Halk artık parçalamak istiyor!

Bu aralar herkes 'halkla buluşuyor'. Siyasiler de şarkıcılar da ağzının payını alıp dönüyor. Çünkü sokak, ne stüdyolar kadar kurgulu ne de kavgası Meclis'inki kadar danışıklı...

Bu halk uysal bir çocuk idiyse eğer, şimdi buluğ çağını yaşıyor: "Sizi de getirdik başa biz. Gelip sormadınız halimizi. Şimdi niye geldiniz?"Tansu hanım, yüzündeki hoşgörü gülümsemesiyle duruma 'yaşlı bir kadının sevimli siniri' aroması katmayı deniyor. Baktı olacak gibi değil, ani bir paça - kasnak numarasıyla kadını kucaklıyor. Flaşlar patlıyor. Belli ki, kuvvet kullanılarak varılan mutlu son, o anda DYP'nin parti propaganda filminde bir kareye dönüşüyor: "Halkımız liderimizi kucaklıyor!" Tansu Çiller, sandığından çıkarıp image maker'larına ters yüz ettirdiği gülümsemesini geçirivermiş yüzüne, atıvermiş kendini tebaasının ortasına. Bir yandan yakaladığı kadınları bağrına basıyor, diğer yandan, "Sizi kandırmalarına izin vermeyin" cümlesini fışkırtıyor havaya. Birden kendine 'yaşlı kadın' denen sempatik popülist bir 'nesne' seçiyor. Tam 'teyzecim meyzecim' bir şeyler diyecek, kadın tezgahtan kafasını kaldırıp yapıştırıyor lafı: Şerrrefsizleri çekmeyin! "Tarkanı seviyor musunuz?"Yani artık bu kadar yanlış yere tezgah açılır! "Yuh!" sesleri yükseliyor; doğal olarak. Etiler cafe'lerindeki hoşgörü ortamıyla karşılaşmamış olmasından dolayı son derece dehşete düşen Ece Erken çok geçmeden karnına bir taş yiyerek hastaneye kaldırılıyor. Kadırgalı olması sebebiyle 'halkımıza en yakın sanatçı' unvanını kimselere kaptırmayan, bu yüzden de 'halktan daha halk' olmaya soyunan Seda Sayan da alıyor payını bu 'halk' meselesinden. Kavga kıyamet arasında "Kameralar! Böyle şerefsizleri çekmeyin!" diye bağırıyor. Demek ki, ortada 'halkın sanatçısı' olmanın bile kurtarmadığı bir şeyler dönüyor! Üzerine rujla şekil yapılmış pinpon topu şirinliğindeki Ece Erken, steril stüdyosundan aniden ışınlandığı halk konserinde 'izleyenlerine' tatlılardan tatlı sesiyle soruyor: Parçalamak istiyorlar! Hiç kimsede o 'sanata ve sanatçıya, siyasete ve siyasetçiye aç' uysal halk havası yok. Herkes lafını ağzında tutup beklemiş sanki, sorunca püskürtüyor. İnsanlar, 'kişisel patlamasını' bir kimlik gibi cebinde tutuyor, kamera ona dönünce yapıştırıyor ekrana. Ve en çok da o 'parçalama' hissi! Kimi ve neyi olursa olsun parçalamak istiyor insanlar! Bir süredir, Hülya Avşar'dan Recai Kutan'a İbrahim Tatlıses'ten Tansu Çiller'e halkın karşısına kim çıksa kıyamet kopuyor. Sevgi mi nefret mi olduğu anlaşılmayan, haberlerde hep sanki sebepsiz yere çıkarılmış arbedeler olarak paketlenen top yekun bir boğuşma vaziyeti söz konusu. Sahne yıkılsın! "Kimse yönetmiyor. Türkiye kendi kendine gidiyor!"Belki de bu parçalama hissi bununla ilgili. Güruhlar, kendinden 'üstte' olan bütün herşeyi gözü kör bir şekilde parçalamak istiyor. Bütün izlemek zorunda olduklarının karın boşluğuna bir taş fırlatmak, bütün şirin mizansenli popülist siyasi gülümsemeleri bir yumrukla dağıtmak istiyor. Büyük bir olasılıkla yaptığının hiç farkında olmadan, hor kullanılmış bütün izinlerini, onaylarını, takdirlerini, sevgilerini geri alıyor! Kendisi üzerine, kendisinden izinsiz kurulan bütün 'sahneleri' yıkmaya çalışıyor. Hakikaten Türkiye bir çocuk halk ise şimdi ergenlik dönemine giriyor: Kendine hükmeden bütün göstergelere kör bir öfkeyle saldırıyor. Parçalamak için!.. ecetem@hotmail.com.tr Arkadaşımız Ümit Kıvanç bugünlerde kimle karşılaşsa "Türkiye'yi kim yönetiyor?" diye soruyor. "Nasıl yani?" demeye fırsat olmadan cevaplıyor: