Bulut Ülkesi’nden geçtin mi?

Bulut Ülkesi’nden geçtin mi?



Yolculuk insanları pek iyi bilirler: Havaalanları, toprakları bütün dünyaya dağılmış tek bir ülkedir aslında. Yersiz yurtsuz insanlarından oluşan ulusu; herkesi aynılaştıran nezaketten oluşan resmi diliyle havaalanları, yerleşik vatandaşları olmayan bir ülkedir. Buna karşılık, onun da kendine göre yerlisi yabancısı vardır. Anonsları pür dikkat dinleyip, tedirgin yürüyenler, anlarsınız ki henüz yabancıdır. Yolculuğun yerlileri, alışkanlığın havalı sıkıntısıyla yaşarlar havaalanları arasında. Oysa bu ülkede kimse yerleşik değil, herkes gitmektedir. Havaalanı, iki nokta arasında hareket eden cisimlerin evrenidir.

Uçak halkının sınıfları
Uçaklar ve uçakların izledikleri yollar, bu ülkenin topraklarını birleştiren tek şeydir. Kaderlerini bir süreliğine birleştirmiş insanların, bir kutunun içinde, hep birlikte havada olduğu o zaman diliminde herkes eşittir esasında. "Bussiness Class" ile "halk koltukları" arasındaki perde, sadece yolculuğun daha emniyetli olduğu zamanlarda kapalıdır. Kalkış ve iniş anları ise, yolcuların tastamam eşit oldukları aralıklardır. Çünkü ölüm ve ölüm tehlikesi karşısında "bussiness" ile "halk" aynı kaderin koltuklarında oturmaktadırlar artık.
Uçak indikten sonra "bussiness" koltuklarının arasından geçen "halk", perde kapalıyken "zenginlerin" ne içip ne yediklerinin izlerini ararlar koltuklardaki artıklarda. Belli etmemeye çalışarak ya da açıkça, "ayrıcalıkların" ne olduğunu araştırırlar hepsi. Oysa uçak bir hava boşluğuna girdiğinde hepsi hostesin yüzüne aynı şekilde bakarlar: O yüzde bir tedirginlik izi arayıp görmeyince aynı şekilde rahatlarlar.

Otellerin küçük şeyleri
Bir tür olanak kıtlığının dolu olduğu bavullarla otellere yerleşilir sonra: Küçük Şeyler Merkezi’ne. Küçük şampuanlar, küçük sabunlar, küçük havlular, küçük içkiler, küçük şeyler işte... Aynalar ve boş çekmeceler... Uzaktan kumandalar ve hangi düğmenin hangi ışığı açtığını ezberleyecek kadar bile kalınmayacak yataklar... Hiç gerçekten oturulmayacak koltuklar ve hiç gerçekten kullanılmayacak sehpahalar... Fazla yumuşak yastıklar ve hiçbir evde olamayacak kadar gergin çarşaflar... Küçücük bir odayı bile nasıl kullanacağınızı bir karmaşa haline çeviren kılavuzlar ve her biri başka türlü çalışan duşlar... Oteller ancak böyle konuşabilirler: Oteller size kalmanızı değil, işinizi bitirir bitirmez gitmenizi söylüyorlar... Yaşamanıza değil ama bir mekânı kendinize ait kılmanıza yarayan nesneler burada yoklar. Burası hiçbir yer o yüzden, siz hiç kimsesiniz. Bu yüzden buraya yerleşemezsiniz. Yine yabancı insanlarla buluşup, bir yabancı gibi yürüyüp bilmem hangi şehirde, evinize gideceksiniz.
Giderken yine Havaalanı Ülkesi’nden geçeceksiniz. Ama her seferinde, bütün yolculukların tek toplam kârı olan bulutlara değeceksiniz. Bulutların üzerine çıkanlar bilirler: En masal yeridir orası dünyanın. Bütün yolculuklardan sonra hep aynı kalan fotoğrafı ve buzdan ormanlara benzeyen toprakları... Yolculuk yorgunu olanlar bilirler yine: İnsan bir yerde durmak ister. Duruvermek, o anda. Uçaktan şu bulutlara inmek. Yürümek, yürümek, sessizce. Yusyuvarlak, tostoparlak olup hiç değilse bir rüyalık uyuyuvermek. Ilık. Yorgunluk...











DİĞER YENİ YAZILAR