İki elim yakanızda

Sıkılsın diye söylemiyorum, düşünsünler de canları sıkılsın diye söylüyorum. Yolda rast gelince kız kardeşine tecavüz eden adama, tam da kardeşini öldürdükten sonra ne yapar bir erkek kardeş? Geçip gider mi sadece? Konu kapanır mı? Kız kardeşlerinden niye geçmezler adamlar? Kanla yıkanan namus, temiz değildir. Gerçek namus kanla lekelenir...Konu kapansın mı? Hiç konuşmasak her şey düzelir mi? Olmamış gibi yaparsak hep birlikte, olmamış olur mu? Hiç bahsetmesek artık Güldünya'dan, kardeşleri, babaları tarafından töre cinayetlerinde katledilen genç kadınların adını hiç anmasak hiç, hiç yaşamamışlar gibi olur mu? Herkes unutsa bile Güldünya'nın annesi unutur mu? Kızlarını "kirlendi" diye öldürürler de onları "kirleten" adamları niye öldürmezler? "Namusu lekeleneni" öldürürler de niye "lekeleyenin" kafasına bir kurşun sıkılmaz? Doğrusu unutmak üzereydik. Elinde bebeği, uzun saçlarıyla verdiği tek bir fotoğraf da artık aklımızdan silinmek üzereydi. Hep birlikte Güldünya hiç yaşamış, hiç öldürülmemiş gibi yapacaktık. Sonra Aylin Aslım, Güldünya'nın hayaletinin sesi gibi bir şarkı söyledi:"Canım abim, vurma beni. Bu dünyadan alma beni. Dökülür mü kardeş kanı? Bir karında yatmadık mı? Bir anadan doğmadık mı? Bir memeden doymadık mı?!"Güldünya'nın öldükten aylar sonra tekrar çıktı sesi; hınç gibi. "Seni gönderene söyle; köydeki büyük meclise. Söyle daha çocuk yaşta üstüme çıkan herife: Eğer böyle ölürsem, iki elim yakanızda. Hayaletim gezer, düşer peşinize!"Ve TRT'nin karanlık odalarından birinde bir gayretkeş, bir işkilli memur, her kimse artık o, bu şarkının milletimizin kulaklarına göre olmadığına karar verdi. Bir sıcak yaz günü, odasında oturup dururken, kim bilir hangi mühim ve devlet sırrı gerekçeyle şarkıyı "denetiminden" geçirmedi. Biliyor musunuz, iyi ki de böyle bir zavallılık etti. Yoksa unutacaktık Güldünya'yı. "Namus manyağı olmuş" erkekler tarafından nasıl öldürüldüğünü, tecavüze uğradığı için "namussuz" ilan edildiğini. Bir zavallı memur Tecavüzden olan bir bebeği doyururken bir kadın ne hisseder? Bebeğini ölümden saklamak için gizli bir yere koyan bir anne, ne? Bunları düşünmeden, ne hakla, kimin haddine Güldünya ile ilgili karar vermek? Hayalet olup gelmiş, soru soran sesini kısmak ne cürretle? Bunu öğrenmenin bir yolu var sadece. Öyle sorunca söylemiyorlar, Aylin sormuş zira. Dilekçe vereceksiniz. O küçük memurun ne halt etmeye bu şarkıyı "yasakladığını" anlamak için dilekçe yazıp TRT'ye vereceksiniz. Biliyor musunuz, iyi ki de vereceksiniz. Çünkü böylece Güldünya için bir şey yapabilirsiniz artık. Bir dilekçe verebilirsiniz. Kadın örgütleri toplanıp TRT'nin töre cinayetiyle ilgili bu son derece insani, son derece naif şarkıyı neden yasakladığını öğrenebilir. Aylin'le birlikte bir dilekçe verilebilir. İnsan en azından öldürülmüş kız kardeşi için bunu yapabilir...TRT'nin üzerinde bir hayalet dolaşıyor! Güldünya'nın hayaleti bu. İntikam almak için değil, sorgulamak için bile değil. Bütün öldürülen genç kadınlar için bir fısıltı gibi, bir ürperme gibi dolaşıyor bu hayalet. Sadece bir kadın daha öldürülmesin diye, hiçbir yere ayrılmadan bu memleketin üzerinde esiyor da esiyor. Devlet, kadınları öldüren erkekleri engellesin diye, TRT'deki o memurun canı yansın diye. Siz hiç tecavüze uğramış bir genç kadın gördünüz mü? Ben gördüm; can çatlıyor. En ince yerinden can, çatlayıp çok ağır ve sessiz ikiye ayrılıyor. Sonra insanın canının yanması bundan; can kırıkları batıyor da batıyor. Herkesin canı yanana kadar... Herkes kanayana kadar... ecetem@hotmail.com Toplu dilekçe