Liberaller de artık muhafazakâr!

Konu, Türk Ceza Kanununda yapılan değişikliklerdi. CHP ve AKP, beş maddede yapılacak değişiklikler üzerinde uzlaşmıştı. Gazetenin "muştuladığı" ve "özgürlükte buluşma" olarak adlandırıp şahsi kanaatime göre kastını aştığı konu ise düşünce özgürlüğüyle ilgili maddelerdi. Bu coşkulu uzlaşma uyarınca, TCKnın düşüncenin ifadesini düzenleyen 312. maddesine "açık ve yakın tehlike" ölçütü getirilecekti. Yani düşüncenizi açıklayarak "açık ve yakın bir tehlikeye" sebep olursanız bu suç teşkil edecek yeni yasaya göre. Diğer bir sevinçli uzlaşma ise, habere göre, "Türk milletini, Cumhuriyeti, TBMMyi aşağılama" suçuyla ilgili olarak yaşandı. Bu suça verilen hapis cezasının alt sınırı 1 yıldan 6 aya düşürülecek. Dev adım! Maddeye yeni bir hüküm eklenecekmiş, ki o da şöyle:"Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç teşkil etmez". Doğru dürüst bir numara yok velhasıl. Ufak tefek iyileştirme yanılsamaları sadece. Zina tantanası arasına sıkışan, en az devletin yatak odasına girmesi kadar önemli olan devletin insanın kafasının içine girmesi hali hala geçerli. "Vatandaşına Girişken Devlet" hala iş başında!Fakat bahsedeceğim konu bu değil. Bana enteresan gelen şu iki sözcük: Özgürlük ve uzlaşma.Böyle bir manşetin, çıkışından bu yana liberal elitin temsilcisi olan Sabah gazetesinde yayımlanması son derece anlamlı ve ironik. Bu denli düşük standartlı bir değişimin böyle muştulanması en azından liberal elitin yirmi yıl öncesine göre bile beklentilerini ne kadar düşürdüğünü, sağa kaydığını gösteriyor. Düşünce özgürlüğünü engelleyen bir yasa maddesinin peşine sıkıştırılıverilen bir cümleden böyle sevinçle ve "özgürlük" gibi kocaman bir kavramla bahsedilmesi başka nasıl mümkün olabilir? Diğer yandan, Türkiye yakın siyasi tarihinin - bana sorarsanız - "büyülü" anahtar sözcüğünün böyle bir manşette tercih edilmesi de son derece anlamlı: Uzlaşma! Uzlaşmaya, yalandan da olsa "barışmaya" bu kadar meraklı bir Türkiye herhalde 1980den sonra kuruldu. İslami kesim ile sol entelektüel kesimin, Kemalist sol ile ırkçı sağcıların uzlaşmaları her zaman "tatlı bir şaşkınlık"la karşılandı ve alkışlandı. Nihayetinde "Türkiyeyi kurtaran parti" her zaman "dört eğilimi birleştiren" 1980 sonrası icadı ANAP değil miydi? Hala kimilerinin bir önceki kuşaktaki sağcıların Demokrat Parti dönemini "efsane" olarak anlatmalarına benzeyen bir tatta sözünü ettikleri... Bütün küskünlüklere son veren parti! Sabah gazetesinin dünkü manşeti şöyleydi: "Özgürlükte buluştular!" Seçim öncesinde çıkılan Anadolu yollarında "Türkiye muhafazakarlaşıyor" tespitini yaptığımdan bu yana epey zaman geçti. Bu tespit, daha ziyade Anadoludaki hayatın nasıl din haleli bir sağcı tutuculukla bastırıldığına dairdi. Fakat öyle görünüyor ki bu muhafazakarlaşma artık sadece taşrayla ilgili değil. Muhafazakarlaşma ve sağa kayışla birlikte "özgürlük" beklentilerindeki bu dramatik düşüş İstanbuldaki liberal eliti de ele geçirdi. Herkesin hep birlikte sağa kayarak "uzlaşması" başka nasıl sevindirebilir manşetleri? Bu acıklı noktaya nasıl gelindi? CHPlilerin "Aile korunuyorsa zina konusunda AKPye destek olabiliriz" diyecek kadar yerlere düştüğü bir siyasi kompozisyona nasıl varıldı? Birikim dergisinde bu ay Rıfat N. Balinin "90lı yıllar - medya temelli bir bilanço denemesi" başlıklı bir yazısı var. Enteresan bir "siyasi envanter". Tavsiye ediyoruz. ecetem@hotmail.com Rıfat Balinin yazısı