"Kirlenmek Güzeldir"

Hayatın ağzında durduğu gibi durmuyor cümleler! Televizyonda bir reklam var misal: Çocuklar oynamaktalar. Arkada Bülent Ortaçgilin "Benimle oynar mısın?" şarkısının müziği çalar. Ortaçgil, bir deterjan reklamına şarkısını satmışsa vardır bir bildiği, vardır herhalde bir darlığı... Hakikaten bir şey söyleyecek, bir şey soracak değilim. Hayat bu, olur. Neyse... Reklamın "sloganı" şu: "Kirlenmek güzeldir!" İstersen inan bakalım bu cümleye. Çocukların avuçladığı gibi avuçla hayatı, kirleneceğinden korkmadan. Bir kez bile kirlenmekten korkmadan avuçladığında hayatı, en yakın dostların, seni en iyi anlayanlar bile "yoldan çıktığını" düşünmeyecekler mi? Kenara çekip seni akla davet etmeyecekler mi? Kaç kişi olur insanın hayatında "Korkma! Atla denize!" diyen. Herkes senden daha fazla korkar boğulacağından... Niyeyse? Dünya ne kazıkçı bir namussuz aslında. Kurduğu cümlelere inanırsan eğer, parmağıyla gösterir seni herkese, güler, güldürür haline. "Aşk acısı çekmek güzeldir" der hayat. Çek bakalım öyle mi oluyor? Böğüre böğüre ağladığında etraftaki herkes seni yeniden "sağlığına" kavuşturmak için neredeyse senden fazla çabalamıyor mu? Terk edenin peşinden gidip yalvarmaktan kendini alamadığında "rezil" olmaman için en yakın arkadaşların bunun bir aşk değil, "sağlıksız bir saplantı" olduğunu anlatmıyorlar mı? Terapistlerin telefon numaraları yağmaya başlamıyor mu havadan? Görürsün ki, aşkın ve acısının şiirlerini okumaya bayılanlar bu kadar yakından görmekten ürkerler gerçeğini. Derhal tedavi ederler insanı. Çünkü kimse kahvaltı masasında istemez sabahları karnında bir bıçakla uyanan birini... Sağlıksız bir saplantı... "Kendin gibi ol!" der hayat. Ne de şeker bir cümledir bu, ne şirindir ağızdayken. Ama kendin gibi olsan kimsenin seni sevmeyeceğine bir yerde, bir eski anda öyle iyice bir inanmışsındır ki artık zaten o "kendinin" ne olduğunu bile bilmeyebilirsin. Kendi gibi olup somurtup otursan hep gülerek geçtiğin yerden arkadan demeyecekler mi "Depresif bu günlerde biraz" diye... Kendi olmak için, yıllar yılı kendin olmadığın herkesi, her şeyi, her yeri bırakıp gitmek gerekir. Bu cümleyi neşeyle, güya cesaretle kuranlar bunu göze alabilecekler mi? Onları terk edip gitmeni mesela, göze alabilecekler mi? Göze alabilmek... "Peşinden git kalbinin" derken ne kadar coşkuludur o sesler. Ya kalbin hiçbir şeyin peşinden gitmek istemiyorsa, kalbin bu koltukta, malak gibi durmak, beynin sulanıncaya kadar televizyona bakmak istiyorsa... Bu da katılır mı hesaba kalbin peşinden gidilmesi gerektiği coşarak söylendiğinde?"Ne istiyorsan onu yap, zorunda olduklarını değil" de derler misal, iyice hesabını kitabını yapmadan. Ya insan artık çabalamaktan vazgeçip mesela sadece dans etmek istiyorsa... Hiçbir şey anlamlı değilse...Hayat, yalancı, namussuz bir şey. Deterjan reklamlarında, diş macunu reklamlarında, araba reklamlarında, kendilerini hayatla ilgili bir şey söylemek zorunda hissetmeseler keşke... ecetem@hotmail.com Hayat yalancı, namussuz...