Hrant'ın anısı... Siz vurun, parasını veririz!

Kıyıdan Sükuneti, aynı acıyı paylaşan dostları, gelip giden, yerli yersiz yoklayan ağlamaları ve en çok acının başkaları tarafından çekiştirilmemesini gerektirir. Oysa Hrant öldüğünden beri ne dava süreci ne de davada olup bitenler buna izin veriyor. Hrant'ı yitirmenin büyük acısının yanı sıra, diyelim ki Milliyet'in objektiflerine yansıyan Jandarma'nın el kol hareketleriyle uğraşmak zorunda kalıyor insan. Ya da jandarma aracının önündeki "Ya sev ya terk et" yazısı, onun fotoğraflandığı anda bantlanması ve falan ve filan... Acının haysiyetinden, çekiştirilmenin sefaletine doğru müthiş bir itilme. Yas tutmanın gerekliliği, insanın yaşadığı acıyı konulması gereken yerine koymasıyla ilgilidir. Yas, o acıyı sarıp sarmalayıp ruhunuzun, gövdenizin içinde ait olduğu yere koymak için gereken zamandır. Hrant Dink davasının avukatlarından Fethiye Çetin'e soruyorum:"Bütün dava, zanlılar balık gibi kayıyor değil mi?""Aynen öyle" diyor. Şöyle devam ediyor:"Savcılardan delil gizleniyor. Savcılar yeniden yazı yazıp delil istediklerinde bu kez yanıltacak bilgiler gönderiliyor. Mahkemeye delil sunmak biz avukatların işi değil ama biz şimdi nereden ne çıkarırız diye araştırıyoruz."Acımızla, haksızlığa uğramışlığımızla, yasımızla bir de hafiyelik yapmak zorunda bırakıyorlar bizi. Uğur Mumcu cinayetinde de böyle oldu, Abdi İpekçi'de de, daha birçoklarında... Bir anda yaslı kolluk kuvvetleri gibi oluyoruz, durduğumuz yerde bize hesap vermek onların mecburiyeti ve sorumluluğu olmasına rağmen... Yaslı hafiyeleriz biz, hep, her zaman. Ve balık gibi kayıyor her seferinde gerçekten. Gerçeğe ulaşmak için doğru yoldan gidip doğru soru sorsanız bile dört ay arayla yapılan sorgulamalar, o sorgulamalarda "Unuttum, hatırlamıyorum" ifadelerinin alay edercesine verilivermesi, çapraz sorgu uygulaması işletilemediği için zanlıların kurdukları senaryoyu ferah feza oynama konforları, sanık avukatının duruşma salonu içinde ve dışında kışkırtmaya yönelik açıklamaları... Balık gibi kayan zanlı Baklava çalan çocuklar bu kadar şımartılmamıştı ama Türkiye'nin en ciddi siyasi cinayetlerinden birini işleyenleri şımartmak, rahatlarını sağlamak için her türlü konfor sağlanıyor. Çözmesi gerekenleri bu olayı çözmeye niyeti olmayınca biz yaslı hafiyelerin iğneyle kazdıkları kuyular durmadan kaygan bir kumla dolduruluyor. Kiminle kimin bağlantısı olduğu, soruşturulanların hâlâ görev başında olduğu, en tepedeki sorumluların daha olayın başında "dokunulmaz" ilan edildiği bu kadar ortadayken kime neyi ispatlamamız gerekiyor? Bu davalar niye hep bizim yasımızı sükunetine saldırırcasına uzatılıyor? Her türlü konfor var Devlet biliyor ki bu yargılamadan cinayeti hakikaten ve bütün bağlantılarıyla aydınlatan bir sonuç çıkmazsa uluslararası yargı yoluna gidilecek. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurulacak ve kamu görevlilerinin yargıya karşı korunması sebebiyle ortaya çıkan adil olmayan yargılama gerekçesiyle Türkiye Cumhuriyeti aleyhine tazminata hükmedilecek. Türkiye bugüne kadar böyle davalarda çok tazminat ödedi. Ne düşünüyor aziz devletimizin hukuk dışı "derinliği"? "Hrant'ı öldürürüz, neyse parası veririz" diye mi düşünüyorlar?Çocuklara şunu mu söylemeye çalışıyorlar:"Siz vurun! Biz parasını öderiz!" ecetem@hotmail.com Siz vurun!