Ama bunu herkes yapıyor!

Aslında sorun "yalnızlığa" dayanabilmekle ilgili. Yalnızlığa, tek başına kalmaya ne kadar dayanabilir kişi? Tam olarak bununla ilgili dönme meselesi...

"Dönekler", "dönenler", "dönmeler" ve "ben dönmezem"ler üzerine: Hayatın öyle çok parlak bir numarası yok aslında; çocukken ya da ilkgençlikte insanlıkla, hayatla ilgili ne görüyorsan gerisinde aynısının "yetişkinler dünyası" süsü verilmiş tekrarlarını izleyip duruyorsun. Ne insan tipleri değişiyor ne seni dumura uğratan durumlar, olaylar. Yani başlangıçta azınlıkta hissediyorsan -kusura bakmayın genç arkadaşlar, söylemek istemezdim ama- sonra da aynen öyle oluyor. Bazıları insanın yaşı ilerledikçe "alıştığını" ya da "artık o kadar acıtmadığını" söylüyor. Bana sorarsanız onlar zaten en baştan o kadar yadırgamıyor ya da acımıyor. "Dönek" diyorlar ya misal, bence kimse dönmüyor. "Döndü" dedikleriniz zaten en başta yola düşmemişlerden çıkıyor! Gitmeden önce bir fincan kahve!Benim gibi gidip duranların ve eminim birçok insanın şarkısıdır o:"One more cup of coffee before I go..." Parlak öğrenciler için temel bir seçim vardır; ya arka sıralardaki serseri ama sıkı dostlarınla kalacaksın ya da öğretmenler odasına serbest giriş vizesini veren iktidarın istediği gibi şirin çocuk olacaksın. Ya bir kişiliğin olacak ya da "kafi miktarda yaramazlık" yapmaya dikkat edip "zeki ama yaramaz çocuk" olarak yanağından makas almasına izin vereceksin iktidarın. 68in idollerinden, Joan Baezin çocuğunun babası Bob Dylan söyler, müthiş söyler. Ya da söylerdi. Sonra... Sonra ne oldu? Aslında tahmin etmeliydim: Nike mağazasının içinde, bir hipermarkette ve bir süpermarketin zerzevat bölümünde o şarkıyı duyduktan sonra olacakları tahmin... Neyse. Bob Dylan efendim, bir yabancı gazetenin haberine göre, bilin bakalım ne yapmış? Bob Dylan efendim, Victorias Secret reklamında oynamış! Kadın iç çamaşırı reklamında!Aldatılan bir kadın birkaç gün önce şöyle demişti bana:"En kötü yanı şu: 10 yıllık ilişkimi ta en başından sorgulamaya başladım. Acaba hepsi mi yalandı, diye. Anlıyor musun?"Anlıyor musun? Ben de işte şimdi ve böyle şeyler olduğunda hep, aynı şeyi soruyorum:"Her şey en başından beri mi yalandı acaba?"Yani olmasın işte, Bob Dylan da iç çamaşırı reklamına çıkmasın kardeşim. Bir şey de bildiğimiz gibi kalsın. "Büyük değişim" her şeyi de sarmalayıp yutmasın. Bazıları da "aksi ihtiyarlar" gibi inatlaşsın, akıntıya karşı kürek çeksin birileri de, nafile olsun, ümitsiz olsun ama öyle olsun. Her şeyin yeri değişmesin; bazılarını da bıraktığımız yerde bulalım. Bazı çocuklar arka sıralardaki arkadaşlarını terk etmesin, öğretmenler odasına girdim diye sevinip sırıtarak yanağından o makası aldırmasın... Gitmeden önce bir fincan kahve daha! 70lerin başında doğanların ümitsiz, inançsız insanlar olması kadar doğal bir şey olamaz. Çünkü biz okumayı öğrendiğimizde en çok "döneklerden" söz ediyordu yazılar. Bütün "biz"lerin dağıldığı bir zamana denk geldik biz; anne ve babalarımız arkadaşlarının nasıl "döndüğünü", hayatın ve insanların ne sahtekar bir şey olduğunu anlatırken büyüdük. Biz öbür, iyi bölümü görmedik; filmin kötü sonuna denk geldik. Kötü sondan başladık yani izlemeye. Derken bizi bile baydı "döneklik" meselesi ve insanlara bu sözcük üzerinden saldırılması, kategorilerin bu sözcük üzerinden zavallıca kurulması. Sonra annelerimizin, babalarımızın yaşlarına geldik, "bir bar taburesi üstünde" onların bizi yaptıkları yaşları bile geçtik ve gördük ki... "Dönek" edebiyatı üzerine Daha önce olsa "öz"den söz ederdim. Bir çocuk domuzluk yapabiliyorsa bir kediye, serçenin canının yandığını hissede hissede vuruyorsa sapanla, büyüyünce de borsadaki paraları çoğalsın diye basabilir herhangi birinin kafasına... Derdim. Şimdi ise düşündükçe, "dönenleri" düşündükçe... Bu mesele aslında "yalnızlığa" dayanabilmekle ilgili. Yalnızlığa, tek başına kalmaya ne kadar dayanabilir kişi? Tam olarak bununla ilgili dönme meselesi. Çünkü etrafındaki herkes yavaş yavaş başka biri oluyorsa, o başka türlü olma hali nicelik olarak çoğalıp "normal" olanı oluşturuyorsa, sen yavaş yavaş sayısal olarak "anormal" durumuna düşüyorsan, yalnız başına kalıyorsan yani, öyle bir tek kişilik hücreye tıkılıyorsan, bilsen bile çok boktan bir şey yaptığını, sırf oradan kurtulmak için yani... Anlıyor musun? İnsan her şeyi yapabilir yani. "Herkes yapıyor" diye de sonra allayıp pullayabilir günahını... Sırf yalnız kalmamak için. İnsanlığın, insan kalabalıklarının acımasızlığı da budur işte. Hep birlikte bir safa doğru çekildiklerinde ve en berbat şey bile olsa yaptıkları, seni yalnız bıraktıklarında en büyük işkenceyi yaparlar sana. Sonra sen de, çok berbat bir şey bile olsa yaptıkları, sırf öbür tarafta kalmamak için tek başına... Yani insan kırmızı dantelli kadın donu giyip söyleyebilir bile o şarkıyı:"Gitmeden önce bir fincan kahve daha!"Sonra da gidersin işte. Hep birlikte... n ecetem@hotmail.com Yalnızlığın yaptırdığı "her şey"

DİĞER YENİ YAZILAR