Okul birincisi karakolda

Dersleri pekiyi olmasaydı, bir tek tane taş bile atsaydı, annesi peşinden gitmeyecekti. On gün sonra oğlunu bulduğunda artık mevlit okutup kurban kesmekten başka çaresi yoktu. Yediği dayak bir yana, kesilen saçlar bir yana. 'Gardiyana da söyledim, yönetmeliğe göre kesemezsin dedim ama dinlemedi' diyor. Şimdi içeri düştüğü anlaşılır diye kasketini hiç çıkarmıyor

Korku ve intikamın hayaletleri Çünkü... Orada, müthiş bir hızla efsaneleşir hikâyeler, insanlar ve acı. Hayber Kalesi gibi büyür anlatılanlar. An gelir, artık anlatılan hikâyelerin kime ait olduğunun, gerçekliğinin hiçbir önemi kalmaz. Çünkü hayatın gerçekliği efsaneler üzerine kurulur. Şimdi Diyarbakır bunu yaşıyor. Hakikatler, sözün gücüyle hayaletlere dönüşüyor. Diyarbakır'da korku, intikam ve karşı intikam hayaletleri dolaşıyor. Yaz sıcağında topraktan göğe titreyerek ağacak olan hayaletler bunlar. Diyarbakır'ın üzerinde bir hayalet dolaşıyor. Eğer efsaneler çocuk kalbine nüfuz etmişse artık Kürt meselesi ne kadar siyasilere ait bir meseledir? Siyasi iradeler sokaklardan taşan çocuk şiddetine, yoksulluğun şiddetine nasıl gem vurabilir? Kimi kez sadece şiddet için şiddet diyerek sokağa dökülen ve kaybedecek hiçbir şeyi olmayan çocukları kim temsil edebilir? Şiddet, herkesin bir aşiret hukukuyla bağlı olduğu Kürt liderlerin bile tam kontrol edemediği bir meseledir artık. Türk ve Kürt aydınlarının ne söylediği de efsaneler karşısında cılız bir su gibidir. Aydınlar ve efsaneler Hz. Süleyman Türbesi'nin bir duvarında bazalt taşı kırmızıya çalar ve bir YTL'ye yasin okuyan kız çocukları o lekenin Süleyman'ın kanı olduğuna inanır. Bu kırmızının kimyasal bir şey olduğunu kaç kez söyleseniz o kız çocukları inandıklarından vazgeçer? O kırmızı artık gerçekten daha gerçek bir efsanedir. Efsaneleri alt etmek için efsanelere gerek duyulmayan bir hayat kurabilmek gerekir.***Kapkaççıların motosikletle işe çıkma saati, marşa basılıyor Diyarbakır varoşunda. İhtiyar bir kadın, taş bir avluda, yalınayak, bir "kürsünün" (yöresel tabure) üzerinde, dizimi tuta tuta şöyle diyor:"Bizim oğlan o işlere bulaşmış olsa peşine gitmeyiz bile. Ama bizim çocuk öyle bir çocuk değil. Takdirnameleri avukatta kalmıştır, karnelerini göstereyim sana. Hepsi pekiyidir."Pekiyi olmasa?.."Babası yeni 'pas-pas' ameliyatı olmuştur. Abileri öğretmen. En küçüğüdür o, göz ağrısıdır. Öğretmenleri, okul müdürü, vali yardımcısı bile aradılar onu. Bir fotoğrafı da yok ki, çekmemişiz... Çekseymişiz... On gün bulamadık da sonunda Allah razı olsun komiser telefon etti, 'Burada' dedi. Mevlit okuttum, kurban kestik. Bir daha göstermesin Allah."O nerede? Akşam iniyor çünkü şüpheli mahalleye. Bazaltın kırmızısı "Derslerden geri kaldı ya... Öğretmeni çağırdı. Bak ne göstereceğim sana."Bir dekont geliyor avluya. "Devlet Parasız Yatılı sınavına girecekmiş, bilmiyoruz biz. 10 milyon yazıyor bak. Benim verdiklerimden biriktirmiş, bizden istemedi bile."Bekliyoruz onu taş avluda, Diyarbakır'da koca adamların bile korkup giremediği bir laciverdin ortasında. Ve açılıyor demir kapı, su gibi bir çocuk akıyor avluya. Kasketinin siperliğini kaldırmıyor hiç. Dama çıkıyoruz, sessiz. Sesi içine kaçmış bir çocuk konuşuyor sonra. 13 yaşında, "hepsi pekiyi", okulunun birincisi ve geleceğin ortopedisti... Annenin gurur belgesi "Cebimden 250 bin, bir kâğıt bir de kalem çıktı. Öğretmen 'Derslerinizde yararlı olur' demişti, elektronik sözlük için kupon biriktiriyordum. Gazete almaya çıkmıştım. Çocuklar taş atıyordu. Ben bayan polise 'Geçebilir miyim? Evim o tarafta' dedim. 'Geç' dedi ama ötekiler beni eylemci sandı. Karakolda götürdüler. Polis çok sinirlenmişti, çocukları dövüyorlardı. 4. Sınıftan bir çocuk gördüm, tanıdı beni. Ağlıyordu. Beni görünce hemen yanıma geldi, ondan sonra hiç ayrılmadı yanımdan. Karakolda üç gün ekmek peynir bir şişe pet su verdiler. Küfür attılar polisler çok. Okula dönünce anlatmadım. Bilsinler istemedim. Annemlere de anlatmadım bunları. Üzülüyorlar çok. Okuldakiler de öğrenirlerse çok konuşurlar, hep sorarlar. Bir de polisin küfür attığını öğrenmelerini istemedim. Çok korkmadım içeride. Biraz korktum. Suçlu olsaydım daha çok korkardım. İçeride 'suçsuzum' diyenler çıkınca dava açacaklarını söylediler. Ben bulaşmak istemiyorum daha fazla. Ortopedist olacağım ben. O olmazsa başka doktor. Ya Antalya'ya ya İstanbul'a gideceğim üniversite okumaya." 'Gazete için çıkmıştım' Kessem sözünü hiç konuşmayacak gibiydi, dinledim ben de:"Ben içerideyken ödevlerimi kaçırdım çok. Öğretmenler 'Senin yapmana gerek yok' dedi ama olsun, yine de yaptım ben. İki haftada bitti kaçırdıklarım. Devlet parasız yatılı için burs sınavına haziranda gireceğim. Kazanırsam çıkarım bu mahalleden..." 'Ödevlerimi kaçırdım' Kasketini iyice indirdi. "Niye hiç çıkarmıyorsun?" dedim. Şöyle cevap verdi:"Saçım buraya kadar (ensesini gösteriyor) geliyordu. Karakoldan cezaevine götürürlerken gardiyan 'Bit girmesin, şimdiden keselim' dedi. Ben 'O kadar kalmayacağım, suçsuzum' dedim, dinlemedi. Sonra bize kağıt dağıttılar, cezaevi kuralları vardı. Oradan okudum aslında kesmesek de olurmuş. Gardiyana gösterdim, 'Kesmesek de olurmuş' dedim. Zorla kesti saçımı. Asker gibi oldum böyle. Utanıyorum çok. Saçımı kesmeselerdi o kadar da... Yani şimdi belli oluyor saçımdan, içeride olduğum. O yüzden şapkayı çıkaramıyorum."Bütün Türkiye toplansa, taş atan çocuklara onun kadar kimse kızamaz. Ve bazen çocukların kalbini "Kökü sende" demek bile kurtarmaz. Taş avluda akşam oldu, oraletlerimiz bitti. K. içeri ders çalışmaya gitti... 'Saçımı kesmeselerdi bari' Polis çocuklarının da psikolojisi bozuk "Aleykümselam hemşerim. Memleket nire?" diye girdiler söze. Ben kadın olduğum için foto muhabiri arkadaşım Yurttaş'la konuşmayı tercih ettiler. Benim sorularımı da pek dinlemedikleri için soruları çoğunlukla Yurttaş sordu. "Halktan biri" gibi konuşurlarken bizimle çekirdekçi bir çocuk geldi ve sırlarını açık etti:"Polis amca çekirdek ister misin?"Başını okşadılar çocuğun ve gönderdiler, konuştuk biz de. "Çocuklar biraz hırpalanmış galiba?""Şimdi şöyle... Hepsinin cebinden 5 YTL çıktı. Yani bu çocuklar para almış bize göre. Anlayamıyorsun ki hangisi suçlu hangisi değil.""Sizin çocuklar nasıl?" diye soruyorum, o zaman yumuşuyor yüzleri:"Bizim çocukların da psikolojisi bozuk. Benim oğlan beş yaşında, pencereli odada yatmak istemiyor. 'Baba, camdan füze atarlar' diyor. Hak mıdır bu? Sokağa çıkamıyor çocuklar, okula gidemediler kaç gün."Diğer polis kendi çocuğunu anlatıyor:"Benimki bağırıyor evin içinde 'Teröristler geliyor baba!' Oyun sanıyor. İki oğlan evin içinde 'teröristçilik' oynuyorlar."Sonra hikâyeler anlatılmaya başlanıyor:"Bizim polis arkadaşlardan birinin oğlunu okul servisinden indirip dövmüşler." "Başlangıçta vurdukları acıdı, ama sonra acımadı. Daha çok babamdan korktum. İlk babamı görünce ağladım. Annem ağladı ama hiç konuşmadı. Korkuyor, bana söylemiyor. Ben de ona korkmasın diye bir şey söylemiyorum. Anlatmadım olanları, hiç anlatmadım. Korkuyorum, uyuyamıyorum diye bana bir ilaç aldılar, onu içiyorum."On üç yaşında A. Sağ kolu askıda. Ama sol kolunda... "Zeynep aldı bunu. Sınıftan bir kız. Seviyor beni galiba. Galiba değil de yani... Ben de yani... İşte öyle. Çıkınca geldi yanıma 'Geçmiş olsun' dedi. Sonra beze sarmış bunu (altın rengi, yeni saatini şıkırdatıyor kolunda) bana verdi. Güzel di mi?"Güzel... 'Bu saati Zeynep aldı, güzel mi?' "Light Kürtler" çocukları dışarı bırakmaz!Kurslar arasında koşturulan zengin Kürt çocukları ecetem@hotmail.com YARIN