Ergenekon’a ilk taşı Ergenekon olmayan atsın!

Mahkeme salonuna beyaz şortlu bir kadın girdi. Uzun saçları ince ince örülmüştü. Askılı kırmızı triko üzerine yapışıyordu. Ayağında kımızı spor ayakkabılarla bir oraya, bir buraya seyirtiyor, önümde duran sanıklardan birine kendini göstermek için saçlarını savurup duruyordu. Tuhaf hareketlerle çırpınıp duran kadın nihayet o sanık tarafından fark edildi.
Ogün Samast, kadını görür görmez, ‘şakacı kerata’, ‘gevşek zanlı’ ruh halinden çıktı ve hâkimden daha sonra birkaç kez isteyeceği tuvalet izinlerinden ilkini talep etti. Her seferinde duruşma salonunun kapısında duruyor, salona dönüyor ve o kadına bakarak, deli gibi sinirli, eliyle boğazını kesme hareketi yapıyor ve dudaklarını oynatıyordu:
“Gebertirim seni fahişe...”
Hâkim ters tarafta kaldığı için bu gösteriyi kaçırıyor, Samast tuvaletten dönerken yine kapıda durup aynı şeyleri tekrar ediyordu. 

Milliyetçi abilerin satışı!
Bu, Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili davanın 7 Temmuz’da yapılan ilk açık duruşmasında yaşanan müptezelliğin sadece küçük bir kısmıydı. Görmekten acıyla karışık utanç duyduğum daha neler neler oldu. Hele savunma avukatlarının bir kısmının hali o kadar içler acısıydı ki... Hani biri çok fena bir beceriksizlik ya da cahillik yapar da bakamazsınız...
Bütün bir duruşma, bir ikisi hariç, bu durumdaydılar. Bir süre sonra o kadar saçma bir dereceye vardı ki bu durum, aklıma sanıkların hızla mahkûm olmaları için bu avukatların özellikle seçilmiş olabileceği bile geldi. Böyle cinayetler işleyince Polat Alemdar olacağını zanneden çocuklara o duruşma izletilmeli. Görsünler, azmettirici ‘vatan âşığı abiler’ insanı nasıl satıyor!

Halaçoğlu ve Cerrah
Hrant Dink Araştırma Komisyonu Başkanı, AKP Milletvekili Mehmet Ocaktan dün açıklama yaparken geldi aklıma duruşma. Çünkü aynı tuhaflık o açıklamada da vardı. Ocaktan, cinayette hem emniyetin hem de jandarmanın ihmali bulunduğunu açıklıyordu. Yani?
Yanisini söyleyemiyor, laflar havada uçuşurken delillerin, belgelerin bulunduğu dosyalar Meclis arşivine doğru yola çıkıyordu. Hrant’ın karanlık katilleri, aydınlıkta oynanan yargılama temaşasına yine bulaştırılmıyordu.
Önceki gün meşhur Yusuf Halaçoğlu, Türk Tarih Kurumu’nun başından alındı. Kendisinin şöhreti ‘Kürtlerin, Alevilerin bir kısmı maalesef Ermenidir’ demesinden gelir. O dönemde bu lafa herkes çok tepki gösterdi.
Tepki, Kürtlere Ermeni denmesi sebebiyleydi. Hatırladığım kadarıyla, kimse ‘maalesef’ kelimesine yüksek sesle karşı çıkmadı. ‘Maalesef Ermeni’ lafındaki ırkçılık, utanmazlık öfke yaratmadı.

‘Bunca yoksulluk varken’
Bütün bu sebeplerden Ergenekon’u ‘en esaslı demokrasi hamlesi’ zannetmek fazla iddialı geliyor bana. Hele hele demokrat olan yazar çizer kısmının bu tartışmada birbirlerinin kalbini kırmasını iyice yadırgıyorum.
Zira bu memlekette bu ırkçılık varken...
Kürtlerden, Alevilerden, Süryanilerden, Rumlardan, solculardan insan değilmiş gibi söz etmek bu kadar meşruyken...
Sokaklara dağılmış, her gün yenisi yetişen Ogün’ler, Türk-İslam sentezine cahilliğe övgüyü ekleyip silahlarla jonglörlük yaparken...
Bu memleketin duruşma salonlarında bile ‘maalesef Ermeni’nin davasında birazcık bile ciddi olmaya gerek duyulmazken...
Ve aslında demokrasi tartışmasını sırıkla atlama müsabakasına çevirenlerden hiçbiri, hiçbirimiz güvende değilken...
Ne diyeyim? Ergenekon’a ilk taşı Ergenekon olmayan atsın!