Özgür'ler!

Özgür'ler!


     Bu akşam inadına çıkıyor sanki reklam. Cilalı İbo tren vagonunda -niyeyse elinde horozuyla cep telefonu insanlarına bağırıyor:
     "Özgür'ler!"
     Bir şeyler söylüyor, telefonla ilgili şeyler... Bilirsiniz, şirin görünen ve bir şeyler satmaya çalışan şeyler.
     Oysa...
     Ne bir tren vagonunda havalı "serüvenci" gibi takıldılar ne de bu hayatta fiyakalı fotoğraflar vereceğiz diye didindiler. Oysa hem fiyakalıydılar hem de bu memlekette "iyi ve özel insanlar" olmak gibi ağır bir serüvenden geçtiler. Ne vagona atlamaya benzer bu iş, ne gemilere inip binmeye; beter! O telefon reklamlarına çıkan, bankadaysa orta kademe yönetici olan, "serbest meslek grubundaysa" bir şekilde yırtmaya çalışan, avukatlık yapıyorsa ömrünün geri kalanında duracağı yere yerleşmeye çalışan, gazetedeyse "genç köşe yazarı" diye bir meslek tutturup gitmiş olanların (!) yaşındaydılar. Benim yaşımdaydılar yani. Bizim... Otuzların eşiği, başı, işte oralar.
     Otuz, insanların gizlice elendiği yaşmış meğer, bilemedik. Bilemedik ve gittiler.
     İki özgür'düler. Anneleri babaları bu memleketin acı çeken "o kuşağı" vardı ya hani, onlardandılar ihtimal. O yüzden kız ve erkek olmalarına rağmen, bizim kuşağın çoğu çocuğu gibi onlar da "özgür"düler. "Devrim" değil yani, "Tuğçecan" da değil. Anladınız mı? Bizim kuşak bu iki ismin çizdiği iki kaderin arasındaki farkı, o iki kaderin arasında tek başına yazmak mecburiyetinde olduğun hikayeyi, onun zorluğunu çok iyi bilir! Taraftarsız bir futbol takımı gibi, tek tabanca...
     Bir zaman birbirlerini sevmişlerdi, uzun sevmişlerdi. İki çok akıllı çocuktular. Bilim makaleleri yazarlardı. Bir ay önce biri, bir ay sonra biri derken, bu hayatta daha fazla duramadılar. Bir kız bir oğlan... Benim arkadaşımdılar. Gülüşleri geliyor aklıma... İki kişilik olanı da oluyormuş ölümün, Allah kahretsin, tutamadık, iki kişi gittiler. Müthiş zekice tasarladıkları incelikleri geliyor aklıma. Eğlenmek için uydurdukları oyunlar geliyor. Ama asıl oynamamaya karar verdikleri "oyunlar", kazanamayacakları için değil, kaybetmekten korktukları için de değil, kurallarını sevmedikleri için katılmadıkları oyunlar geliyor. Kravatsız ve tayyörsüzdüler, anladınız mı?
     Cilalı İbo gibi bağırtıp bir horozu, alıp onları karşıma "Allah kahretsin özgür'ler! Biz becerdiğimiz için mi buradayız?!" diye bağırasım geliyor yeterince uzağa gidecek bir vagonda. "Sanki biz çok mu şahaneyiz bu oyunda?" Niye gittiler ki? Bizim birbirimizden başka neyimiz vardı ki?!
     Bir şey söyleyeyim mi? Azız zaten. Çok azız. Birbirinizi tutun. Futbol takımı tutar gibi mesela, koşulsuz. Birbirinizin tarafını tutun yani, tutmalı. Çünkü Allah'ın belası hayatta... İyiler kazanmalı, anlıyor musunuz? Bir kereliğine. Denemeli hiç değilse. Berbat bile olsa bu fikir, komik bile olsa, şu kadar basit: Ölmeyin. Azız çünkü biz!
     Dönüp gülüşleri geliyor aklıma. Işık yüzlü çocuklar... İki küçük peygamber gibiydiler, zamanlaması kötü iki peygamber. Gidin bakalım şimdilik. Biz artık sizin yükünüzü de taşırız. Dünya şimdi daha ağır. Özgür'ler... Özgür'düler!