Meydanların istediği: 'Derin birleşme' ve samimiyet!

Kıyıdan Kimse Doğu Perinçek'i alkışlamadığı gibi uçakta tuhaf bir sessizlik oldu. "Konuşsaydım bunları söyleyecektim." İzmir-İstanbul uçağına girdiğinde mitingden dönen yolcular tarafından ayakta alkışlanan Türkân Saylan yerine oturur oturmaz, "Niye konuşmadınız Türkân Hanım?" sorusuna elime konuşma metnini vererek cevap verdi. Mitingi düzenleyenlerin "prensip kararıyla" yaptırmadıkları konuşma, aslında mitingin temel prensiplerine çok uygundu. Metne bakarken içeri Doğu Perinçek girdi. Mitingler için militarist, ırkçı, ulusalcı diyenlere duyurulur: Hiç yapılmadan alkışlanan konuşmada, tıpkı Hrant'ın eşi Rakel Dink'in söylediği gibi, "Küçücük çocukları katil yapan ırkçılığa karşıyız" deniyordu. "Asla olmayacak darbelere karşıyız!" deniyordu. "Biz bu topraklardan fışkıran yetenekli, kanaatkâr, namuslu, sevgi dolu insanlar" diye sesleniyordu konuşma. Adı anons edilmesine rağmen İşçi Partili gayretkeşler tarafından önüne barikat kurularak kürsüye çıkması ve konuşma yapması engellenen Türkân Saylan'ın konuşma yapmaması niye çok önemli peki? Yaptırılmayan konuşma Kitle, amorf. Ne istemediğini biliyor ama istediklerine (ki bunlar eşitlik, adalet, vicdan, laiklik, demokrasi, hukuk) hangi siyasi araçlarla, hangi liderlerle, hangi cümlelerle ulaşılacağına dair bölüm belirsiz. Sözlere ihtiyaçları var, yeni sloganlara, yeni taleplere. Onlara cümleler verebilecek düşünsel liderlere, aydınlara müthiş bir ihtiyaç duyuyorlar. Solda birlik diye sloganlar atılmasına bakmayın, şu anda hiçbir siyasi parti, hiçbir siyasi lider alanların heyecanını kucaklayabilecek durumda değil. Üstelik alanlar, siyasi partilerin önünde. Kitle, siyasi partilerden daha politik. Siyasi partiler kelle hesapları yaparken alanlar daha ideolojik ve teorik şeylerden söz ediyor. Sosyal demokrat siyasi partiler ise bu baskıyı "matematiksel" olarak algılıyor. Kaç kişi o partiden alırsak, buraya koyarsak ne olur hesabı yapılıyor. Hatta bu "birleşme baskısı" öyle bir hal almış ki soğukkanlı düşünecek halleri bile yok. İzmir'de DSP'den Ahmet Tan anlattı. Mitinge gelmişken İzmir'deki kayınvalidesinin Anneler Günü'nü kutlamak istemiş, telefon etmiş. Aldığı cevap şu:"Birleşmediyseniz hiç gelme evime!"Ahmet Tan'ın kayınvalidesi meydanlardan daha baskın çıkıp da DSP ile CHP'yi bir araya getirirse bilemem, ama meydanların baskısı bu birleşmeye yetmeyecek, orası belli. Solda 'kaynana baskısı' Üstelik meydanların istediği birleşme bu türden de değil. Dün İzmir'de kürsüden bağıran Tuncay Özkan, "Deniz Baykal burada, Zeki Sezer nerede?" diyordu. "Bayramda amca oğullarını barıştıralım" tarzı bir yaklaşım bu alandaki insanları "kandıramaz". Bu insanlar, bu insanları harekete geçirenler nereden baksanız en az bir darbe görmüş, gençliklerinde örgütlü siyaset yapmış insanlar. İstedikleri şey, gözlerinin boyanması değil. Onlar, "derin birleşme"yi istiyorlar. Bu heyecanı, bu dalgayı kucaklayabilecek bir birleşme istiyorlar onlar. Türkiye'yi ılımlı İslam rayından çıkarıp eski rayına oturtacak rüzgârı yaratabilecek bir birleşmeyi arzuluyorlar; "öpüşün-barışın" zavallılığında, kerhen bir yan yana durmayı değil. Derin birleşme İstemedikleri diğer şey de onlar bu kadar heyecanlıyken TV stüdyolarında şıpınişi, buz gibi ve mesafeli tespitlerin yapılması. Önceki gün, daha miting sürerken canlı yayın için arayan kanallar bana "Solda birleşme nasıl olur?" gibi sorular soruyordu. Profesyoneller sayı hesabına başlamıştı bile. Alanlar ise bunu değil, söylediklerinin anlaşılmasını istiyor. Türkân Saylan'ı bu yüzden alkışlıyorlar; kitleyi militarist bir yöne çekmek isteyen kürsü konuşmacıları çıkınca da bu yüzden arkalarını dönüp kendi şarkılarını söylüyorlar. Kürsüden, uzaktan, TBMM'den görünmüyor ama bu insanlar kendi şarkılarını söylüyor hakikaten. ecetem@hotmail.com Mesafeli tahlil