Muhafaza

Kıyıdan Bir süredir, ikide bir, aklıma geldikçe evdeki muslukları sıkıyorum. Bir yerden damlayan su sesi geldiğinde içime değiyor. Çünkü tek başımıza, sadece damlayan musluklarımızla dünyaya, ülkeye verdiğimiz zararı anlatan belediye afişleri iç yakıcı. Bir ayda dört ton su sadece bir tane damlayan musluktan kayboluyor. Bugünlerde muhtemelen bu meseleyi, "memlekette bu kadar mesele varken" son derece nahif, son derece dış kapının mandalı bulacak olanlar vardır. Oysa yangınlarla, küresel ısınmayla birlikte çölleşen bir Türkiye'de bugün en ciddi sorunumuz, her birimizin ve toplum olarak hepimizin sudan ne kadar tasarruf edebileceğimiz. Çünkü sürekli "bir çakıl taşını bile vermemek üzere" yemin edilen ülke aslında başka bir şekilde elimizden gidiyor. Bütün statükoyu muhafaza etmeye yeminli partiler, suyu nasıl muhafaza edeceğimizi o kadar da önemsemiyor.Geçen perşembe günü Şirin Payzın'la birlikte CNN Türk'te yaptığımız, muhafazakârlaşma konulu programın konuklarından biri yazar Latife Tekin'di. Programda defaeten bunları söyledi: Suyu önemsemiyorlar Uludağ'ı, Avrupa sokaklarına döşenecek graniti çıkarmak için deşecekler. Dağları nasıl muhafaza edeceğiz?Ormanları nasıl muhafaza edeceğiz?Suyu? Atina'da geçen günlerde bir gösteri oldu. Binlerce kişi sokaklara dökülüp "Ormanlarımız neden yanıyor? Yanmasın!" diye bağırdı. Aynı günlerde Bodrum yanıyordu. Bir gazetenin birinci sayfasında son derece isabetli bir foto-haber vardı. Arkada orman yanıyor, bir "beach"te insanlar güneşlenmeye devam ediyor. Başlık, "kılları kıpırdamadı" anlamına gelecek bir cümleydi. Belki kimsenin kalkıp don paça yangın söndürmeye gitmesi gerekmiyor. Ama yanan bir ağaca, hatta daha beteri bir ormana bakarken ağlayacak gibi olmaması, içinin yanmaması imkânsız gibi geliyor bana. Ama eğer kendi hayatlarının etkilenmeyeceğini düşünüyorlarsa...İstanbul'da bir süredir sokakta halı yıkayan kadınlara ceza kesiyorlar. Halılar tabii ki sadece varoşlarda sokaklarda yıkanır. Dolayısıyla yoksul insanlara muhtemelen yılda bir kez yıkadıkları halıya harcadıkları su için bedel ödetiliyor. Peki sahillerde yatabilen, bu ülkede ayrıcalıklı yaşayan insanların bu tasarruf seferberliğine katılması neden bu kadar zor? Büyük otellerin sürekli değiştirilen havuz suyu herhalde yıkanan halıdan daha fazla su çekiyordur. Alışveriş merkezlerindeki havuzlar? 'Beach'teki fotoğraf... Lüks sitelerdeki su harcaması?Ayrıcalıkları ve ekonomik farklılıkları muhafaza ederken suyunu muhafaza edemeyen bir ülke oluyoruz aslında. Ya da savaş uçaklarına göz kırpmadan para harcarken hâlâ orman yangını söndürme amaçlı havadan müdahale için doğru dürüst bir donanımımız yok. Ekonomik ayrıcalıkları ve devlet hassasiyetlerini muhafaza etmek için harcanan enerji ve para, bu ülkenin suyunu, toprağını ve ağacını muhafaza etmek için harcansaydı herhalde Türkiye de daha normal, daha aklı başında bir ülke olurdu.Ormanlar yanınca sokağa çıkan, kişisel olarak tasarruf etme bilincine sahip, doğa ve insan merkezli siyasi politikaların uygulanması için baskı yapabilen insanlar... En az damlayan muslukları sıkan insanlar, gereken şey budur. ecetem@hotmail.com Uçağa para yok!