Oğullarının elleri yerine beyaz mezar taşlarına dokunan annelere... Oğullarının, kızlarının yerine mezar taşlarına bile dokunamayan annelere... Çocuklarını savaşta yitirmiş Kürt ve Türk annelerine... Yeryüzünde onlara söyleyecek kifayetli bir söz icat olunamaz. Denenmesin bile.
Anlatmak mümkün mü, bölgede ‘yeni bir oyun’ kurulduğunu? Anlatsan neye yarar? Bütün o savaşın bu barış için yapıldığını söylemek bir işe yarar mı? Bütün o çocukların, evet, barış için öldüğünü söylense, kederin ne kadarcığını soğutur söylediğimiz?
Bütün annelerin, babaların, bu toprağa çocuğunu vermiş bütün insanların acısının önünde hürmetle eğilebiliriz ancak. Susarak. 

Yasın pençeleri
Ancak, bir gün, acı demlendiğinde, yasın pençesi kalplerimizden çekildiğinde bu ülkede ne olup bittiğini anlamak zorunda kalacağız.
Çocukların neden öldüğünü anlamaya başlamak zorundayız. Niye oldu bütün bunlar? ‘Öteki’ taraf ne yaşadı? ‘Orada’ neler oldu? Bunları konuşmak zorunda kalacağız.
Bu bilgiye lokma lokma erişmek için işte... Yani hiç değilse oğullarımızın niye öldüğünü anlamak için önümüzde bir ilkokul defteri açılıyor bugün. Geçmekte olan bir savaşın ve başlamakta olan bir barışın ABC’si gibi bir film: ‘İki Dil Bir Bavul’

Pamuk gibi film
Genç yönetmenler Orhan Eskisoy ve Özgür Doğan’ın, kameradan çok kalpleriyle çektikleri ‘İki Dil Bir Bavul’ filmi, Denizlili bir köy öğretmeninin Diyarbakır’ın Demirci köyünde Kürt çocuklarıyla yaşadığı bir yıllık serüveni anlatıyor.
Film, bir Kürt çocuğu nasıl büyür, Türkçeyi nasıl öğrenir, nasıl ezilir, nasıl ayağa kalkmaya çalışır, bunu söylüyor ilk bakışta.
Eskisoy ve Doğan, pamuk gibi bir film yapmışlar. Taştan başka oynayacak hiçbir şeyi olmayan, ‘hayata 5-0 yenik başlayan’ Kürt çocukların hayatının kapısını aralamışlar. Film, bir yandan da darbe sonrası öğretmenlerin nasıl hayattan, insandan ve ülkeden kopuk yetiştirildiğini de gösteriyor bir kapı aralığından. Hatta dikkatli bakarsanız o çocukların büyüdüklerinde neden dağa çıktıklarını da fısıldıyor, nerelerinden kırıldıklarını.
Sonunda ortaya öyle bir insan hikâyesi çıkıyor ki filmi alıp koynunuza sokasınız geliyor. Bu ülkeyi hiç sevilmemiş bir çocuğu seve seve iyileştirmek ister insan bazen, film bu duyguyu geçiriyor. 

‘Kürtler neden isyan ediyor?’
Film üzerine elbette söyleyecek çok söz var. Ama ‘İki Dil Bir Bavul’un bugünkü ‘acil’ önemi, ‘barış elçilerinin’ Mahmur ve Kandil kamplarından gelişiyle değişen politik denklemde bitmekte olan bir savaşın niye çıktığını, Kürtlerin neler yaşadığını anlatmasından kaynaklanıyor.
“Bu Kürt çocuklar niye Türkçe öğrenmiyor ki?”, “Niye anadilde eğitim diye tutturuluyor?”, “Bu Kürtler ne istiyor?”, “Kürtler niye bu kadar gürültü çıkarıyor?” sorularını, şovenlikten değil, hakikaten bilmemekten, anlamamaktan dolayı soranlara son derece içten ve hakiki bir cevap sunuyor film. Hem de en zarif biçimde. İnsandan insana bir konuşma. 

Acılar boşuna mıydı?
İnsanlar bugün son derece haklı olarak soruyorlar:
Peki biz bu acıları boşuna mı çektik?
Hiçbir şey boşuna değildi. Şimdi kapısını araladığımız barış olabilsin diye çekildi acılar. Bu kadarına gerek var mıydı? Bu sorunun cevabı hatta hesabı çocuklarımızı daha düne kadar ölüme çağıranlardan sorulmalı elbette.
Ama bütün bunlar niye oldu diye merak ediyorsanız, hiç kimsenin acısına saygısızlık etmeden cevabı verebilen bir film ‘İki Dil Bir Bavul’. Bugün neredeyse bütün büyük şehirlerde gösterilmeye başlandı. Gidin ve bakın. ‘Orada’ neler oluyor, gidin ve görün. Mutlaka.

EtiketlerKandil