Acıyı unutturmak

“Yaşasın Büyük Birlik Partisi! Yaşasın Alperen Ocakları! İktidara yürüyoruz, iktidara!”
Hrant Dink cinayetinin azmettiricisi olarak yargılanan Yasin Hayal cezaevi ring aracından çıkıp mahkeme salonuna giriyor. Erhan Tuncel kelepçeli ellerini kameralara doğru uzatıyor. Sonra... Polisler, güvenlik çemberleri, güvenlik koridorları, silahlar, sigara içen avukatlar, Rakel, güneş gözlükleri, gergin yüzler, Delal, üstünü aramak isteyen polise ‘Niye?’ diye soruşu, her duruşmada yaşanan ‘Hrant’ın ölmesi yetmedi mi?’ dedirtecek olaylar... Akşam haberlerinde hızlıca geçiyor bu sahneler. Peki içeride ne oluyor? Duruşmanın içinde ne oluyor?

İpin ucu
Böyle davalarda o kadar çok isim, o kadar çok bağlantı olur ki bir süre sonra duruşmaları çok dikkatli takip edenler bile ipin ucunu kaçırmaya başlar. İnsan, unutur. Karıştırır. Dolayısıyla her seferinde ana arterleri görmeye çalışmak en iyisi. Hrant Dink cinayetiyle ilgili önceki günkü duruşmada müdahil avukatlar, Hrant’ın ailesiyle birlikte hem sanık sırasında oturanların suçunu ispat etmeye çalıştılar hem de o sanıkların başka, daha karanlık, daha güçlü, olası sanıklarla bağlantısını göstermek için çabaladılar. Savunma avukatları da müvekkillerinin kullanıldığını iddia ediyordu. Fakat kullanılmış olduklarını göstererek müvekkillerinin masumiyetlerini ileri sürüyorlardı.

Gizli mesajlar
Azmettirici olarak yargılanan Yasin Hayal’ın abisi Osman Hayal ve babaları tanık olarak dinlendi. Daha da önemlisi, dönemin Trabzon İstihbarat Şube Başkanı ve aynı birimin bürolar amiri ilk kez tanıklık etti. Yani Hrant Dink cinayetinin planlayıcılarından biri olarak yargılanan Erhan Tuncel’in amirleri.
Tuncel’in hali enteresandı. Savunma tanığı olarak kendisinin çağırdığı bu emniyet görevlilerine kendini bu olaydan kurtarmaya yarayacak soru sormak yerine ‘Eğer siz de Trabzon’dan Adana’ya tayin edilmeseydiniz beni muhbirlik görevime devam ettirir miydiniz?’ merkezli sorular sordu. Sanki yargılanıyor olmaktan daha önemli bir şey vardı o da ‘teşkilatın’ dışına atılmak. Ya da Tuncel, ‘Sizi ve beni Hrant’ın istihbaratını verdiğimiz için uzaklaştırdılar’ demeye mi getiriyordu? İstihbarat yetkililerinin verdikleri, ser verip sır vermeyen ifadeden şu izlenimi edindim:
Hrant Dink’in öldürüleceği istihbaratını alırken, deneyimli istihbaratçılar olarak bu cinayetin nerelerden izinli olabileceğini en azından sezmiş olabilirler. Bu sebeple bir kere ilgili makama yazıp ‘İş bizden çıksın’ demiş olabilirler. Zira dönemin İstihbarat Bürolar Amiri Ercan Demir ifadesi arasında defalarca şunu tekrar etti:
‘Bu işi ilk ortaya çıkaranın biz olduğumuza dikkat çekerim.’
‘Beni daha fazla zorlamayın’ der gibiydi. Aynı şekilde dönemin İstihbarat Şube Başkanı Engin Dinç de böyle bir tavır içindeydi.

İkrah
‘Mesaj veren’ sadece onlar değildi. Avukat Fuat Turgut da son derece manasız bir noktada ‘Sayın Paşamız Veli Küçük’ diyerek, ardından da ‘gelecek celsede Yasin Hayal bazı açıklamalarda bulunabilir’ diye konuşarak bir yerlere birtakım mesajlar gönderiyor gibiydi. Oralarda o mesajları alan birileri hâlâ var mı, yoksa Yasin Hayal diğer sanıklarla birlikte gözden çıkarılmış bir kurban mı bilmiyorum, ama dünkü duruşmada bazı ‘mesajlaşmalar’ oldu.
Bir şey daha vardı ki insana ikrah getirecek cinstendi.
Savunma avukatlarından Fuat Turgut her zamanki gibi Hrant’ın kendisine ve ailesine yönelik hakaretamiz konuşmalarına devam etti. Hrant’ın kardeşi Orhan Dink buna dayanamayarak söz istedi ve şöyle dedi:
‘Savunma makamının mahkeme salonunda ırkçılık yapmasına izin verilmemesini talep ediyorum!’
Mahkeme Başkanı Fuat beylerden ırkçılık yapmamasını ‘Gözünü seveyim Fuat Bey’ diyerek kerelerce rica etti.
Önceki günkü duruşma, başka duruşmalar, başka soruşturmalar, yıllar içinde gördüğüm bir sürü şey geldi aklıma ve şöyle düşündüm:
Bu ülkede insana acısını daha beter acı çektirerek, öfkeden çıldırtmaya çalışarak unutturuyorlar. Duruşma işte öyleydi.