İzmirliden İzmirliye...

Beyrut’tayız. En yakın iki dostumu hakiki Beyrut meyhanesine götürdüm. Çiğ ciğerin bile yendiği bir yer burası. Dördüncü günümüzde dostlarımdan biri bir sessizlikten sonra şöyle dedi:
“Arkadaş ben herhalde bayağı başarılı bir cumhuriyet projesiyim. Etrafımda Arapça konuşuldukça geriliyorum.”
İçimize yerleşmiş, öğretilmiş ırkçı tohumlardan kurtulmak hiç de kolay değil. Hatta onların orada olduğunu anlamak bile çaba, deneyim ve derin bir samimiyet gerektiriyor. Ermenilerin ‘alçak’, Kürtlerin ‘hain’, Alevilerin ‘kızılbaş’, Arapların ‘pis’ olmadığını biliyorsunuz belki, ama bunu ta içlerinize sindirmek, daha önemlisi onlarla eşit olduğumuzun ‘bilincine varmak’ bizlerin geçtiği eğitimden sonra aslında ciddi bir kişisel çaba gerektiriyor.
Siyah bir köpeğe ‘Arap’ adını takmanın gerisindeki ırkçılıktan tiksinmeyi kaç kişi becerebiliyor?

Kürtlerin unutmadığı
İzmir’de DTP konvoyuna yapılan saldırı, son bir iki yıldır İzmir’e ve Kürt meselesine yakından bakan kimseyi şaşırtmamıştır. Hatta olaydan birkaç gün önceydi, benim de katıldığım bir toplantıda bu konudaki endişeler dile getirilmişti. Bir süredir de sadece İzmir değil, Ege illeriyle ilgili benzer endişeler vardı.
Öncelikle şunu söylemek lazım. DTP konvoyunda Kürtlerin geleneksel giysileri olan ama zaman içinde ‘gerilla kıyafeti’ olarak belleklere yerleşen kostümlerin çocuklara giydirilip zafer işareti yaptırılması tepki yaratacak bir tavır.
Ama bunu yapanların niye yaptığını anlamak lazım. Bu, Kürtlerin vaktiyle bir gecede kamyonlara, otobüslere doldurulup Ege illerinden gönderilmesine bir tepkiydi. İzmir’de yapılan cumhuriyet mitinginde, kürsüden verilen ırkçı nutuklara bir tavırdı.
Ege ilçelerinde küçük küçük patlak veren, ana haber bültenlerinde çok yer bulmamasına rağmen Kürtlerin hafızasına yerleşen ırkçı saldırılara bir cevaptı. Kürtler bunları unutmadı.

İzmir’in unutmadığı
Öte yandan, İzmir’de olanlara olumlu ya da olumsuz bir tepki vermeden önce neyin, neden olduğunu anlamak gerekiyor. Yukarıda sözünü ettiğim toplantıda bir arkadaşımız bir gözlemini dile getirdi. Dedi ki, “Doğal olarak demokratikleşmenin yanında olmasını beklediğiniz insanlar giderek milliyetçi, ırkçı bir söyleme sahip çıkıyor. Yanınızda olmasını beklediğiniz insanlar Kürtlerle eşit olmayı savunduğunuzda sizinle konuşmaz oluyor.”
AKP’nin ‘açılım yapılacaksa biz yaparız tavrı’, Ergenekon sürecinde yaşanan, eleştirmekten korkar hale geldiğimiz toplumsal yarılma, iktidardaki siyasi hareketin ‘gâvur İzmir’ anlayışı, Kürt açılımının geniş bir toplumsal mutabakata dayandırılmadan, anlatılmadan aceleye getirilmesi DTP’ye yapılan saldırının zemini hazırladı.
Aşırı milliyetçi gösterilere karşı olabiliriz ama bilmem kaç tane genç adamın protez bacaklarını masaya koyup “Bunun hesabını kim verecek?” diye sorması da önünde ancak hürmetle eğileceğimiz bir acının, kaybın ifadesi. Kürtler, kendilerinin Ege illerinden kovuluşunu nasıl unutmuyorsa İzmirliler ya da benzer tepkileri dile getiren şehirler de çocukları ‘vatan için’ ellerinden alınmış kadınların Habur’dan sonra ağlayışını unutmadı.
Bu unutmayışlar barıştırılmadıktan sonra, dilim varmıyor ama, küçük patlamalarla başlayan bir iç savaş tehlikesi bile var ufukta.

Konuşun!
Bir de şu var... Benim İzmir’imde kimse kimsenin Alevi mi, Ermeni mi, Kürt mü olduğunu sormazdı. Nerelere gelindi. İzmir’de bu olaya üzülen, yaşananlardan ürken insanlara söylüyorum:
Bilenin bilmeyene borcu var. AKP’ye duyulan tepki ve ülkenin nereye gittiğine dair endişesini Kürtlere öfkeye tahvil eden İzmirli ahbaplarınızla konuşun. Israrla konuşun. Onlar size “AKP’ci oldu”, “Liboş oldu” dese bile konuşun.
Her gece adalara doğru kadeh kaldıran, karşı kıyıda oturan kaybettikleri kardeşlerinin hâlâ hüznünü duyan bir şehir, Kürtlerin kederini de anlar. Zaten bu mesele birbirimizin kederini anlamak değil midir? Açılım-saçılım meselelerinden en iyi İzmirliler anlar. Bilirler: Bu iş AKP’ye bırakılmayacak kadar ciddidir!