Kim ABD'yi daha çok seviyor, parmak kaldırsın!

"Memleketimize demokrasi geldi sayenizde!" diyen reklam filmlerinde en çok şu vurgulanıyor:"Biz başka Ortadoğululara benzemeyiz! Biz size bayılıyoruz!"Amerikalı işadamlarını, çeşitli vergi muafiyetleriyle "tatil koşullarında" yatırım yapmaya çağıran ve Kürdistan'ın ne "kelepir" bir ülke olduğunu anlatan reklamların İngiliz işadamları için de hazırlanan versiyonu var. Reklamı merak edip internette www.theotheriraq.com'a bakarsanız görecekseniz; ABD'li bir halkla ilişkiler şirketince hazırlanan reklam sanki bütün Ortadoğu'ya sorulmuş "Amerika'yı kim daha çok seviyor, parmak kaldırsın!" emrine verilen bir karşılık gibi. İç acıtıcı. İç acıtıcı, çünkü insanlığı yok etmenin savaştan öte, çok çeşitli yolları olduğunu da gösteriyor. Zalimlere, onları ne kadar sevdiğini söyleyen mazlumlar, işkencecisine âşık olan insanları anımsatıyor. Kuzey Iraklılar, nam-ı diğer Kürdistan, hem İngilizlere hem de Amerikalılara yönelik reklam filmleri hazırladı. Üç reklam filminin ilki "Teşekkürler Amerika!" diye başlıyor. Kürdistan, "yarın yokmuş gibi" konuşurken, yeryüzünün sinir uçlarının toplandığı Ortadoğu, pıhtılaşmayı unutmuş bir damar gibi kanıyor. Bir Ortadoğu ülkesi olan Türkiye de kendisine tarafını seçmesini söyleyen sesler arasında şaşkın. Benzediği insanlar eteklerinin kenarında ölürken, benzemek istediği(!) insanlar işi giderek daha ağırdan alıyor. Lübnan'da acil ateşkes yapılması umuduyla düzenlenen Roma Konferansı'ndan da bir sonuç çıkmadı. Çünkü Amerika'nın en beyaz siyahı Condi, konferansta "Ateşkes acil olmasın, ağırdan alalım" buyurmuş. ABD hükümeti, Lübnanlı çocuklar bir kaç gün daha ölsün, İsrailli bombalar işlerini yorulunca bıraksınlar diyor kısaca. Yeryüzünün, insanlığın şu ana kadar kurduğu hiç bir kuruma güvenemeyeceği günlerdeyiz. Misal, Birleşmiş Milletler (BM), İsrail'in Lübnan'da dört BM gözlemcisinin öldürülmesini bile kınayamadı. Zira, ABD kınanmasını istemedi. İnsanlık, tıpkı Babil efsanesindeki gibi dağılırken Beyrut'tan, herkes kendi vatandaşını kurtarırken, Lübnanlıları kimin kurtaracağı üzerine kimse hakiki bir tek cümle söyleyemiyor. Filistin'den ise bugünlerde pek bahseden yok zaten. Filistin'in "Filistin" olması nicedir "normal". Tam bu sinir ve kan yumağı ortasında işte, Türkiye'de artık "Lübnan'a gidecek BM Barış Gücü'ne asker yollansın mı?" tartışmaları yapılıyor, belki de bir yerlerde kararlar alınıyor. Bir kez daha "1 Mart"a yaklaşıyoruz. Bu toprağın çocuklarının, her ne nedenle olursa olsun ölmesini istemeyenler bir kez daha seslerini yükseltmek zorunda kalacaklar gibi görünüyor. Çünkü... Yeniden "1 Mart"! 25 yıldır Beyrut'ta yaşayan, BM Barış Gücü eski sözcüsü Timur Göksel, önceki gün NTV'nin sorularını yanıtladı. Göksel, mealen "Türkiye, Barış Gücü'ne hassasiyetle yaklaşmazsa Ortadoğu'da taraf olur ve bu da hiç iyi olmaz" dedi. Göksel, Türkiye'nin taraflarla görüşme yapmayı tercih etmesi gerektiğini, böyle bir diplomatik yeteneği olduğunu vurguladı. Göksel'in, diplomatik bir nezaketle işaret ettiği tehlike, bu toprağın çocuklarını ölüm tarlalarına gönderirken daha özenli davranmamız gerektiğini bir kez daha hatırlattı. Çünkü, yeryüzünün sinir uçlarında postallarımızla yürümeye başlarsak, Ortadoğulu bir halk olduğumuzu, bundan kaynaklanan hassasiyetlerimizi ve yeteneklerimizi unutursak, bir gün "reklamverenler" arasına girebiliriz. Ortadoğu'da kendi yatağımızdan başka yatacak yer bulamayabilir ve kendimizi "Kim ABD'yi daha çok seviyor?" yarışında görebiliriz. ecetem@hotmail.com "Reklamveren" olmayalım!