Göğün ve yerin adaleti!

Kıyıdan Başörtülü kız kardeşlerimden: "Gerçek sorunumuz insanların hayatlarına, görünüşlerine, sözlerine, düşüncelerine müdahale edebilme hakkını kendinde gören yasakçı zihniyettir.Üniversitelere başımızı örterek girmekle mutlu olmayacağız!Ta ki:Kürtlerin kendilerini bu ülkenin asli unsuru hissetmesi için gerekli ortam oluşturulmadan; cinayetlerin gerçek sorumlularına ulaşılmadan; 301 davalarını bitirecek adım atılmadan; 'azınlık vakıflarının üzerinde pişkince oturanların rahatı bozulmadan'; Alevilere dışarıdan tanımlar dayatma sevdasından vazgeçilmeden; üniversiteden 'sudan sebeplerle atılan arkadaşlarımız geri dönmeden'; YÖK kaldırılmadan; 12 Eylül darbe anayasası ortadan kaldırılmadan mutlu olamayacağız.Gökler ve yer adaletle ayakta durur." Yapılması gereken yapıldı. 600 başörtülü yazar, akademisyen, profesyonel kadın bir imza metni açtılar. Şöyle: Başörtüsüne karşı olabilirsiniz, hatta hedefi şaşırıp başörtülü kadınlara karşı olabilirsiniz. Ama ben, işte buradan söylüyorum, başörtüsü tartışmasının nesnesi haline getirilen başörtülü kadınların, kerelerce şikâyet ettiğim üzere, bu nesnellik durumundan sıyrılması sayesinde hem bir kadın, hem bir yazar, hem de bir "kız kardeş" olarak "Oh!" çektim. Çünkü kadınlar konuşmaya başlarsa işin rengi değişir! Her zaman... Kadınlar konuşunca Değişti de zaten. Kürşat Bumin, Yeni Şafak'ta önceki günkü yazısında dikkatleri çekti. Ben de çekmek isterim:Muhafazakâr basın bu bildiriye yer vermedi! Üstelik Bumin'in söylediğine bakılırsa, açıklamanın yapıldığı basın toplantısına muhabir göndermelerine rağmen. Bumin, kardan mıdır kıştan mıdır, diye soruyor. Bence ondan değildir. Muhafazakâr erkek zihniyetinin "çene altına" varana kadar ellerini kadınların meselesine sokmasının rezaleti teşhir edildiği içindir. Muhafazakâr erkekliğin bu konuyu sahiplenirken gösterdikleri iştahın tiksindiriciliği bu bildiriyle ortaya çıktığı içindir. Tartışmanın ve muhafazakâr erkeğin müstehcenliği gözler önüne serildiği içindir. Ama bu "kar-kış" da geçer. Geçiyor besbelli. Kadın burada, erkek nerede? Bir şey daha! Dün Milliyet'te ve Akşam'da Mehveş Evin'in köşesinde vardı. Alev Alatlı'nın Zaman gazetesinde cuma günü yayımlanması gereken yazısı yayımlanmamış. Zaman gazetesi her ne kadar Avrupalı bir mizanpaja sahip olsa da demek ki "Sibirya soğukları" orayı da vurmuş. Alatlı'yla bir dayanışma olarak yazısının "buz kestiren" bölümünü ben de burada alıntılıyorum:'Gözlemlediğim odur ki, korkutan tülbent değil, türban. Niye, çünkü, derin belleğimizdeki hayırhah kadının uzantısı tülbent. Döner yara sarar, döner kırık kol bağlar, döner sancılı başı sıkar, döner yoğurt süzer, döner hamur teknesini örter, döner bebeyi haşerattan korur, hastanın terini siler, yavukluya armağan olur, hasreti iyileştirir. Nurani yüzleri çevrelerken anılır; sabun kokusu, kekik ıtırı, kadın şefkati, ana kucağı çağrıştırır. Türban öyle değil. Çünkü, türban, İslâmi tesettüre ilişkin en katı (dilerseniz, en erkeksi) yorumun benimsendiğinin ilânı hüviyetindedir; ve dolayısıyla, kadına ilişkin tüm diğer yorum ve kuralların da kabullenildiğini ima eder. Bunların arasında kötülük, fitne ve uğursuzluk kaynağı olmamızdan başka, dinen ve aklen dûn (eksik) yaratıldığımız, namazı bozan köpekler ve eşeklerle bir tutulduğumuz şeklinde, eşrefi mahlûkat olmaktan gelen haysiyetimizi rencide eden yorumlar vardır. Türban, bu yorumların zımnen kabulü olarak görüldüğü için korkutur.' Latife Tekin'in de sözünü ettiği bu tülbent-türban ayrımını Zaman gazetesinde göremediğimize göre muhafazakâr erkek basının ilikleri buz kesmek üzere. Güzeeel. Çok güzeeel... ecetem@hotmail.com Alev Alatlı'ya sansür

DİĞER YENİ YAZILAR