Başbakan’ı gelecek mitinginde görür gibiyim. Bu seçimlerde daha çok gördüğümüze artık emin olduğum yerel futbol takımının atkısını takmış boynuna (Bunun derin ve ulvi anlamını bir türlü çözmüş değilim) elinde mikrofon, o karizma es’lerinden birini veriyor ve devam ediyor:
“Şimdi de tutturmuşlar Darwin diye!”
Kitle bilir bilmez alkışlar, kitle alkışa ayarlıdır. Devam:
“İlla diyorlar ki kabul edeceksin! Neyi?”
Karizma es ve o alaycı gülüş:
“Maymundan geldiğimizi!”
Kitleden “Ha ha ha” sesleri, yuhalamalar filan... Başbakan kitleyle birlikte gülerek devam eder:
“Yahu, sen illa diyorsan ki, ‘Ben maymundan geldim’...”

Meşhur ‘atkılı meddah’
Başbakan bilhassa boynundaki atkıyla artık iyice meddah kişiliğine bürünmüştür. Kitle, gülüşmelerle lafı böler; Başbakan’ın hoşuna gider bu, daha da gülerek devam eder:
“İyi peki öyle olsun. Sen maymun ol! Ama ben, insanım! İnsanım ben!”
Cümlenin sonuna doğru ver duyguyu, ver duyguyu!
Alkışlar tufan olur. Başbakan kusursuz sahne becerisiyle, gülüşten hızla ciddiyete geçen yüzüyle, ‘insanlık’ hadisesini, yaptıkları yardımlara, insan olanın bunu anlayacağına, arada muhakkak ‘yalancı medyaya’ ve en sonunda da bir biçimde yerel seçimlere bağlar. Alkışlar yükselir ve Başbakan başka bir şehrin yerel takımının atkısını takıp, aynı lafları etmek üzere yola çıkar. 

D’nin ölümü
Tam da halimize acıyordum. Tam da ‘Hakikaten bunlar oluyor mu? Biz topyekün oturup geçen yüzyıl kapatılmış defterleri açarak ömür mü tüketiyoruz?’ diye canım sıkılıyordu. Tam da ‘Kendimize karşıt seçtiğimiz adamlar düzeyimizi belirliyor. Oturup Darwin teorisini yeniden ispatlamak zorunda kalıyoruz. Bu memleket herkesi, hep birlikte ilkelleştiriyor’ diye düşünüyordum. Ve gördüm ki doğru. Hakikaten dev adımlarla ‘geri adım atıyoruz’.
Önceki gün ODTÜ’de öğrenciler bir eylem yaptı. Vaktiyle yazılan ve bir türlü silinemeyen ‘DEVRİM’ yazısının ‘D’ harfi üzerine yürüdüler; orada durup geride kalan ‘EVRİM’ yazısına alkış tuttular. TÜBİTAK dergisinde yapılan sansüre karşı bir eylemdi bu. İyi ki yapmışlar tabii, ama bir yandan da... Düşünsenize vaktiyle oralara ‘DEVRİM’ yazısını yazanların bu ülkeden ve dünyadan beklentileri ile şu andaki çocukların beklentileri arasındaki farkı. Dünyayı ‘devirecekken’, durumu ‘evriltmeye’ gerileyen bir pozisyon. Daha doğrusu pozisyon fukaralığı...   

Ricat?
Acaba vaktiyle oraya o yazıyı yazanlar, ‘Evrim değil, devrim’ diye bağıranlar, siyasi anlamda dünyanın ‘evrilerek’ değil, ‘devrilerek’ değişeceğini savunanlar, aksini düşünenleri ‘gericilikle’ suçlayanlar, şimdi o ‘D’nin üzerinde duran çocuklara bakınca ne düşünüyorlar? O kıymetli ‘D’yi kaybederken kaç çocuğunu kaybetti bu ülke? Vuruşa vuruşa geri çekildi bir bakıma bir cephe, geri çekilip ‘EVRİM’de siper tuttu.
Dövüşe dövüşe, azala azala geri çekilip ‘laiklikte’ saf tutması gibi kalabalıkların. İşte bu, acıklı geliyor bana. TÜBİTAK’ın uğradığı sansür değil, artık cephenin Darwin’i savunmaya kadar geri çekilmiş olması trajikomik geliyor. 

Muhterem Harriet hanım
Bana trajikomik geliyor Harriet’in bizim memleketteki ölümü, dinlenip dinlenip dövülüşü. Çünkü Harriet, zaten 2 yıl önce öldü. Tam 176 yaşındaydı. Şahsen tanımazsınız kendisini muhtemelen, ama ‘Darwin’in kaplumbağası’ namıyla bilinirdi. Kendisi Darwin Teorisi’nin ‘esas kızıydı’.
Yazık oldu Harriet hanıma! Şimdi kendisi, onca çaba ve onca bilim irfandan sonra, bizim memleketin meydanlarında, yerel futbol takımı atkılarıyla boğularak yeniden ve yeniden öldürülüyor.
Ve bizler, vaziyete öfkelenenler, Harriet’ın kanını yerden kaldırmak zorunda bırakılıyoruz. Öyle kopuk, öyle uzak ve öyle trajik. Ne bileyim, canım sıkılıyor benim bu işe.

Etiketler