Hanım kızlar kıskacında delirmek

Hanım kızlar kıskacında delirmek



Sapır sapır bir evlenme hali. 30 yaş dönümünü yaz sezonuna denk getirenler, gelin dergilerinden beğenilip sırta geçirilivermiş klişe romantizmler ve çoluk-çombalak merasimler eşliğinde belediye mühürlü sevişmelere terfi ediyor. Bir bakıyorsunuz, üniversite yıllarında ufak çaplı komün hayatı yaşadığınız insanların evine "ev hediyesi fiks menüsünden" manasız şamdanlar beğenmeye çalışıyorsunuz. O da ne? Artık ilişkileri üzerine "makara" yapamıyorsunuz; artık onlar kutsal müesseseleri üzerine "resmi görüşlerini" ancak ve sadece diplomatik düzeyde dile getirir olmuşlar. Bir bakıyorsunuz en yakın arkadaşlarınızın yüzüne bir "Mesut İzdivaç Piyesi" ifadesi zımbalanmış. Bütün hayatlarının, bütün "şeylerinin", bütün hallerinin üzerinde zımba zımba yabancı, mahrem haller. "Bardak Çanak Vitrin"i başrole geçmiş; aşk, silik bir yardımcı oyuncu olarak bir görünüp bir kayboluyor. Belli ki, anneler, babalar, akrabalar, ortalama beğenileriyle iki insanın yaşam alanına doğru püskürtülemez bir hücuma geçmişler; hepsinin evleri "Küçük Burjuva Taarruzu"nda tarumar olmuş: Kristal çanaklar, danteller ve ne işe yaradığı anlaşılmayan yemek takımı parçaları.

Ama bugün, ele alıp şö-öyle güzelce hakkında geleceğimiz mesele, bu düğünlerin vazgeçilmezi olan "Hanım Kızlar Delegasyonu". "Tespit böceği" olay yerinde!
Bendenizde en çok merak uyandıran konu, yaşları on sekiz ile yirmi arasında değişen kızların "hanımlık" kurumuna ne zaman ve nasıl bir acayip süratle vakıf oldukları. "Mankenleştirilmiş" bir kadın kuşağıyla karşı karşıyayız! Zira Ebru Şallı mesela, 1979 doğumlu (ne oluyor efendim, yirmi iki yaşında oluyor) nereden öğreniyor ancak kırk yaşına gelmiş ve bu konuda cidden azmetmiş bir kadının bileceği kadınlık jestlerini. Ya da mesela Mehmet Ali Erbil’in evlenmiş olduğu Sedef Hanım daha yirmilerinin başlarında olmasına rağmen, kadınlık jargonuna nasıl bu kadar hakim oluyor? Zira kendisi, magazin muhabirleri Erbil’in çapkınlıklarından bahsedince "Artık böyle şeylerden konuşmayacaksınız. Ben Mehmet Ali Bey’in (Bu "bey" kelimesini de insan kocası için kullanınca, garsonlararası yapıştırma saygı münasebeti aroması çıkıyor) karısıyım!"
Ya da yine yirmilerinin başında olan Demet Şener’in İbrahim Kutluay’a "Düz yürü sevgilim!" diyerek "erkeğine ve duruma hakim kadın" mertebesine sıçraması nasıl bir hızlandırılmış kadınlık becerileri kursunun başarılı neticesidir?
İşte bu düğünlerdeki "Hanım Kızlar Delegasyonu" da bu manken örneklerinin bir alt modeli oluyor; ucuz aksesuarlarla renklendirilip, geleneksel motiflerle hareketlendirilmiş Küçük Burjuva versiyonu!

Batı’daki aile ve kadınsılık kavramlarının yeniden önem kazanmasına yol açan post-feminist dalganın Türkiye’deki çarpık yorumu olan "hanım kızlık kurumuna" dahil olanlar, bir kere görünenin aksine üniversite mezunu oluyorlar. Perde eteklerinin nasıl bastırılması gerektiği ve patatesleri soyunca tuzlu suya atmanın ne kadar harika olduğu gibi uluslararası önem taşıyan konulardaki son derece titiz ve ayrıntılı tartışmaları arasında hangi okuldan mezun olduklarını anlamak mümkün değil tabii. Bunlar düğünlere gruplar halinde geliyorlar. Saçları zarif (!) bir biçimde topuz yapılmış, dümdüz elbiseleri zarif (!) bir biçimde dizin az (çok değil az!) üzerinde biten, ayakkabıları zarif (!) biçimde küçük adımlardan başka hiçbir şeye izin vermeyen ve kuğudan kuğu bir resim çizmek için küçük sesiyle konuşmayı tercih eden bu ZARİİİİF hanımefendiler "Ay ben hiç bilmem!" şirinlikleriyle piste sadece "namuslu bir zeminde beden sergileme operasyonu" için kalkıyorlar. Düğün esnasında erkeklerde de bir kişilik çözülmesi mi, meşru dünyaya adım atmak için duygusal bir eğilim mi yeşeriyor, artık her neyse, düğünün sonlarına doğru doğal bir eşleşme baş gösteriyor. Sonsuz uyumun ruhsal simetrisi! Şahsen tanık olduğum için açık söyleyebilirim, bu hanım kızlar bir erkeğin gelirini öğrenmenin çok, ama hakikaten çok ZARİF yöntemlerini biliyorlar. Çok daha üstün yetenek gerektiren bir başka sofistike becerileri de gelirini tatmin edici bulmadıkları erkeklerden yine çok zarif bir biçimde uzaklaşabilmeleri. "Normal" bir kadın bu sahneyi bütün ek zeka ünitelerini devreye soksa da kavrayamaz. Bu, bambaşka bir olay!
Onları "delegasyon" yapan özellikleri ise, kendilerinden olmayanı derhal ve inanılmaz bir sezgi gücüyle fark edip, son derece mesafeli ve diplomatik bir dille görüşmelerden çekilmeleri. Herhangi bir tehlike anında size de gerekebilir diye ayrıntılı anlatmak gerekiyor: Bu hanımlara belli bir ortalamayı aşan esprileri zinhar yapmayın. Çünkü bu hanımlarda inanılmaz sosyal bir çeviklik var; derhal sizi bir "saldırgan" konumuna getirip, kendileri de "zarifçe mağdur" oluyorlar ki, ne kadar alttan alsanız fayda etmez. Biraz daha üzerlerine gidip "insan yanlarını" ortaya çıkarmak gibi enayice davranışlara girerseniz o inanılmayacak kadar karmaşık ve güçlü "kendi kendini onay mekanizmalarını" çalıştırıyorlar. Tanrı onlara hiçbir zeka ve hiçbir akıl karşısında kendilerini eksik ve yetersiz hissetmeyecekleri muazzam bir onay mekanizması bahşetmiş. Onlar, olmuşlar! Kıvamında kızarıp, "ideal gelin" mertebesine erdikleri anda ahlaki ve düşünsel gelişimlerini kamilen tamamlamışlar. O şahikaya erdikten sonra, o tepe noktadan, diğer "zavallı" kadınlara bakmaktalar.
Daha yazılacak, üzerinde tepir tepir tepinilecek çok maharetleri var tabii. Ama tabii bizim gibi bir fani, olur mu yani?