Aşk ideolojiyi affeder mi?

Aşk ideolojiyi affeder mi?



MHP lideri Devlet Bahçeli, gençliğinde solcu öğretmen Menşure Algan ile evlenmek istedi. Menşure hanım ‘Ülkücü ile evlenmem’ dedi. İkisi de bekâr kaldı..."
Milliyet Ankara Bürosu’ndan Aydın Hasan’ın liderlerin bilinmeyen yönlerini ele alan haberinde böyle açıklanıyordu MHP lideri Devlet Bahçeli’nin meşum yalnızlığı.
"Sevdim seni bir kere, başkasını sevemem" şarkısının serdengeçtiliği ile "Ülkücüsün dediler, vermediler" cümlesinin tatlı ıstırabını aynı anda "harmanlayan" ve Ankara’da hemen herkesin bildiği bu hikaye, Bahçeli’nin gerçek hikayesi midir, yoksa her şeyi meşru ve edebi bir tatla açıklayan bir rivayet midir? Galiba bu sorunun cevabını Devlet Bahçeli’den başkası bilemez. Kolayca siyaset magazini dedikodusuna dönüştürülebilecek bu konunun en merak etmeye değecek kısmı da bu değil aslında. Üzerine düşünmeye değer olan şey, bir ülkücünün bir solcuya, bir solcunun bir ülkücüye hakikaten aşık olup olamayacağı mesela. Hakikaten ideolojilerimiz kalplerimize işler mi?
Bir solcu bir ülkücüyü sevebilir mi? Ya da bir ülkücü bir solcuyu sevse artık eskisi kadar ülkücü olabilir mi? Tam tersi de sorulabilir tabii!
Aşk, en yüce değer midir?
Genel olarak etrafta şöyle bir ruh halinin fırtınası estiriliyor epeydir:
Aşk her şeyden üstündür!
Aşk açıklanamaz!
Aşk bir vurdu mu Allah vurmuşa dönersin! Kontrol edemezsin!
"Kral ve Ben" filminde Yul Bryner’ın dediği gibi: "Vesaire vesaire vesaire..."
Hakikaten bu kadar aklın dışında yaşanan bir şey midir aşk? Bu kadar mı kördür? Yoksa hayatta akıl dışı bir alan olduğunu kabul eden insanlar mı aşık olabilir sadece? Geri kalan insanların, kafası çalışır halde yaşayanların, tarif edilen bu biçimiyle aşık olma şansı yok mudur hiç? Yani beyninin işleyişi "Her şeyin bir nedeni vardır" cümlesi üzerinde duran insanlar, tarif edilen bu biçimiyle hiç aşık olamayacaklar mı? Çünkü kendini bilen, ne istediğini, neyin kendisini mutlu ettiğini bilen insanlar, aşık oldukları insanlara neden aşık olduklarını açıklayabilirler. Çünkü kafası normal olarak hep çalışan insanlar, karşısındaki insanda kendisini çeken şeyin ne olduğunu, düşündükleri takdirde tarif edebilirler. Kendilerini kontrol edemezlerse, kendilerini neden kontrol edemediklerini açıklayabilirler ve yaşanan hiçbir şeyin "muamma" olmadığını kabul ederler. Bu durumda şimdi onlar yani, aşık olmamış mı olurlar? Yoksa aşkın muamma şeklinde tarif edilmesinde mi bir sakatlık vardır? Ancak böyle mi "büyülü", "kutsal" bir mertebeye çıkarılır yaşananlar. Bu tarifin altında aslında şöyle bir neden var:
İnsanlar "Ben büyülü, kontrol edilemez, açıklanamaz ve durdurulamaz bir şey yaşıyorum" demek istiyorlar. Her şeyin açıklanabildiği bir dünyada "kutsal bir muammanın" içinde kendilerini kaybetmek istiyorlar. Taban tabana zıt dünya görüşünden bir insana aşık olmak ancak böyle açıklanabilir. Aşk ancak böyle tarif edildiğinde bir solcu bir ülkücüye aşık olabilir. Ama sadece aşkın böyle tarif edilmesi yetmez. İdeolojiyi de başka türlü tarif etmek gerekir bir solcunun bir ülkücüye aşık olabilmesi için. Şöyle ki...

İdeoloji, kitaplar okuyup sonra da "Dur bakiim sen. Solcu mu olsam ne?" diye düşünüp seçtiğimiz bir şey midir hakikaten? Yoksa içimizde oluşmuş kimi değerlerin o kitaplarda karşılığını bulduğumuz için mi, diyelim ki solcu oluruz veya ülkücü olurlar? Sanki ikinci yöntem daha akla yakın. Önce insanlara haksızlık yapılmasın, herkes eşit haklara sahip olsun, mülkiyet eşit paylaşılsın gibi bir his olur içinde, ta çocukken. Sonra bakarsın ki uygarlık tarihi boyunca senin gibi düşünenler çıkmış ve onlar da kitaplar yazmışlar, böyle hissetmenin adını koymuşlar. Bakarsın, okursun ve onlara bir biçimde dahil olursun. İdeoloji böyle edinilir. Yoksa "Solcu olsam mı acaba?" diye solcu olunmaz, kanaatimce. Ülkücü olanlar da böyle olurlardır herhalde, bilemem, anlayamam, hiç anlamadım. (Doğrusu, Freud’dan Adorno’ya, Hockhenheimer’den Bernjamin’e kadar bir sürü zeki insan da anlayamamıştı! Neyse...)
Nihayetinde mesele şu, ideoloji öyle çok kolay takıp çıkarılacak bir şapka değildir. İçinizdeki kimi değerlere karşılık gelen bir şeyi öyle kolayca terk edemezsiniz. Dünyaya bakış açıları arasında sek sek oynayamazsınız. İşte ideolojiyi "şapka olmayan bir şey" olarak tarif ettiğinizde de tam karşıt bir ideolojiden bir insanı da kendinize yakın bulmanız, hatta çekici bulmanız neredeyse olanaksızdır.

Sonuç olarak bir solcunun bir ülkücüye aşık olması ancak aşkı muamma, ideolojiyi de şapka olarak tarif etmekle mümkün olabilir. Her iki tarif de gerçeği karşılamadığına göre böyle bir şey, gerçek hayatta mümkün değildir. Mümkün olsa bile yürümez yani!
Şimdi bu anlatılanlar fazla "bilimsel" olmuş olabilir. Ne yapalım ki öyledir. Şirin bir duygusallıkla yapış yapış olmamış kafalar üç aşağı beş yukarı böyle işler. Çünkü aşk açıklanabilir ve ideoloji şapka değildir.
Bir de tabii Devlet Bahçeli’nin Menşure hanımla birlikte olsaydı ne olacağı meselesi var... Kadınların erkeklerin ideolojilerini, dolayısıyla dünya tarihini etkilemesi konusudur bu. O da enteresan bir mevzudur tabii! n