Porto Alegrede Türkiye var!

Dün itibariyle Tibet vatandaşlığına başvurmuş bulunuyorum. Çünkü buradan geldiğiniz gibi dönmek mümkün değil. Dünyanın tüm renklerinin ortasından hiç boyanmadan çıkılabilir mi?

Dünya Sosyal Forumu ve benzeri uluslararası muhalif ve sivil toplantılar sayesinde bütün dünya üzerinde bir tür "muhalif turizmi" oluştuğunu Porto Alegrede en net biçimiyle görmek mümkün. Muhalif turizminin elbette kendi meşrebince bir de muhalif hediyelik eşyaları, turistik hatıraları oluyor. Hediyelik eşyaların en iyi gideni elbette Che Guavera tişörtleri ve posterleri. Lula, iktidarı sayesinde, en düzgün giyimli haliyle poz verdiği kartpostallarıyla Che ile kapışıyor. En tercih edilen turistik hatıra ise eylemde fotoğraf çektirmek. Neredeyse herkes, herhalde ileride çocuklarına anlatmak için birbirine fotoğraf makinesi verip eylemde fotoğraf çektiriyor. "Devrimci coşkuyu" aniden bir kenara koyup poz verişleri görülmeye değer. Devrimci turistik gelir! "Devrimci duygulardan" çıkar sağlayanlar var yani! Bu bakımdan da onaylanıyor ki, bu iş biraz da turizm. Porto Alegre Dünya Sosyal Forumu için 30 milyon dolar harcandığını ve bu 30 milyon dolarla binlerce "favela" ahalisine ev sağlanabileceği düşünülürse... Hoşgörülebilecek bir durum yani. Diğer yandan böyle muhalif bir forumun parasal destekçilerinden biri Petrobras! Yani Brezilyanın en büyük petrol şirketlerinden biri. Tuhaf.Para kazanmanın yanı sıra Porto Alegre ahalisi epey eğlendi son dört gündür. Zira şehre gelenler dünyanın bütün müziklerini buraya taşıdılar. Topraksız Köylüler Hareketinin davulları bütün gün çalıyor. Üniversitenin koridorlarında Arjantinden gelen Piketeroslar saat başı şarkı söyleyerek geziniyorlar. Piketeroslar kriz sonrası Arjantindeki en güçlü hareket. Bir tür korsan gösteri mantığıyla mahalleleri ele geçiriyorlar ve komünler kuruyorlar. Son derece neşeli tipler. Böyle herkes bir tür devrimci havalardayken yerel gazetelerden birinin manşeti dikkatimi çekiyor: "Dünya Sosyal Forumu, beklenen geliri getirdi!" Sabaha kadar dens Sesler ve renkler sık sık birbirine karışıyor burada. Bu yüzden birden kendinizi daha önce hiç üzerine düşünmediğiniz meselelerin üzerinde düşünürken buluyorsunuz. Bir Fransız kolumdan tutup Tibet meselesini anlatmaya başlıyor. Nasıl oluyorsa beş dakika içinde sembolik olarak Tibet vatandaşlığına başvurmuş buluyorum kendimi. Zaten galiba kimse kendisi gibi gitmeyecek ülkesine. Hiç değilse ben, bugünlerde kendimi biraz Tibetli hissediyorum! Perulular şehir meydanından başlayarak her yerde hiç durmadan müzik yapıyorlar. Enteresandır, Türkiyede düğün salonlarında söylenip duran "Guantanameda... Oio Guantanameda" herhalde dünyanın her yerinden gelen insanların bildiği tek ortak şarkı olduğu için Dünya Sosyal Forumu marşına dönüşmüş durumda. Türkiye, duy sesimizi! Bütün bu renkli görüntüler bir yana dün Türkiye için çok önemli bir toplantı yapıldı Porto Alegrede. "Ünlü muhalifleri" bir araya getirip, onlardan barış mesajları alıp Türkiyeye gönderdik! Gönderdik diyorum, zira televizyon çekimlerini şahsen ben yaptım! Bütün bu çalışmayı ise Helsinki Yurttaşlar Meclisi üyesi Hale Akay yürüttü. Pakistan kökenli yazar Tarık Ali, Fransada anti - global hareketi başlatan çiftçi Jose Bove, Mısır kökenli yazar Samir Amin, Betrand Russel Vakfı Başkanı Ken Coates, Avrupa Sosyal Forumu düzenleyicisi Gustav Massiah, Helsinki Yurttaşlar Meclis Uluslararası Başkan Yardımcısı Arzu Abdullahovadan Türkiyedeki barış hareketine destek mesajları alındı. Baktık baktık durduk değil yani! Barış birleşir mi? Mesele şu ki, dört gündür herkes durmadan konuşmasına, tartışmasına ve eğlenmesine rağmen burada kimsenin enerjisi bitmek bilmiyor. Davostaki ağır, boğucu toplantılar düşünülünce... Buradaki herkes, hiçbir şey olmasa bile, olduğundan daha genç görünüyor. ecetem@hotmail.com Porto Alegre Dünya Sosyal Forumunun temel meselesi, tahmin edilebileceği gibi, savaşa karşı barış hareketini bütün dünya üzerinde birleştirmek. Yüzlerce küçük toplantıda, binlerce insan şu anda Porto Alegrede taktik geliştiriyor. Buluşma noktasını, zamanını kararlaştırmaya çalışıyorlar. Bir tür büyük randevu ayarlanmaya çalışılıyor. Randevunun içeriği, nasıl olacağı, neler söyleneceği belirlenmeye çalışılıyor. Bu yüzden hemen herkesin sesi biraz kısılmış durumda. Şehirdeki bütün otellerin (benim kaldığım olağanüstü berbat otel de dahil) odalarında, lobilerinde (gerçi benimkinde lobi yok ama neyse) sürekli, hiç bitmeyen bir konuşma dönüyor. Barış hareketleri tek tek eklenmeye, buradan yeryüzünü saran uzun ve sağlam bir zincir oluşturulmaya çalışılıyor. Olur mu peki?