Gazeteci misin eylemci misin? Kardeş sen nesin?

Lara Croft gazeteciliği




Malumunuzdur zannımca, Hindistan'da, Dünya Sosyal Forumu'nda idim geçen günlerde. Bir yıl önce yine aynı zamanlarda, yine aynı nedenle Brezilya'da bulunmuştuk. Geçen yıl zavallı gibiydim. Porto Alegre şehrindeki normal otel odalarının tamamı dolu olduğu için saatle kiralanan (artık hangi amaçlarla kiralandığını tahmin edersiniz!) bir otelde kalmak zorunda kalmıştım. Duşta kafama kertenkele düşecek kadar, sivrisinek ısırıklarından kızamık çıkarmış gibi görünecek kadar doğal bir ortamdı. Zemin kattaki otel odasının penceresi işçi kızların gittiği samba kulübünün havalandırmasına açıldığı için Brezilya'da hiç uyku uyumadım desem yalan olmaz. "Latin Amerika'da zaman kavrayışı" üzerine de yer yer kahredici boyutlara ulaşan tecrübeler edinmiştim. Maalesef Latin Amerika'da insanların randevularına gelirken "resmi" gecikme payı bıraktıklarını, hatta Peru'da davetiyelere iki ayrı saat konulduğunu, ilk saate uyup gelenlerin görgüsüz sayıldığını Brezilya'dan ayrılırken öğrenmiştim. Velhasıl biraz çileli bir serüvendi.
Bu yıl da bu kez Mumbay'daki (Bombay) bütün otel odaları dolu olduğu için şehrin en lüks otellerinden birinde kalmak zorunda kaldım. Otelin barında Filipinli şarkıcı, Celine Dion'dan eserler okurken orta yaşlı Hintlilerin, geleneksel giysiler içinde swing yapışları postmodern şakalardan biriydi. Ardından Filipinli kızın aniden ve son derece Türkçe olarak "Yakalarsam muck muck"u söylemesi! Olay yerindeki bütün Hintlilerin şarkıya Türkçe olarak katılması! Mumbay da ayrı bir Dumuristan yani!
Aslında ben daha ağır bir mevzu anlatacaktım. Konuya geleyim.

Bir Gonzo gazeteciliği meselesi vardır alemde. Şudur: Olayın içine girersin, olayın müdahillerinden biri olarak haberi yazarsın. Bu işi ilk yapan adamın soyadı Gonzo olduğu için buna Gonzo gazeteciliği denir. Misal, uyuşturucu bağımlılarının arasına girersiniz, onlarla birlikte yaşarsınız, sonra da yazarsınız. Bu işin ahlakı da daha incedir doğal olarak. Zira arkadaşlarınız, dostlarınız haline gelen insanlar hakkında "haber" diye soğuk bir şey yazmaya çalışırken kimseyi incitmemeye çalışırsınız.
Bir de benim bu yıl Mumbay'da yaptığım tür gazetecilik vardır ki, ben buna Lara Croft gazeteciliği demek isterim. Şöyle oluyor: Yanınızda küçük bir dijital kamera, bir dijital fotoğraf makinesi, bir laptop, bir cep telefonu, kablosuz internet bağlantısı için bir "şey", kamerayla fotoğraf makinesini laptopa bağlamak için kablolar, öbürlerini diğerlerine bağlamak için adaptörler, adaptörler için ayrıca kablolar götürürsünüz. Son sahnede kendinizi Hindistan'da her biri bir dahi olan bilgisayar mühendisleriyle Türkiye'ye bir fotoğraf göndermeye çalışırken ve otelin internet odasında bulunan, yedi düvelden gelmiş gazetecilere maymun olmuş olarak bulursunuz, o ayrı (İnanınız ki, duştaki kertenkeleyi tercih ederdim). Neyse. Velhasıl pilot tulumum ve kablolarımla bir çeşit Lara Croft, bir çeşit McGyver olarak olay yerinde, Dünya Sosyal Forumu'ndaydım.

Mesele şu ki, olay yerinin neresinde durmalıydım? Siz, ortalık dans edenler ve dünyanın daha iyi bir yer olması için çalışan "iyiler" tarafından doldurulmuşken kenarda durabilir miydiniz?
Efendim, biz de duramadık tabii. Kapanış yürüyüşünde bilhassa, poz verelim dedik ve bir zafer işareti yaptık. "Geldik, buradayız, yaşasın!" manasında. (Bir de geçen yıl Porto Alegre'de aynı pozu vermiştim ve böyle bir zafer işareti koleksiyonu yapmanın iyi bir fikir olacağını düşünmüştüm kendimce.) Yüzümüz de, toz sebebiyle kırmızı bir mendille kapalı bulunduğundan iyice bir Zapatista pozu olmuş. İşte bu pozu İstanbul'a, gazeteye teknolojinin badirelerini atlatarak gönderdik. Arkadaşlar yazı işleri masasında epey konuşup, "Gazeteci eyleme katılır mı?" tartışması yaratacağından beni kadrajdan kesmişler. Bence iyi de yapmışlar. Doğru hareket. Fakat sonradan düşününce...

Dünya Sosyal Forumu'nu "tutuyorum" ben. Bilen biliyor. Tutuyoruz diye iyice fanatikleşmiyoruz tabii. Hatta oraya gidip de bu kadar eleştiren bir ben varımdır herhalde. Zira "tutmak" benim için böyle bir şey; ancak eleştirmekle mümkün. Yoksa yalan bir şey olur sanki, yapay bir şey olur. Bu da bana sorarsanız, "Gazeteci olayların dışında kalmalıdır" diyenlerin önerdiği etikten daha ince bir etik gerektirir. Sadece gazeteciliğin değil, insan olmanın ilkelerini de kalbinizden süzüp uygulamayı, sözcükleri silip silip yeniden yazmayı gerektirir. Velhasıl şunu söyleyeyim: Doğan görünümlü Şahin gibi, Zapatista görünümlü gazeteci olabilirsiniz. Ama bir yandan da "objektif" olduğunu söyleyen muhabirlerden daha acımasızca eleştirebilirsiniz tuttuğunuz şeyi. Ayrıca zaten herkes dans ederken kenarda somurtmak sıkıcı değil mi? Yani bir de Lara Gonzo gazeteciliği olamaz mı?
Ya da herkes dans ederken başka türlüsü mümkün mü?! n