‘Kötü’ ve ‘daha kötü’

‘Kötü’ ve ‘daha kötü’


Savaş muhabiri arkadaşım Mete Çubukçu bugünlerde Bağdat’a gitmeye hazırlanıyor. Sekiz yaşında bir oğlu var: Ege. Ege, babası Filistin’de ateş altında köşeye sıkıştığı zaman çok korktu. Babası Afganistan’dayken de korktu çok. Bu yüzden Irak’a yapılacak saldırıyla ilgili bütün haberleri en az babası kadar dikkatli izliyor. Babasının yine gideceğini biliyor. Ege, babası savaşa gidecek diğer çocukların aynısı... Haksızlığa uğramış gibi; kızgın, öfkeli.
Anlayamadığı şeyler oluyor Ege’nin. Hoş, biz de anlayamıyoruz ya! Babasına soruyor. Ege, geçenlerde televizyon izlerken babasıyla yine sormuş:
"Biz niye giriyoruz bu savaşa baba?"
Babası cevaplıyor:
"Oğlum, paramız yok bizim. Amerika da bize para verecek. O yüzden."
Ege hiç aralık bırakmadan, öyle düşünüp taşınmadan karşılık veriyor:
"Ama savaş fakirlikten daha kötüdür ki!"
Fakirlik "kötüdür" yani, "daha kötü" olan savaştır.

Dün Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök bir açıklama yaptı:
"İyiyle kötü arasında değil, kötüyle daha kötü arasında tercih yapıyoruz."
Özkök şöyle devam etti:
"Katılmasak da savaştan aynı zararı göreceğiz. Fakat zararımızın telafisi ve savaş sonrası söz sahibi olmamız asla mümkün olmaz. Şayet savaşanlara yardımcı olursak, zararımızın bir kısmı telafi edilebilecek."
Ege öyle düşünmüyor işte. Ege’ye sorarsan kötü olan fakirlik, ama daha kötüsü savaş. Ege’nin umurunda değil, "söz sahibi" olmak. Babasının "telafi edilemeyeceğine" takmış kafayı bi’ kere. Çocuk işte! Fakir ama haysiyetli bir ülkenin çocuğu olmak istiyor Ege. Ne yapacaksın, çocuk aklı!
Bu ülkede halkın dediği olsun istiyor Ege. Babası da Allah’ın belası savaşa gitmesin, giderse de savaş çıkmadan dönsün istiyor.

Ege de tuhaf çocuk, istekleri bitmek tükenmek bilmiyor. Bir kere tercihini haysiyetli bir fakirlikten yana koymuş bir halk sokağa döküldükten sonra o para pazarlıklarının kimin için yapıldığını anlamak istiyor. Uluslararası İlişkiler Profesörü Baskın Oran amcası demiş ki, "Eğer bu savaşa katılırsak bundan böyle Irak’ın kuzeyiyle ilgili kaderimiz ABD’nin iki dudağı arasında olacak". Ege takmış kafayı buraya. "Profesör amcanın böyle bir şüphesi varsa demek ki bir şey biliyor" diyor kendi kendine. Ege biraz da takıntılı bir çocuk yani, laf aramızda.
Ege bu işten anlamaz!
Şu da var, Ege biraz da bencil bir çocuk. "Ulusal çıkar" filan, bunlar umurunda değil. "Ulus" bir ülkede yaşayan insanların toplamından oluşuyorsa o ulusun isteklerinin üzerinde bir "çıkar" olacağına inanmak istemiyor.
Şu Ege’ye de bak sen! "Bu savaş biz istesek de çıkacak, istemesek de çıkacak" diye tekrarlanıp durulan cümle umurunda değil. Okulda, matematik dersinde, yumuş ellerini yanağına dayıyor, dalıyor. Defterdeki sayılar birbirine karışıyor. Babasını düşünüyor. Deftere bir damla deniz düşüyor. Kırmızı kalem de dağılır ya suyla, defter hep kan oluyor. İşte o zaman Ege’ye dokunmayacaksın. Çünkü Ege, ölüm korkusunu biliyor. Ege sekiz yaşında. Ege var ya, bu işlerden hiç anlamıyor!