Kocaman kollar

Devrim Sevimay önceki günkü Milliyet’te, Delal Dink’e Hrant’ın ‘kocaman kollarını’ sormuş. Delal de şöyle demiş:
“Bir kere yüreğinin kocaman olmasıyla ilgili. İkincisi de benim babam gerçekten fiziksel olarak da kucaklardı insanları. Sıkı sıkı kucaklardı, pervasızca sarılırdı insanlara.”
Doğru, pervasızca. Ve bu ülke ne çok özledi o pervasızlığı o gittiğinden beri. Şimdi ne çok ihtiyacımız o pervasızlığa. Yeniden. Yine.

Protokol
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu bugünlerde partilerle görüşme yapacak. Konu, Ermenistan’la diplomatik ilişkilerin yeniden tesisi. İki ülke arasındaki protokolün Bursa’da Ermenistan-Türkiye arasında oynanacak futbol maçından bir gün önce, 13 Ekim’de imzalanması bekleniyor. MHP dışında “Yok, olmaz” diyen yok şimdilik. Protokol imzalandıktan sonra son söz Meclis’te olacağı için siyasi partilerin desteği gerek. Sadece Davutoğlu değil, Ermenistan Dışişleri Bakanı Edvard Nalbantyan için de kariyerlerinin en zorlu dönemlerinden biri başlıyor. Birbirini düşmanı görerek ve kendi ulusal kimliğini bu düşmanlık üzerine kurmuş, barışmaya hiç de ihtiyaçları olmadığına inanmış iki halkı yakınlaştıracaklar. Barışırlarsa içlerinde hangi yaraların iyileşeceğini bilmeyen, bilmek istemeyen iki öfkeli halk... Zor iş.

Derinlik meselesi
“Karşımızda tutulanı yanımızda hissedebilmek onu ancak yeniden insan olarak görebilmekle mümkündür.”
Bu cümle, önceki gün Birgün gazetesinde yayımlanan, Gazi Üniversitesi Psikiyatri Bölümü’nden Yrd. Doç. Dr. Serap Erdoğan’ın yazısından. Erdoğan, Hrant’ın anısına yazdığım ‘Ağrı’nın Derinliği’nden Ermenistanlı şair Silva Gabudikyan’ın kitaba da ismini veren cümlesine dikkat çekiyor:
“Ağrı sizin için bir yükseklik, bizim içinse bir derinlik meselesidir.”
Erdoğan, bir psikiyatr olarak bu cümlenin iki halk arasındaki barışın ipucunu taşıdığını söylüyor:
“Kendi zulmümüzün gözlerinden karşımızdakinin acılarının derinliğine, kurban edilişlerimizin öfkesine düşmeden bakabilmek ve bilebilmek içimizdeki her acıya karşılık onların yükseklerinde de acıların kol gezdiğini...”

Ermeni gençler
İpek Yezdani, fotomuhabir Bünyamin Aygün ile birlikte Erivan’dan yazıyor iki gündür. Yazı dizisinin dünkü bölümünde İpek, üniversiteli öğrencilerle konuşuyor ve açılıma ne kadar olumsuz baktıklarını anlatıyor. ‘Derinliklerinde’ ne acılar olduğunu, tıpkı bizim gibi bir düşmanıyla barışmaktan korkarak büyütüldüklerini biliyorum. Ama çocukların söylediği önemli bir şey var:
Protokoldeki tarih komisyonu meselesi.
İnsanlarının, acılarının ‘tarih komisyonlarında tartışılacak bir meseleye’ indirgendiğini düşünmeleri onları kırıyor muhakkak. Kürt-Türk meselesi için de geçerli olan bir konu bu ve daha önce de yazdım. Davutoğlu’nun bunu anlayacağından eminim:
İnsanların acılarına hürmet edildiğini bilmeleri gerekiyor. Bu, sadece diplomatik değil insani beceri de gerektirir.

Pervasız kollar
Hrant’ın böyle bir insani becerisi vardı. Delal’ın ‘pervasızca sarılırdı’ diye anlattığı o ‘kocaman kolların’ yaptığı buydu. Ne ki bu toprağın en güzel oğullarından biri İstanbul’da bir kaldırımda kaldı. Acısı hâlâ yüreğimizdedir. Tazedir. Bu yüzdendir ki Türkiye’nin, Türkiye halkının Ermenilerin acılarına hürmet ettiğini göstermesinin tek yolu Hrant’ın o kocaman kollarını o kaldırımdan kaldırmaktır. Bunun için de yapılacak en güzel şey o sınırın, bizden Hrant’ı alan sınırın üzerinden lanetin kaldırılabilmesi için yapılacak tek şey, Türkiye-Ermenistan sınırının açılmasını 19 Ocak’a, Hrant’ı kaybettiğimiz güne denk getirmektir.
Böylece Ağrı, her iki halk için de ‘derinliklerine’ hürmet edilen bir dağ; Ermenistan ve Türkiye, ortak oğullarını beraber anan iki halk olabilecektir.