Gülmedim doya doya...

Yılmaz Güneyin mektuplarını niye okuyalım yoksa, böyle taze bir heyecanla?... Böyle merakla niye izleyelim orta sınıf için yapılan bir diziyi?... Hababam Sınıfı niye çekilsin yeniden?...

"Yılmaz Güneyin hiç yayımlanmamış mektupları!"Bu memleketin en derin, en ince, en sessiz ihtiyaçlarını reklamcılar biliyor belki. Zira en çok almak - satmak söz konusu olduğunda hataya yer yok. Belki bir tek reklamcılar biliyor, bizim hâlâ eski masumiyete en büyük fiyatı vermeye hazır olduğumuzu.25 Ocak 1973 tarihli mektupta, sanki çocukluktan yeni çıkmış, söyleyeceklerini içinde bekletmiş yazısıyla diyor ki Yılmaz Güney:"İşte son aylarda kafamı kurcalayan soru. Gerçek. Sosyal gerçek... Maddenin ve insanın ve doğanın gerçeği... Sanatımın hareket ettiricisi, yönlendiricisi de bu olacak işte. Türk toplumunun sosyal gerçeği..."Sonra diyor ki 25 Haziranda, mektubu yazdığı dostuna, "Bir gün, yok olan kumruların filmini çekeriz seninle. Adanayı, değişimi ve kumruları anlatırız. Otur... Kumruların gidişini, yok oluşunu hikâye et. Senaryosunu yaz. Bu duyguyu anlatabilirsem müthiş bir film olur..."Türkiyeyi ve kumruları kalbin aynı yeriyle sevdiren o büyük masumiyet... Muhtaç olduğumuz. O kadar ki... Gazetelerde kocaman kocaman reklamlar vermiş Haftalık dergisi: Selda Alkor, yüzünü cama dönüp, artık lügati kül olmuş bir dille konuşuyor şimdiki zaman kızıyla, ekranda:"Masumiyet, ortalığı yangın yerine çevirebilir. Zaten öyle de olmuştu."Selda Alkor, Yılmaz Güneyin mektup yazdığı zamanlardan bahsediyor "Çemberimde Gül Oya" dizisinde. Siyah - beyaz görüntüler giriyor; birinci sigarası, parkalı cenazeler ve dünyayı değiştirmeyi hayal eden çocuklar. Sonra aniden yok olan kumrular...Gazetelerde dizinin boy boy reklamları. Neyin ilanı bunlar biliyoruz. Biliyoruz ki çok bir şey söyleyemeyecek ama birileri şimdi televizyon dizisinde o günlerden bahsetmeye cesaret edecek. O diziyi sınav edecek o eski çocuklardan ve kumrulardan kalanlar. Ama zaten bir televizyon dizisinden o günleri anlatmasını, her şeyi anlatmasını beklemek bizim adımıza, o eski, yok olan kumrular ve çocuklar adına yeterince acıklı ve zavallı değil mi? Yine de her izleyen o eski, masumiyet günlerinin tadını verir diye beklemedi mi? Ne çok temiz yüzlü çocuk öldü ve şimdi ne çok deterjan reklamı girdi araya onlar anlatılırken... Diğer yandan, yine de, televizyon dizisi gibi ortalamayla ilgili bir yöntemle anlatılıyorsa şimdi o eski, masum günler, bu konuşmak ihtiyacının bir göstergesi değil mi? Çağan Irmak gibi reklam dünyasının içindeki bir adam, dönüp o günleri anlatmak istiyorsa, "anarşist" çocuklardan "masum" diye bahsediyorsa ve bulunabilecek en güzel yüzlü "devrimcileri" buluyorsa (ki bence bu bile cesaret işi) artık onların öldürülmesinin bu ülkenin günahı olduğu ilan edilmiş olmuyor mu? Aslında dizi için verilen gazete ilanlarında birazda ve gizlice bu söylenmiyor mu? O ilanlar eskiden ölmüş çocuklar için verilmiş ilanlara Türk halkının yeni attığı küçük, isimsiz imzalar değil mi? Ürkek ve gizlice... "Onlarınki onurlu bir hayattı" diyor Sevda Alkor. Sonra araya bir reklam daha giriyor. Öyle kumrular ki gidenler, onlardan ancak kısacık, azıcık bahsedilebiliyor. Öyle çocuklardı ki belki de, ölüleri bile korkutuyor... Ratingleri ne acaba? Kim bilir belki artık öldürülmüş çocuklar izlenme oranlarını yükseltiyor... Eski çocuklar "Hababam Sınıfı" filmini yeniden neden çeker bir toplum? Yeniden neden izler? O eski tadı olmayacağını bile bile...Neyi kaybettiğini bilemeden arayan insanlarız biz. Cinayetlerini kabul etmediği için eski mezarlıklar arasında dolaşıp duran meczuplar... Yılmaz Güneyin mektuplarını niye okuyalım yoksa, böyle taze bir heyecanla?... Böyle merakla niye izleyelim orta sınıf için yapılan bir diziyi?... Hababam Sınıfı niye çekilsin yeniden?... Masumiyet, o eski insanlar olma ihtimali teklif edilse şimdi... Yüksek bir fiyat biçilseydi... Acaba kaç reklamcı ve televizyoncu kabul ederdi ciplerini, evlerini ve şöhretlerini vermeyi? Dünyaya, insana, iyiliğe inanmak verilseydi şimdi... Araya reklam almamak riskini kaç kişi alabilirdi? ecetem@hotmail.com Hababam: Sınıf sorunu