitkileri kültürleştirip hayvanları evcilleştirme faaliyetleri dini davranışların bir yan ürünü olarak değerlendirilmekte. Kadim Anadolu mutfak kültürünün de sembolik olarak bundan 12 bin yıl önce Göbeklitepe’de tarımı yapılan ilk buğday tohumu ile başladığını var sayabiliriz.

Elimizdeki bu büyük değerle alakalı daha geniş kitlelerde farkındalık yaratmak amacıyla 6-7 Kasım’da Brüksel’de TuR&Bo Ofisi tarafından, “Göbeklitepe: Kültürlerin buluştuğu topraklar; tarihten gastronomiye” etkinliği düzenlendi. TuR&Bo yani Türkiye Araştırma ve İş Dünyası Kuruluşları ofisi ESK, KOSGEB, TOBB ve TÜBİTAK ortaklığında Belçika yasalarına göre Brüksel’de kurulmuş. Amaç, Avrupa Birliği’nin Lizbon Stratejisi kapsamındaki bilim, teknoloji ve özel sektöre yönelik programlarında Türkiye’nin başarısını en yüksek noktalara taşımak. Direktörlüğünü ise Bülent Bilgiç yapmakta.

Göbeklitepe AB’nin merkezinde

Tarih yazan mutfak

Etkinlik 6 Kasım akşamı Château de la Hulpe isimli şatoda verilen görkemli gala yemeği ile başladı. Göbeklitepe Kazı Başkanı Alman Arkeolog Lee Clare danışmanlığında Adnan Şahin tarafından üzerinde çalışılan menü Türk şefler Can Aras ve Deniz Şahin’in önderliğinde hazırlandı. 12 bin yıl önce yenilen yemekleri sunmak elbette ki imkansızdı. Bilim adamları ve araştırmacılar tarafından o tarihlerde tüketildiği düşünülen malzemelere ışık tutulmuştu. Malum buğdayın atasının tarımı ilk bu topraklarda yapılmıştı, taşlara işlenen çizimlerden ve bulunan kemiklerden yola çıkılarak pişirilen ve/veya çiğ olarak yenen etlerin yaban öküzleri, ceylan, yaban ördeği, tilki, tavşan, keklik, güvercin, kuzgun, karga olduğu düşünülmekteydi. Etler kurutuluyor veya ateşte islenerek pişiriliyordu. İşte tüm bu ipuçlarından yola çıkılarak hazırlanan menüde şunlar vardı: İslenmiş kayısı püresi üzerinde soğuk et, kurutulmuş et ile verilen poşe bıldırcın yumurtası, antik buğdaylardan siyez bulguru ile doldurulmuş erik dolması, sous vide tekniği ile pişirilen ördek göğsü ve dana kaburga. Tatlı olarak ise yine aynı topraklardan geçtiğine inanılan Nuh’a gönderme olarak aşure ikram edildi.

Göbeklitepe AB’nin merkezinde

Ertesi gün AB Parlamentosunda gerçekleştirilen Göbeklitepe oturumunda kazı başkanı Lee Clare, başlangıçtan günümüze kazıları ve Göbeklitepe’yi anlattı. Mutfak Dostları Derneği Başkan Yardımcısı, araştırmacı ve sanat tarihçisi Nedim Atilla ise “Göbeklitepe’den Gastronomiye: Tarih Yazan İlk Mutfak” başlıklı konuşmasında Göbeklitepe’nin gastronomik anlamını dinleyicilere aktardı. Konuşmaların hemen ardından TuR&Bo binasında “En Büyük Sofra Anadolu” temasıyla düzenlenen etkinlikte Göbeklitepe, Çatalhöyük, Aslantepe, Selçuklu, Osmanlı ve Modern Türk mutfağından örnekler sunuldu. Cüneyt Asan’ın et şovu her zamanki gibi etkileyiciydi. Anadolu’dan gelen yüzü aşkın ürünle donatılmış Büyük Anadolu Sofrası ise topraklarımızın bereketini bir kez daha gözler önüne serdi.