Bir numaralı siyasi analiz bu köşede:

Sonuçları nasıl bildim?



Bilmiyorum dikkatinizi çekti mi? Pazartesi günü Çinlilerin seçim telaşını fırsat bilerek memleketi işgali üzerine yazdığım yazıdan sonra aynı gün Başbakan Erdoğan bir açıklama yaptı:
"Çinliler kontrolümüz altında!"
Muhterem okurlar, kusura bakmayın ama, uyuyorsunuz yani. Neyse ki başbakan ve ben olup bitenin farkındayız. Bu yüzden seçimin ertesi günü Çinlilerden bahseden iki kişi bizdik!

Bu kaydettiğim isabetlerin birincisiydi. İkincisi:
Ben ne dedim? Geçen pazar günü yazdım, ona da bakın: "Türkiye hiç olmadığı kadar tutuculaşıyor. Muhafazakârlık partilerin oy oranlarıyla açıklanamayacak biçimde derinleşiyor" demedim mi? Buyurun işte: Bu seçimlerde, Türkiye'de sağ oyların geleneksel yüzde 70'lik payı, yüzde 85'e yükselmiş. Bu veri bir yana, geri kalan yüzdenin ne kadarının sol sayılabileceğini de sanırım CHP Genel MÜDÜRÜ (!) Deniz Baykal'ın gerçeklikle bağını tamamen yitirmiş "zafer" açıklamalarından anlamışsınızdır. O açıklamaları yaparken bir de etrafa "Bu gerçeği nasıl görmezsiniz?" tarzı bakmalar?! Bu arada, sizin de içinizden, "Yürü be Deniz'im! Sen bi' tanesin!" diye bağırmak gelmedi mi?.. Konuya ilişkin tespitim şudur:
Baykal, artık kızılamayacak kadar karikatürleşmiş, öfkelenilemeyecek kadar fıkralaşmış bir siyasi figürdür.

Üüüüç! Türkiye'nin muhafazakârlaşması sorununa ek olarak var olan sağın da akıl sağlığını daha önce rastlanmadık biçimde yitirmesi bence çok ciddi bir sorun, ki buna da değinmiş idim seçimlerden önce. Ankara'ya 50 metrelik dönen semazen heykeli, 50 metrelik Nasrettin Hoca heyulası, 5000 kişilik otel ve otelin tepesine de -ne manaya geliyorsa artık- bir de uçak heykeli kondurmayı vaat eden Melih Gökçek'in oy oranını yükseltmesi bilmiyorum böyle bir şuur kaybından başka neyin işareti olabilir. Belli ki Ankara'da ciddi bir kesim şehrin muhtelif yerlerine kondurulan demlik heykellerinden ve beşinci sınıf pavyon ışıklandırmalarından müthiş memnun kalmış ve yeni acayipliklere koşmak istiyor.

Köşe yazarınız dördüncü isabetli tahlilini iftiharla sunar: Tarhan Erdem yanılır, ben yanılmam! Seçimlerden önce şahsi irademle tek bir ile gittim: Tunceli. Aslında gitmeye çalıştım desem daha doğru. Zira DEHAP'lıların yaptığı şahane organizasyon sonucu Dersim dağlarında altı saat kadar kayboldum! Gittim, çünkü SHP adayı Songül Erol Abdil'in kazanacağını tahmin ediyordum orada. Ne oldu? Kazandı. Abdil, çok yumuşak görünen ama anladığım kadarıyla prensip sahibi, kararlı ve müthiş çalışkan bir kadın. Walter Benjamin'in "Hayatta telafi edemeyeceğiniz bazı şeyler vardır. 16 yaşında evden kaçmamış olmak gibi" sözü üzere Songül Hanım 18'inde evi terk edip Ankara'ya gitmiş, 30 yaşına geldiğinde sendika yöneticisi olmayı becermiş bir kadın. Daha ne diyeyim?
Her şeyden geçtim de, İzmir'de hâlâ bir Genç Parti "tabanının" olması?! Bütün siyasi meseleleri müthiş tahlil ediyorum, fakat İzmir'deki bu "şakacıların" kimler olduğunu bir türlü tahmin edemiyorum.
Soğukkanlılığımı yitirmeden önce yazıma son verirken, seçim sonuçlarının sebep olduğu travmayı atlatınca konuyla ilgili ciddi bir yazı yazacağımı belirtmek isterim.