İnceldiği yerden kopan...

Kıyıdan Yıllar önce Dargeçit'te Harbiye vardı, öğretmen, gencecik, incecik, telaşlı. Öğretmenlik yapıp kendi gibi Kürt çocukları büyütecekti. Açık kumral saçlıydı. Harbiye nerede acaba şimdi? Şemdinli'de bir çocuk vardı, bombalama olayından hemen sonra. Soğuk yanığıydı yanakları, esmer üzerine damar damar kırmızı. Elvan Pastanesi miydi, Merkez Pastanesi miydi, oturmuştuk. Kıtlama şekerlerde geziyordu elleri. Yüz metrelik ana caddenin ne uzun olduğunu anlatmıştı Şemdinli'nin gençleri için. Liseli çocuk doktor olmak istiyordu, kendi gibi Kürt çocuklarını tedavi etmek için. Nerede acaba şimdi? Kazandı mı üniversiteyi? İçimden insanlar geçiyor. Durmadan insanlar geçiyor içimden, sayıklar gibi... Mardin'de, yıllar önce, medrese miydi orası, kilise miydi, bir kadın vardı, kör. Dama çıkan kapının anahtarı bir tek onda vardı. Kör kadınla çıkmıştık dama "Güneş burada güzel batar" demişti, ovaya karşı. Alnından günbatımı geçmişti, belki alnıyla görüyordu kadın. Kürtçe bir dua mırıldandı hatta, ya da belki bir ağıttı. Nerede acaba? Yaşıyor mu?"Bize terörist diyorlar örtmenim!" diye ağlamaya başlamıştı Bağlar Mahallesi'nde bir çocuk, "Kürdüz diye". Birkaç yıl önceydi, beyaz önlük yakası emiyordu gözyaşını. Annesi belki onu ter zannederdi, gürültü içinde belki görmezdi yakasındaki ıslağı. Ne oldu o çocuğa acaba? Yaşıyor mu?! Mardin'de bir kör kadın Başka bir çocuk vardı, Diyarbakır'ın "girilmez" denen mahallesinde, bir gece konuşmuştuk. 14 yaşındaydı, okul birincisiydi, işkence görmüştü. Yavaş yavaş anlatıyordu başına gelenleri. Ben galiba o gece o evin damında öldüm. Ölmüş olmalıyım. O çocuğa ne oldu acaba? Sessiz bir çocuktu. Sur içinde çocuklar vardı, mendil satıyorlardı Kürtçe. Sümükleri akıyordu oysa, durmadan.Van'da çocuklar vardı, "gerilla halayı" diye bir şey öğrenmişlerdi, karmakarışık. Gerillada falan değil halaydaydı akılları, kız erkek flört ediyorlardı aslında, oyundu işte, güzeldi. Klasiklere daha yeni başlamışlardı, Dostoyevski'den bahsediyorlardı. Neredeler acaba? Tunceli'de "kürsülerde" oturup Deleuze-Guattari konuşan çocuklardı, vardılar. Ellerinde tabaksız çay bardakları, parmakları yana yana felsefe konuşan çocuklar vardı, özledim, neredeler acaba? Diyarbakır'da çocuklar Eğrilirken incelip, inceldiği yerden kopar gibi kopuyor insanlar birbirinden. Haber bültenlerinde bağıra çağıra askercilik oynuyor adamlar. Bedelsiz askerlik onlarınki! Hep başkaları, başka insanların kanları ödüyor onların sözlerinin bedelini! Gazeteler hep kaç kurşun atıldı, onu anlatıyor. Ekranda adamlar"İn... Av... Bölge... Sürü... Temizlik operasyonu..." diyor, insandan değil hayvandan bahseder gibi, hep pislikten bahseder gibi... DTP kapatılıyor diye bir sevinç, bir neşe. Domuzuna bir memnuniyet. Hiç olmamış gibi yapalım, hiçbir şey olmamış gibi yapalım istiyorlar. DTP kapatılıyor diye... Bunca yangın içinde ben, oturdum, adlarını bildiklerimi değil, adlarını hiç ezberlemediğim, hayatım boyunca birkaç dakika gördüğüm o insanları düşünüyorum. Niye bilmiyorum. Kayboluyorlar belki, belki ondan. Durmadan kayboluyor insanlar, yanan ateşten uçuşan kül gibi uzaklaşıyorlar. Durmadan tutmak istiyorum onları. Hatırlamazsam, onları tek tek aklımdan geçirip yüzlerini iyice ezberlemezsem bu ülke üzerinde işlenen dev cinayet başarılı olacak gibi geliyor. Eğer, ancak, aklımda tutarsam uçuşup gitmez bu insanlar, bu ülke, ülkem, ülkemiz. Gibi. Tuhaf.Sayıklar gibi tek tek aklımdan geçiriyorum yüzlerini, nerede gördüğümü, bana ne dediklerini. Bu gürültü içinde kendimce, çocuk gibi muhakkak, muhakkak çocukça, direniyorum, kendimce. İşte. Öyle. ecetem@hotmail.com Muhakkak çocukça