Başörtüsünün trajedisi/komedisi

Kıyıdan "Böyle bir toplantı yapamazsınız, yapmamalısınız."Türkiye'deki dün çıkmış gazetelerin birinci sayfalarına art arda bakın. Bu açıklamanın nasıl farklı okunduğunu göreceksiniz. Radikal gazetesi YÖK Başkanı'nın özgürlük anlayışının türban meselesiyle sınırlı olduğuna vurgu yapmış. Öte taraftan Zaman gazetesi Başkan'ın yaptığı açıklamayı "özgürlük dersi" olarak yorumlamış. Yeni Şafak akademisyenlerin toplantısı için "Büyük lobi düğmeye bastı" demiş. Öte yandan Cumhuriyet akademisyenlerin toplantısını desteklemiş. Elbette özgürlük kavramının binlerce tanımı olabilir. Ama görülüyor ki birbiriyle bu kadar tutarsız bir özgürlük tarifi üzerinden ülkenin kurumlarının işlemesi mümkün değil. Özgürlük, bu memlekette belki de hep öyle oldu, yine kimin işine, nasıl yaradığına bağlı olarak tarif ediliyor. YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, akademisyenlerin başörtüsüyle ilgili yaptığı toplantıya habersiz gelerek bir konuşma yapmış. Söylediklerinin özeti şu: "Üniversiteye başörtüsü girmeli mi?" sorusunun üç cevabı var. Birincisi vicdani cevap. Evet, girmeli. İnsanları inançlarının göstergelerini bedeninin üzerinde taşıyor diye eğitim hakkından mahrum bırakamazsınız.İkinci cevap siyasi. Türkiye'den, uluslararası politikalarla da ilgili bir biçimde ılımlı İslamın örnek ülkesi olması isteniyor. Nasıl Türkiye bu uluslararası politikanın nesnesi oluyorsa başörtülü kadınlar da Türkiye'deki muhafazakârlaşma sürecinin nesnesi oluyor. Buna karşı siyaset yapılmalı. Ama ne bu siyaseti yapanlar başörtülü kadınları hedef almalı ne de başörtülü kadınlar muhafazakârlaşmaya karşı siyaset yapıldığında şahsi saldırıya uğradıklarını zannetmeliler. Üçüncü cevap ise hukuki. Türkiye, neyse ki hâlâ, uluslararası hukukun bir parçası. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de içtihatlarıyla bu hukuku yaratan kaynaklardan biri. Mahkeme'nin başörtüsü konusundaki kararı açık. Mahkeme kararında "Türkiye'deki üniversiteler de bilir ki Türkiye'deki radikal İslam tehlikesi nedeniyle başörtüsü bu İslami hareketin simgesi olarak algılanabilir." Bu konuda hukuki tezleriniz olabilir ama "El oğlu bizim halimizden ne anlar" tavrıyla kimse tarafından ciddiye alınamazsınız. Başörtüsü girmeli mi? Uzaktan bakınca daha da iyi görülüyor ki Türkiye ciddi biçimde aklını kaybetmiş bir ülke. Akılla davranılmıyor. Bu da beraberinde inanılmaz komik sahneler de yaratan ama özünde müthiş trajik bir siyasi atmosferin yaşanmasına neden oluyor. AKP'liler Müslüman kadınlar için kılık kıyafet yönetmeliği hazırlayan "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" müdürlerine benziyor, akademisyenler ise maalesef başörtülü kızlara düşmanlık eden Kemalist elit olarak gösteriliyor. Önceki yazımda da söylediğim gibi, bu konuda konuşmayan tek taraf başörtülü kadınlar. Aklını kaybetmiş ülke Özgürlük istiyorsanız özgürlük istiyorsunuzdur, bunun orası öyle olsun, burası çene altından bağlansın diye bir şey söyleyemezsiniz. Özgürlük istiyorsanız bütün iktidarlardan istersiniz bunu. Dinin baskısına karşı da siyasi baskıya karşı da devletten gelen baskıya karşı da aynı tutarlılıkla davranırsınız. Milletvekillerinin başörtüsü konusunda açıklama yapmasını yasaklayan bir parti iseniz özgürlük konusunda söylediklerinizi, kusura bakmayın, kimse takmaz. Haaa, bu sizin işinize gelmiyorsa dandik bir Ortadoğu ülkesi olarak yaşamaya devam edersiniz. O zaman zaten başörtülü olsanız da olmasanız da kimse sizi ciddiye almaz. Ve bilirsiniz sadece kendisi tarafından ciddiye alınan insanlar, ülkeler ne olur:Trajikomik! ecetem@hotmail.com Özgürlüğün tutarlılığı