Ev yerleştirme notları

Bir sardunya tomurcuğunun beklenmedik bir biçimde yaprakların arasından görünüşü bu denli konuşturabiliyorsa insanı, bir çocuğun büyümesi, başarısı, iyiliği, güzelliği, neşesi çenesini düşürebilir insanın... Çocuklar, hiç yoktan çıkmış sardunyalar gibi

Evin ruhuİstediği şeyleri söyler bir ev; son derece kısık bir sesle. Ev mırıldanır getireceği yeni hayatı. "Bende durdukça sen" der mesela "gün yüzü görmeyeceksin. Temizleyemeyeceksin bendeki kasveti. Çünkü sen, farkında değilsin belki, aklının, kalbinin iki yakasını bir araya getirememeyi seçtin şimdilik." İnsan bazen de bunu seçer, bilen bilir. Öyle bir saçılmak ister zamana, uygun evi yakalamak gerekir bunun için. Kuru, karanlık, huzursuz bir su yatağı gerekir nereye akacağını bilmeyen bir hayat için. Ne yapsanız ruhunu doğrultamazsınız o evin, bütün geceler kesik süt gibi elinize gelecektir. Ne kadar iyilikli şeyler yapmaya kalkışsanız da eve, evin kasaveti peşinizden gelecektir. Vakti geldiğinde ise nereye akılacağı kararlaştırıldığında, ev peşinizi bırakacak, sizi artık yeni bir eve, neredeyse kendi elleriyle gönderecektir. İşaretlere bakan, işaretleri izleyen kimseler bunu çabucak anlayacaktır; gitgide musluklar bozulacak, termosifon sinirli hareketlere girişecek, halı bile tedirgin tedirgin buruşacaktır yerde. Hızlıca yeni bir ev bulmanız, o evin ışıklı, huzurlu, hani neredeyse kıkırdayacak kadar neşeli olması boşuna değildir; hayat akacağı yeri fark etmiş, ferah feza bir dere yatağına kavuşmuştur.Sardunya konuşmalarıİlk kez çiçek yetiştirenlerin tuhaf bir heyecanı oluyor. Yani oluyormuş meğer. Sardunyalar sabah kalkıp aceleyle bakılan bir şey oluyormuş. Tek tek tomurcukları sayılıyor, her tomurcuğun ağır ağır açılışı kalp çarpıntısıyla izleniyormuş. Bir şeyi büyütmenin ne acayip bir şey olduğunu insan günün birinde, yeni bir evde karşısına çıkıveren sardunyalar ile anlıyormuş. Bir sardunya bu kadar anlatılabiliyorsa eğer, bir çocuğun büyüyüşü kim bilir nasıl... İnsan bazen annesini, annesinin kendisini sıkıntıya düşüren onu anlatma hallerini bir sardunya üzerinden anlıyormuş. Bir yaprağın kuruması bu kadar düşünceli yapabiliyorsa bir insanı bir çocuğun hastalığı nasıl tüketiyordur eti kim bilir? Bir tomurcuğun beklenmedik bir biçimde yaprakların arasından görünüşü bu denli konuşturabiliyorsa insanı elbette bir çocuğun büyümesi, başarısı, iyiliği, güzelliği, neşesi çenesini düşürebilir insanın... Çocuklar, hiç yoktan çıkmış sardunyalar gibi. Televizyon sessizliğiYeni evin sevimsiz işlerini dağıtmak gerekir zamana. Telefon bağlatma, matkaplı adam arama, uydu yayını için başvurma... Televizyon en sona... Bir aydır televizyon yok evde. Böyle bir sessizliği oluyormuş demek ki radyo insanlarının. Radyo insanları demek ki, evde gitgide ağırlaşan sessizliği bölmek için iç odalara gidip kendilerine yapacak işler buluyormuş. Belki şeylerin, konuşmaların, susmaların önemli olması bu yüzdendi o zaman. Televizyon bir zaman sayacı gibi durmadan akmıyordu ve zaman, kimi kez tam orta yerinden içine gömülüp insanı içine çekiyordu. Ev sessizleştiği, sessizliğiyle korkuttuğu, yapılacak bir şey bulunamadığı anlarda bir refleks olarak gidip televizyonu açmak yok evin bu halinde. Ama "yapacak bir şey olmaması hali" de galiba televizyonun icadıyla birlikte. Tam alışacakken bu hale, televizyon geldi bugün eve. Sürekli konuşan insanlar, hiç sıkılmayanlar, koşuşturanlar, sürekli gülenler, sürekli bir şeylerden bahsedenler... Hayata bağlı kılma yanılsamasının sihir kutusu! Açıldı ve ferahladı ev sanki. Böylece kendine düşmeyeceksin artık, zamana düşmeyeceksin. Beş dakikada bir kalkıp sardunyalara bakmayacaksın. Yeni ev yerleşti. Eşyalar geçimli. Televizyon da var. Hayat artık akar... ecetem@hotmail.com Her eşyanın bir yeri vardır; beğendiği bir yeri, rahatladığı, apaçık neşelendiği bir yeri, yeni bir evin içinde. O yeri buluncaya kadar huzursuzdur koltuk, sehpa, masa. Sonra eşyaların birbirini seveni vardır, birbiriyle geçinemeyeni. Mesafeli bir ilişkiyi tercih eden sehpa ile koltuğu fazla yakın koyun bakalım bir; nasıl bir huzursuzluk, nasıl bir gizliden gizliye gerilim. Tıpkı birbirini ilk bakışta sevmemiş, sonra da birbirine mesnetsiz kin biriktirmiş kadınlar gibi...